"Erke dönergeci"nin ardından Genelkurmay'dan bir büyük buluş daha: "Karanlık savaş"!
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) tarafından Harp Akedemisi'nde düzenlenen "Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler" konulu uluslararası sempozyumda, açılış konuşmasını yaptı.
Konuşmada öne çıkan noktalar şunlar: Genelkurmay'ın amiyane "iç ve dış tehdit" söylem ve algılamalarının kapsamını olağanüstü genişletiyor ve "çok yönlüleştiriyor".
İşbirlikçi burjuvazi ve rejiminin yaşadığı sarsıcı kriz ve dönüşüme ilişkin bazı örtük değerlendirmeler yapıyor ve bu çerçevede ortaya yeni psikolojik savaş kavramları atıyor.
ABD, AB ve Rusya'ya, AKP Hükümeti'ne ve Güney Kürdistan Yönetimi'ne, Kürt halkına ve işçi sınıfı ve emekçilere, her birine Genelkurmay meşrebine ve son dönemki psikolojik harekat politikalarına uygun mesajlar veriyor...
40 yılı aşkın bir süredir devam eden soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sözünü doğrularcasına her alanda önüne geçilmez bir şekilde esmeye başlayan değişim fırtınası, alışık olduğumuz, benimsediğimiz, politik, ekonomik ve güvenlik stratejilerini dayandırdığımız parametrelerin çoğunu sarsmaya hatta ortadan kaldırmaya yönelmiş durumdadır.İşbirlikçi burjuvazi ve temel organları, artık bu tespit de ortaklaşmış durumdadır. Bağımlı kapitalizm ve üstyapısının dayandığı "çoğu" ekonomik, toplumsal, ideo-kültürel, politik, askeri parametreleri / paradigmaları, toplumsal - uluslararası işbölümünü, organizasyon biçimini ciddi biçimde sarsmakta, dikiş tutmaz hale getirmektedir. Şiddetlenen kriz ve sarsıntıların da gösterdiği gibi: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!”
Uluslararası güvenlik ortamı son derece değişken ve öngörüleri zorlaştıran bir hal almıştır. İşte bu değişim sürecini doğru algılayabilen toplumlar, algılamayan veya yanlış algılayan toplumlar, kendi geleceklerini olumlu veya olumsuz etkileyeceklerdir. Değişim sürecini zamanında algılayamayan toplumlar maalesef değişim sürecinin sonucunu seyretmekle yetineceklerdir.Konuşması boyunca defalarca “yanlış risk ve tehdit algılamalarının dehşetli sakıncalarını” vurguladıktan sonra, lafı “doğru güvenlik algısının” nasıl olması gerektiğine getirerek, herhalde Genelkurmay psikolojik harp ve stratejik etüd dairelerinin ortak imalatı olan “karanlık savaş” kavramlaştırmasını torbadan çıkarıveriyor:
Yaşadığımız dünya soğuk savaş sıcak savaş gibi evrelerden karanlık savaş dönemine girmiş bulunmaktadır.“Karanlık savaş” ne midir? Yalnızca askeri değil, ekonomik, politik, sosyolojik, psikolojik, enformatik her şeyin “iç ve dış tehdit” ve savaş kapsamına alındığı bir paranoid şizofren savaş toplumu yaratma çabasının adıdır:
Bugün artık güvenliği, içinde sadece askeri değil, siyasi, hukuki, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik etmenlerin olduğu bir çerçevede tanımlamak gerekmektedir. Bunun yanında risk ve tehditlerin kaynağının, zamanının ve şeklinin önceden tayin edilmesinin soğuk savaş döneminin aksine imkansız bir hale geldiği yeni güvenlik ortamında mücadele alanı da bütün dünya olarak ortaya çıktı. Çünkü tehdidin ne şekilde ve ne zaman karşımıza çıkacağı belli değil. Tehdit, ülkelerin gücü ve kabiliyetleri karşısında çok cılız gibi görünse de, sahip olduğu imkanlarıyla istediği yer, zaman ve şekilde, istediği etkiyi yaratabilecek asimetrik güce sahiptir. Bugün bunları Afganistan'da, Irak'ta birçok yerde yaşıyoruz.Kısacası 11 Eylül sonrası, her şeyin ve herkesin tehdit olarak görüldüğü, ya da duruma göre kılıfına uydurulan “önleyici vuruş” benzeri, post modern savaş konsepti. “Teröre destek veren herkes teröristtir” sözünün kapsamını ve hedefini ayrıca belirtmeye gerek yok. Fakat dahası var:
Bir ülkeyi zayıflatmak için kullanılan askeri seçenekler, artık zorunlu görülmedikçe tercih edilmemektedir. Bazı güçsüz ülkeler, terörizm ve kitle imha silahlarının sağlayacağı caydırıcılıktan faydalanma yoluna gitmekte, bazı ülkeler ise ayrılıkçı hareketlerin desteklenmesi ve bilgi harekatının veya psikolojik harekatın kullanılması, ekonomik saldırı gibi asimetrik stratejileri ön plana çıkarmaktadır.
Terörizm ne kadar uluslararası hukuka aykırı bir sorun ise, ayrılıkçı hareketlerin desteklenmesi, dışarıdan yapılacak etkilerle ülkenin egemenlik hakları hatta rejiminin değiştirilmesine çalışılması da o kadar tehlikeli ve hukuka aykırıdır. Bu kapsamdaki tehditleri iç tehditler, bölgesel tehditler ve küresel tehditler olarak 3 halkada ama tek tek değil, birlikte ele almamız gerekmektedir.