Cuma, 1 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)
Mekanizmayı kendi elleriyle kendileri kurdular. Aralarındaki iktidar dalaşında arkalarındaki toplumsal desteği büyütebilmek için Kürt sorununda "şahinlik" yarışına çıktılar. Ortada kolayca köpürtülebilecek hazır şoven bir gericilik birikimi vardı zaten.
“Kürt siyaseti” adına bunu kolaylaştırıp çanak tutan akılsızca eylemlerin, tükürdüğünü çoğu kez hemen arkasından yalayan ikiyüzlü yalpalamaların, daha çok ABD'ye güvenen altı boş efelenmelerin de yardımıyla özellikle küçük yerleşim birimlerinde, kendilerini savunma olanakları fazla olmayan yoksul Kürt emekçilerine karşı her an zincirlerinden boşanabilecek kudurgan bir gerilimin yaylarını germekle kalmadılar, Güney'e karşı yeni bir sınır ötesi operasyon beklentisi ve basıncını da elleriyle büyütüp yoğunlaştırdılar.
Şimdi mekanizmasını elleriyle kurdukları bu bombayı birbirlerinin kucağına atıp karşı tarafın elinde patlatmak için nasıl kıvırtacaklarını bilemiyorlar.
Bonapart özentisi Genelkurmay Başkanı, 12 Nisan'da düzenlediği basın toplantısında kamuoyu önünde tetikledi süreci:
Kuzey Irak'a askeri bir harekat düzenlenmesine ihtiyaç var mı, var! Bu faydalı olur mu, evet olur!
Buradaki amaç açıktı: Toplumda büyüyen Kürt düşmanlığı rüzgarını arkasına alarak iktidar savaşına tutuştuğu
AKP Hükümeti'ni köşeye sıkıştırmak!
14 Nisan ve sonrası
“sivil toplum harekatı” sırasında da faydası görülen bir hamle oldu bu
Ordu Partisi hesabına.
Arkasından bir hafta kadar önce hükümetin karşı hamlesi geldi. Bu kez
Başbakan televizyonlara çıkıp,
“Eğer böyle bir ihtiyaç varsa, Genelkurmay yazılı izin başvurusunda bulunsun verelim” diyerek topu yine karşı sahaya geçirdi.
“Kimseden korkusu olmayan cengaver” görüntüsü çizmeye pek meraklı
imitasyon Bonapart'tan karizmayı fena halde çizen tırsaki bir yanıt geldi buna:
Yazılı başvuruya ne gerek var canım? Biz talebimizi basın toplantısı ile dile getirdik ya...
Bu top tenis maçındaki gibi iki yarı saha arasında neden gidip gidip geliyor? İki büyük korku nedeniyle: Bunlardan
birincisi, her ikisinin de ağababası olan ABD'nin böyle bir harekata göstereceği tepkiden duydukları korkudur;
ikincisi ise, topluma
“çözüm” gibi sunulan o sınır ötesi operasyon macerasına kalkışılacak olursa şayet, doğacak askeri, siyasi, ekonomik ve toplumsal felaketlerin, saplanılacak batağın tarih önündeki sorumlusu olmaktan duyulan korkudur.
PKK'nin gerilla mücadelesini başlattığı
1984 yılından bugüne kadar Türkiye,
“Kuzey Irak” olarak tanımladığı
Güney Kürdistan'a yönelik tam
26 sınır ötesi harekat düzenlemiş. Bunlardan özellikle 3 tanesi, bugünküne benzer büyük bir yığınak ve güç kullanımına dayalı büyük operasyonlar olmuş.
Fakat bugün açık bir ihanetin batağında yaşayan
Osman Öcalan çapsızının ahmaklığı yüzünden
'cephe savaşı' yürütülmeye kalkışıldığı için PKK'nin daha ağır kayıplara uğradığı
1992'deki harekat dışında bunların hemen hepsi Türk Ordusu'nun başarısızlığının yanında büyük kayıplar vererek geri çekilmesiyle sonuçlanmış.
Zaten bugüne kadar yapılan harekatların kar etmemekle kalmayıp her seferinde daha büyük bir sınır ötesi operasyon düzenleme ihtiyacı duyulmasının kendisi bile bu yolun yol olmadığının görülmesi için yeterli değil midir? Kaldı ki bunun başka taze örnekleri olarak, ABD'nin
Irak'ta içine düştüğü durum ile
İsrail'in geçtiğimiz yaz
Lübnan'da burnunun nasıl sürtüldüğü ortadadır.
Kürt sorununda şiddete dayalı inkar ve imha politikalarında hala ısrar etmek, sadece askeri bakımdan değil ondan da önce siyasi ve toplumsal bakımlardan yeni felaketler üretmekten başka hiçbir sonuç doğurmayacak olan çıkmaz bir yoldur.
Bir parça akıl ve iz'an sahibi olmanın bile görmek için yeterli olacağı bu gerçeği, generaller ve politikacılar görmüyorlar mı? Hem görüyorlar hem de deneylerinden biliyorlar! Peki bu azgınlık yarışı niye? Dedik ya, yüreklerini de akıllarını da korku teslim almış!
"Kürt korkusu", "bölünme korkusu", "Kürtlerin devletleşmesi" korkusu bir yandan;
"ABD'nin hışmına uğrama korkusu", "yalancı pehlivanlığın foyasının dökülmesi korkusu" öte yandan bunları zıvanadan çıkarmış.
Tabii işin arka planında, seçim döneminde iyice kızışan bir
iktidar, güç ve yetki paylaşımı savaşı var. Gözlerini kan bürümesinin, birbirlerine o efelenmelerin, tabii bu arada her yolu ve yöntemi kullanarak toplumsal akılsızlığı kendi peşlerine takma yarışı içine girmelerinin asıl belirleyici nedeni de bu!
Bu temelde bir yarış, Kürt ve Türk binlerce gencecik fidanın daha kırılmasına yol açarmış, Türklerle Kürtlerin arasını biraz daha açar araya yeni kan davaları sokarmış, bu kez sadece Kürdistan'ın her iki parçasını değil Türkiye'yi de yangın yerine çevirmekle kalmayıp bölgenin tüm halklarına yeni acılar getirecek zaten tehlikeli bir gidişi biraz daha tırmandırırmış, bütün bunlardan başta ABD ve İsrail siyonizmi olmak üzere puslu havayı seven ve ortalığı biraz daha karıştırıp
İran'a yüklenme fırsatını kollayan çakallar yararlanabilirmiş, bu arada Türkiye'de ekonomi ve siyasi dengeler alt üst olmakla kalmayıp darbecilere, emperyalist ve işbirlikçi tekelci kan emicilere, mali sermaye asalaklığına, vurgunculara gün doğarmış... bu gözüdönmüşlüğün umurunda bile değil!.. Siyaseten ve ekonomik olarak
“krize yatırım yapan” bazılarının yaratmak istedikleri ortam da bu zaten.
Aslında nasıl bir ateşle oynadıklarını bir kez daha görüp anlasınlar, boylarının ölçüsünü bir daha alsınlar diye,
“Sıkıysa yapın da görelim!” diyesi geliyor insanın ama, dökülecek kanları, yaşanacak acıları, işlenecek insanlık suçlarının olası boyutlarını ve doğabilecek diğer felaketleri şöyle bir düşününce,
“Herkes aklını başına toplasın! Kimse ateşle oynamasın! Savaş bir oyun değil! Buna çanak ve alkış tutmak, işlenmek istenen insanlık suçlarına ortak olmaktır!” haykırışı tereddütsüz ağır basıyor!..