Cuma, 1 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)
2007 seçimleri için adaylık başvurularının tamamlanma süresi yaklaşırken, parti ve bloklardan adaylığı netleşen isimler de açıklanmaya başladı. Netleşen aday isimleri, yalnızca at yarışında kimlerin yer alacağını ortaya koymakla kalmıyor. Asıl önemlisi, seçimlere arka plan oluşturan dönüşüm süreçlerinin ve programlar savaşının her şeyi olduğu gibi, partiler ve politik bireyler üzerindeki etkilerini de gösteriyor.
Adaylardan bazıları, zaten şu ya da bu parti ile özdeşleşmiş, ya da o partiden aday olması öngörülebilir isimler. Örneğin, generaller, eğer halen bir şirketin yönetim kuruluna kapak atmamışlarsa, seçimlerde adaylık için MHP ya da CHP'yi tercih ediyorlar. YAŞ kararlarıyla ordudan ihraç edilen subaylar ise, AKP'yi. Kürt illerinde DTP dışındaki partilerde kazanma olasılığı yüksek aday adayları AKP'den... İşkencecilik gibi “uzmanlık”lardan gelenlerin tercihi MHP oluyor genellikle. Bunların bazıları, “Hortum Süleyman” ya İbrahim Dedeoğlu gibi öyle yıpranmış isimler ki, MHP bile bunları vitrine koymayı istemiyor.
Ancak, bazı adaylar da var ki, seçimlere katılacaklarını açıkladıkları parti isimleri şaşkınlık yaratıyor. Bunlar, politik kimliğini “sır gibi saklamış” bürokratlar değil elbette. Bir bakıyorsunuz, yıllardır “solcu hukukçu” kimliği ile bilinen Prof. Dr. Zafer Üskül gibi bir isim, ya da Alevi cemaatinin “kanaat önderleri”nden Reha Çamuroğlu, AKP'den aday olmuş. Bir bakıyorsunuz, Çağdaş Hukukçular Derneği'nde uzun yıllar çalışmış olan Av. Ayşenur Bahçekapılı da öyle.
"Keskin virajcılar" tecrid edilsin
İçerisinden geçtiğimiz sürecin bütün çakılı çivileri yerinden oynatmasından AKP'nin vitrin oluşturmada Özal yöntemlerini uyguladığı burjuva pragmatizmine, kimilerinde kişisel ikbal hırsına dek bir dizi temel ve tali nedeni var bu durumun. Ancak, bu kapsamda düşünülmediğinden, kamuoyunda sürpriz, şaşkınlık yaratan isimler de bu tür
“U dönüşü” biçiminde bir geçiş yapanlar.
“Sol”dan
“sağ”a döndükleri için onlar suçlanıyorlar.
Bu bir yanıyla gerekli de elbette. Kitle ve meslek örgütleri, emekçi sınıfların çıkarlarıyla açık bir çelişki halindeki düzen partilerinden aday olan üyelerini ihraç etmeliler. Onların birer
“emeğin temsilcisi” kılığıyla parlamentoda boy göstermelerine, bu yolla emekçileri aldatmalarına izin vermemeliler.
Örneğin 1999 seçimlerinde
Rıdvan Budak'ı güle oynaya meclise gönderen sendikalar, onun artık 15 günde 15 yasanın, 19 Aralık katliamının sorumluları arasında sayıldığını unutmamalı. İçlerinden çıkan ve halka karşı birer keskin kılıç olarak çalışacak olan bu sözde
“vekiller”i desteklemek şöyle dursun, üyelerini onlara karşı uyarmalı...
Bunlar, elbette ki olması gerekenler... Ancak, şimdiden
“işçi-emekçi adaylar”ı destekleyeceğini açıklayan
Türk-İş'ten, 14-29 Nisan ve sonraki kontra mitinglerde Alevi kitlelerinin hazır kıtalar olarak bulunmasının yolunu açan ve CHP-DSP'ye açık destek veren
Alevi Bektaşi Federasyonu'na, yine CHP-DSP'yi destekleyeceğini açıklayan
DİSK'in tutumuna dek, durumun gösterdiği, bunların bir kez daha
“kılavuz karga”dan başka bir şey olmadığı...
Bağımsız ortak adaylar açıklandıkça...
Bağımsız ortak adaylar da bir bir açıklanmaya başladı.
DTP, Kürt illerinde çıkardığı bağımsız adaylarla birlikte,
Bağımsız Ortak Adaylar Bloku'nun da isimlerinin bulunduğu listeyi kamuoyuna duyurdu.
Bugün de İstanbul 1. Bölge'den bağımsız aday olan
Prof. Dr. Baskın Oran, bir basın toplantısıyla adaylığını duyurdu. Kimler destekliyor AB'ci, bu sıfatla AKP'ye bile güzellemeler düzmüş Baskın Oran'ı?
Adalet Ağaoğlu, Ahmet Hakan, Ali Bayramoğlu, Prof. Dr. Ayşe Buğra, Aziz Çelik, Berat Günçıkan, Celal Başlangıç, Ece Temelkuran, Prof. Dr. Gencay Gürsoy, Prof. Dr. İlhan Berktay, Marianna Yerasimos, Doç. Dr. Murat Yeğen, Prof. Dr. Mete Tunçay, Murat Çelikkan, Nuray Mert, Oral Çalışlar, Oya Baydar, Ömer Laçiner, Pınar Selek, Rakel Dink, Rüstem Batum, Suavi, Şanar Yurdatapan, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Tarhan Erdem, Tayfun Mater, Yeşim Ustaoğlu...
Bu isimlerin ortak paydası ne? Her biri kendine özgü renklere bürünmüş, ancak kimyasal bileşimi aynı olan su katılmamış bir liberalizm değil mi?
Emeğin çıkarlarını, en küçük kazanım için bile çok daha sert mücadeleler verilmesi gerektiği bağıra bağıra gelen bir dönemde bunlar mı savunacak?
Baskın Oran, Ahmet İnsel, Ahmet Hakan... tersanelerde denize düşüp aylar sonra cesedi bulunan işçilerin acısını ne kadar bilecek?
F tiplerinde birbirine kitap göndermesi bile yasak olan tutsakların hangi talebini ısrarla yükseltecek?
Kürt halkına yönelik saldırganlığa hangi göğsünü siper edecek?
Emekçi kadınların yoksunluklarını, öfkesini nasıl dillendirecek?
“Bir bebekten bir katil yaratan” sistemin üzerine hangi sınıf bilinçli emekçinin cesaretiyle yürüyecek?
Düzen partilerinde yaşanan filmin bir kopyasının liberaller tarafından emekçilere seyrettirilmesine kim dur diyecek?