"Olayların arkasında JİTEM var"

Sakarya'daki linç girişiminin ardından bir astsubayın çıkması ve şimdi de Abdülkadri Aygan'ın açıklamaları:

GÜNCEL
Cumartesi, 9 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Fırat Haber Ajansı - Birgül Özbarış

Danıştay saldırısı sonrası yakalanan Alparslan Arslan'la JİTEM kurucularından emekli General Veli Küçük arasındaki ilişkinin fotoğraflarla deşifre edilmesi, Azerbaycan, Çeçenistan ve Balkanlarda çetecilerin eğitimden geçirildiğini de açığa çıkardı.

Danıştay olayı sonrası Türkiye 2007 yılına Hrant Dink suikastiyle girerken, "derin" gelişmeler peş peşe geldi. Şemdinli ve Atabeyler çetesinin aklanması sağlanırken, Hewler, Maxmur patlamaları, Anafartalar çarşısı olayı, Süleymaniye'de peşmergelerin Türk timi üzerinde suikast silahı bulmaları, Sakarya'da Haziran başında bir Kürt işçisine yönelik linç girişimi gibi olaylar gündemi altüst etti.

Gelişmeler JİTEM'in en karanlık dönemi olan 1990'ları hatırlattı. Bu dönemin yaşayan tanıklarından JİTEM eski üyesi Abdülkadir Aygan ANF'nin sorularını yanıtladı.

Kontrgerilla planlamasına dikkat çeken Aygan, bugün ortaya çıkan olaylar zincirinin halkalarının nerelerde birbirine eklemlendiğini çarpıcı örneklerle ortaya koydu:

17-18 yaşındaki gençler gidip din ve milliyetçilik adına cinayetler işlediğinden söz ediliyor. Ortaya atılan bu gençlerin perde arkasında da JİTEM var. Türkiye'nin her kurumuna söz geçirecek güçtedirler. Veli Küçük gibi generaller 90'dan beri kafalarında şekillendirdikleri hayallerini bugün bu şekilde yürütüyorlar. Ersever sivil alanda kendi deyimiyle milliyetçi ve şehit aileleri örgütlemek istiyordu. İşadamlarını büyük holdingleri maddi alanda mücadelesine seferber etmek gibi bir fikri vardı. Bugünkü manzaraya baktığımda onun istedikleri şimdi gerçekleşiyor.
JİTEM adına çalıştığı dönemdeki ilişkilerini, JITEM kurucularından Cem Ersever ekibiyle işledikleri cinayetleri, dönemin Jandarma Asayiş Komutanı Orgeneral Necati Özgen'e tercümanlık yaptığı süreci JİTEM maaş bordrosunu da göstererek daha önce açıklayan Abdülkadir Aygan, Türkiye'de yaşananların bu dönemi hatırlattığını vurguladı.

ANF'nin sorularını yanıtlayan Aygan şunları söyledi:
Türkiye'deki gelişmeleri takip ediyorum. Olup bitenler benim gözümde 1990-91 yıllarını hatırlatıyor. O dömen tartışılan durumlar vardı ve bunlar bugün ortaya çıkıyor. O dönem Cem Ersever'in yaptığı bazı konuşmalar vardı. Kafasında tasarladığı bazı planlar gözümün önüne geliyor. Bu planlardan birincisi resmi askeri güçlerle gerilla savaşına karşı başarılı olamayacağını belirterek kontrgerilla hareketinin olması gerektiğini her seferinde dile getiriyordu.

Ancak bu örgütlenme ile başarılı olunacağını belirterek üstleriyle görüş-alışverişi yapıyordu. Öldürülmeden öncede Ankara'da bu planının açtı, ama destek bulamamıştı. Bu fikirleri kabul edilmeyince ardından Eşref Bitlis öldürüldü. Daha sonra bu rahatsızlığını basına yansıttı. Bazı basın organlarına açıklamalarda bulunduğu için askeri teşkilat onun hakkında dava açtı. Yargılamaya başladılar ve alttan altada JİTEM içerisinde onun anti-propagandasını yaptılar. Onun hain olduğu belirtiliyordu. Daha sonra kendilerince bir haini cezalandırdılar. Cem Ersever'in diğer bir planı ise mücadelhesini sivil alana taşımaktı.

"ERSEVER'İN İSTEDİKLERİ ŞİMDİ YAPILIYOR"


Ersever'in sivil alanda miliyetçileri öegütlemek, holdingleri sürece dahil etmek projesinin şimdi hayata geçirilmekte olduğunu kaydeden Aygan şöyle devam etti:
Ahmet Aydın adıyla bir kitap yazmıştı ve bu kitabı teorik alanda birikimli ve uzur bir örgütsel geçmişe sahip olan JİTEM'in asayiş komutanlığında sivil memur olan itirafçı Ali Ozansoy ve Mustafa Deniz kendisine yardım ettiler. O kitabında da bunları dile getirmişti. Sivil alanda kendi deyimiyle 'mücadelenin başa götürülmesi' için kendilerince milliyetçi yurtsever dedikleri ve şehit aileleri örgütlemek istiyordu. İşadamlarını büyük holdingleri maddi alanda mücadelesine seferber etmek gibi bir fikri vardı. Bugünkü manzaraya baktığımda onun istedikleri şimdi gerçekleşiyor. 17-18 yaşındaki gençler gidip din ve milliyetçilik adına cinayetler işlediğinden söz ediliyor. Kafalar kesilirken ortada birkaç genç var. Sanki bunlar kendi başına hareket ediyormuş gibi kamuoyunun kafasında bir imaj yaratılmaya çalışılıyor. Oysa işin gerçeği böyle değil.

"JİTEM HER YERDE"


JİTEM'in ordu içinde yer alan bir zihniyet olduğu için her yerde görüldüğünü kaydeden Aygan, "Savaş bir bütün olarak sürdürülüyor. Bu nedenler bu gençlerde olmak zorunda. JİTEM derken bir şirket bir kuruluş gibi görmemek gerekiyor. Onlar her yerdeler ve her zaman ortaya çıkarlar. Bu ordu içinde yer alan bir zihniyettir. Bu zihniyete sahip olanların oluşturduğu ister istihbarat birimi olsun ister başka birisim olsun bunlar JİTEM elemanlarıdır ve bugünkü olayları yapanlarda onlardır. Ortaya atılan bu gençlerin perde arkasında da JİTEM var. Bunlar kendi başlarına buyruk oldukları gibi Türkiye'nin her kurumuna söz geçirecek güçtedirler. Hangi kuruluşa giderlerse gitsinler işlerini yaptırırlar. Yetkileri sonsuzdur Türkiye'de. Yani devletin tüm maddi manevi desteği de bunların hizmetindedir" dedi.

VELİ KÜÇÜK TAKTİKLERİ...


Hrant Dink'in 301. maddeden yargılanırken tehditleriyle gündeme gelen ve Dink suikasti sonrası adı sıkça telafuz edilen, Edirne, Van, Eskişehir, Ağrı ve Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanlıkları görevlerinde bulunan en son Giresun Jandarma Bölge Komutanlığı yapan, Susurluk Komisyonu'na da çağrılarak ifadesi alınan Veli Küçük'ün önemine dikkat çeken Aygan şöyle devam etti:
Bugünkü manzarada Veli Küçük gibi generaller 90'dan beri kafalarında şekillendirdikleri hayallerini bugün bu şekilde yürütüyorlar. Sivil halkı harekete geçirip Kürtlere ve azınlıklara karşı dikmek istiyorlar. Bu mücadelede başı çekenleri ya da aktif destek veren herkes hedeftir. Onların işi budur. Amaç ise halka korku vererek bir daha ayağa kalkmamak için bu yöntemleri seçmişlerdi. Sürekli halkın üzerinde bir korku oluşturmak açısından bu yöntem onlar açısından en güzel taktiktir.

PKK İÇİN SIZMALAR


Aygan bu ortamda PKK içine sızmalara da işaret etti:
Öte yandan PKK içine birde itirafçı yerleştirmek üzere planlar vardı. Geçmişte PKK'yi kuran grup saflarını genişletirken katılanları çeşitli denemelerden geçirerek alıyordu. Ancak örgüt büyüdükçe bu eleme azaldı ve JİTEM için kaçınılmaz bir durum ortaya çıktı. Eskiden kimin ne olduğu bilinirken 93'lerden sonra saflarda büyük bir katılım olunca içerden Avrupa ve diğer parçalardan katılım oldu. Ancak bu katılım sırasında içe sızmada çok fazla yaşandı. Denetim çok zayıftı. Gelen her insan rahatlıkla alındı. Benim dönemimimde de bu durum yaşandı. Diyarbakır merkezdeydim gelen giden insanları veya JİTEM komutanlarının ilişkide olduğu insanları görünce aklım duruyordu. Örneğin bir kadın o zamanki HADEP'nin içinde çalışan biriydi ve JİTEM'le ilişkisi çok iyiydi. JİTEM elamanlarıyla o kadın içli dışlıydı.

Onun gibi birçok kişi vardı, işadamları çok fazlaydı. Sait Şanlı diye bir işadamı vardı. Kasaptı. Diyarbakır büyük postanesinin yakınlarında dükkanı vardı. Bu kişi JİTEM'de olduğum dönemde JİTEM komutanı Cahit Aydın (Bir dönem Kd. Albay olarak Erzincan Jandarma Alay Komutanlığı yaptı) ile içli dışlıydı. Çok samimiydi. Onun selamını götürdüğümüz zaman etin en güzel yerinden alıyordu. Bugünde bir dergide gördüm ona Kürtlerin Mandelası diye bir isim takmışlar. Aşiretleri barıştırıyormuş ve toplumsal barışa katkıda bulunuyormuş. Ancak bu kişinin JİTEM ile ilişkileri çok iyiyiydi. Bu tür insanlar çok fazlaydı.
Vedat Aydın'ın öldürülmesine de karışan itirafçı Görgülü'nün JİTEM'le birlikte 10 kişinin öldürülmesine neden olduğunu kaydeden Aygan şunları aktardı:
Yine 91'de Selahattin Görgülü isimli biri işbirlikçilerin aracılığıyla, Batman'daki Felemaz ağa aracılığı ile JİTEM'le irtibata geçirildi. Verdiği bilgiler ve bizzat içinde yer alarak 10 kişinin katline neden oldu. Vedat Aydın olayıda onun verdiği bilgiler çerçevesinde oldu.

TAHİR ADIYAMAN VE ÇOBAN ÖLDÜRME


Aşireti PKK'ye karşı harekete geçirmek için çobanların öldürüldüğünü kaydeden Aygan, şunları aktardı:
Şırnakta Tatarları kendilerine bağlamışlardı. Şırnağ'ın Uludere bölgesinde ise Hazım Babat'ı kendilerine bağlamışlardı. Cizre'de Kamil Atak onların adamıydı. Mardin Midyat'ta Ramo adıyla bilinen Ramazan Çetin onlara bağlıydı. Tahir Adıyaman'ı kendilerine bağlamışlardı. Benim Tahir Adıyaman'la yaptığım görüşmelerde, şahsın milliyetçi duyguları olduğunu biliyordum. Mecbur olduğunu JİTEM'in kendisine şantaj yaptığını dile getiriyordu. Ortada dönenler çok derindi. Tahir Adıyaman gibi adamlar devletle işbirliği yapabilmek için çobanları öldürdü ve PKK'nin üzerine attı ve aşiretten özellikle insanlara zarar vererek PKK ile aşiret arasına çelişki sokmayı başardılar. Bu kez aşiret reisleri ve aşiret elemanları korucabaşları oldular ve devletin hizmetine girdiler.

UYUŞTURUCU, GASP VE GÜÇLÜKONAK


Adil Timurtaş'ın hala çete tarafından kullanıldığını kaydeden Aygan, uyuşturucu ve gasp konusunda çalıştığını kaydederek şöyle konuştu:
Öte yandan Adil Timurtaş gibileri ise halen görev başında. PKK'den ayrılan itirafçılardan bir kısmı kendilerini kamufle edip sessiz kalabildiler ve ne devlete ne de PKK'ye karşı savaşan insanlar olmayı tercih ettiler. Bu imkanları bulamayan insanlardan bir kısmıda devletle çalışmak zorunda kaldı ve devlet onları kullandı. Benin durumumda olduğu gibi. Biz kullanıldık. Ben bunu kabul ediyorum. Bir kısmıda devlet tarafından kullanılırken onlar da devleti kullandı. Adil Timurtaş da bunlardan biri. İbrahim Babat gibileri devleti çok iyi kullandı. Halit Çelik vardı. Bunlar devlet hizmetinden çalışırken bir taraftanda kendilerine çalıştılar. O işleri yapacak resmi kişilerde buldular.

Örneğin Adil Timurtaş Diyarbakır'da özel hareket timleri içinde kendine çevre ayarladı ve çete gibi çalışıyordu. Askeriyede işçi kadorosuydu. Devlet onu operasyona götürdüğünde gönüllü gibi görünerek gidiyordu. Hatta bazılarımız ona ahmak olduğunu söylüyordu. Ancak baktık ki o askerin içinde işbirliğine girererek gasp uyuşturucu gibi işlerde yapıyor. Bunlardan bazılarıda içte tespit edildi. En son onu Antep'te gördüğümde Antalya tarafında bir turistik tesis çalıştırdıklarını, bin 500 kişilik bir tesis olduğunu Alanya civarında olduğunu söyledi. Arabasında Güçlükonak Belediye başkanının oğluda bulunuyordu. Baho Ağa diyorlar onun oğlu ile birlikteydi. 2001 yılında gördüm onları. Ben o zaman JİTEM'den ayrılmıştım ve Antep'e gelmiştim. İş arıyordum tamda o sırada onları gördüm. Çok lüks bir arabadaydılar.

Güçlükonak Belediye başkanının oğlu bana bir servis arabası alarak benim servis şöförleri olabileceğimi ve ayda 2-3 milyar para verebileceklerini söyleyerek iş teklifinde bulundu. O arada Adil Timurtaş antika işleriyle uğraştıklarını tahiri eser kaçakçığı yaptıklarını söyledi.

MHP VE İNSAN KAÇAKÇILIĞI


Aygan karakol komutanlıklarıyla yapılan insan kaçakçılığına da dikkat çekti:
Yine bunlardan Sefer Bildik var. Onun resmi bir sıfatı yok ama değişik askeri birimlere yaklaştı. Daha sonra MHP'lilerin arasına girdi. Öğrendiğim kadarıyla Silopi tarafında bir arazi almış. Aynı zamanda bu şahıs insan kaçakçılığı yapıyor. Abdulhakim Güven bütün bunları anlattı. Güney Kurdistan'dan gelen insanları Yunanistan ve Avrupa'ya Muğla-Aydın tarafında karakol komutanlarıylada işbirliği yaparak geçirmeyi sağlıyor. Kayıklara bindiriyorlar paralarınıda alıyorlar. Hatta bir kaç taneside battı. Birçok insan Akdenizde Avrupaya gitme uğruna boğulmuştu. Abdulhakim Güven, Adil Timurtaş, Sefer Bildik gibileri halen aynı pozisyondalar. Aynı zamanda her türlü çete işleride yapıyorlar. Kaçakçılıktan insan tacirliğine kadar her türlü işi yapıyorlar. Çünkü devlet onlara gebedir ve onların yaptıklarına karşı çıkamıyor. Özellikle askeriye onlara illegal işler yaptırdığı için gebedir ve kanun dışı işlerinei göz yummak zorundadır. Her türlü imkanı onlara sağlamak zorundadır. Çünkü geçmişleri ortaktır. Birinin konuşması demek hepsinin bitmesi anlamına gelir. Eğer bu kesim onların denetiminden çıkarak konuşursa bu devlet için ciddi bir tehdittir. Yaptıkları pislikler meydana çıkacak.