İnsanlık tecrit altında

Psikologlar: Tecrit işkencedir! Bu gerçeği görmezden gelmek insanlıkla bağdaşmaz.

GÜNCEL
Cumartesi, 9 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Geçtiğimiz Şubat ayı içinde 316 ruh sağlığı çalışanı yayınladıkları bir bildirgeyle tecride karşı mücadele etme çağrısı yapmış ve cezaevlerinde köklü reformların gerçekleştirilmesini talep etmişlerdi.

Psikologlar, geçen süre içinde tecrit saldırısının yükseltilmesi üzerine yeni, daha kapsamlı ve daha somut çözüm önerileri içeren bir metin hazırladılar.

Metni şu ana kadar 100'den fazla ruh sağlığı çalışanı imzaladı. Bugün İstanbul, İzmir ve Ankara'da İHD şubelerinde yapılan basın açıklamalarıyla "Tecrit gerçeği sürüyor" başlığını taşıyan metin kamuoyuyla paylaşıldı.

Metinde, Adalet Bakanlığı'nın 21 Ocak 2007 tarihli genelgesinin hukuki belirleyicilik yönü ve hapishaneler için öngörülen asgari yaşam koşulları dikkate alındığında bütünden bir belirleyiciliği bulunamayacağı belirtilirken, genelgenin yalnızca sosyal iletişim ile ilgili maddelerinin hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı.

Ne varki dışarıda tecrit tansiyonunu düşüren bir rol oynayan genelgenin yayınlanmasının ardından, içeride saldırıların tırmandırıldığı söylendi:

Dört aylık bu süreçte, ayları bulan hücre cezaları, süngerli oda uygulamaları, revire ve görüşe çıkışlarda dayatılan ayakkabı aramaları, bir yılı bulan görüş yasakları, mektuplar dahil topyekün iletişimden koparılma yaptırımları kitap-yayın-mektup vs. gaspları, ikinci bir pet şişenin, üçüncü bir saç tokasının dahi yasak olduğu akıl almaz baskılar, infaz yakmalar, kaba işkenceler süratını kesmeden uygulanarak tecriti tanımlayan kalıcı fenomenlere dönüştü.
F tipleri, bir korku filmi seti olarak nitelendirilerek, her şeyin tek renk olduğu ve mahkumları kendi sesine bile yabancılaştıran bir izalasyon sistemiyle kaplı hücrelere; disiplin cezası alanların kapatıldığı, yalnızlık patolojisi yaratmaya dönük karanlık hücrelerin ve fiziki işkence için kullanılan süngerle kaplı hücrelerin eklendiği belitirerek şöyle denildi:
Kamuoyunun yakıcı bir gündemi olmaktan çıkmış görünse de, ne yazık ki, tutuklu/hükümlülerin birbirini görmeyecek şekilde inşa edildiği bu hücreler, mahkumların birbirlerini görmelerini engellemek için, görüşe tek tek çıkarmak gibi ek önlemlerin alındığı bu hapishaneler, yani bu katı tecrit koşulları ne yazık ki bir sinama kurmacası değil, pekala gerçektir. Bu gerçeklik, yayınlanan genelgeye karşın sürmektedir.
Metinde cezaevi psikologları da mahkum edildiler. F tiplerinin hazırlanmasında bir disiplin olarak psikolojinin suç ortağı olduğu söylenerek, psikolojinin şu anda da tecridin işler kılınmasında köşe başında bulunduğu belirtildi. Etik teamüller ve mesleki ilkeler uyarınca mahkumların ruh sağlıklarını gözetmesi beklenen cezaevi psikologlarının çok büyük bir bölümünün, mesaisini tecrit sisteminin selameti için harcadığı ve tecridi derinleştiren unsurlara dönüştüğü vurgulandı:
F tiplerinde görev yapan kimi psikologların, mahkum popülasyonunu, cezaevi uygulamalarına direnmeyip uysal olanlar ile, ideolojik bütünlüğünü koruyup, tecrit programına direnç gösterenler diye ayırması tüm psikologlar için utanç tablosu olmalıdır.
Ruh sağlığı çalışanları tecridin bütünüyle ortadan kalkacağı koşulların F tiplerinin lağvedilmesiyle gerçekleşeceğini üzerine basarak vurgularken, mevcut koşulların iyileştirilmesi için şu önerileri getirdiler:

• Adalet Bakanlığı’nca 21 Ocak tarihinde yayınlanan, ne var ki, lojistik, kadro vb. yetersizlikler gerekçe gösterilerek uygulanmayan genelgenin sosyal iletişimle ilgili kısımlarının uygulanmasının önündeki bürokratik engellerin kaldırılmalıdır.

• Cezaevi içindeki sosyal iletişim, tredman ve disiplin cezası koşuluna bağlı olmaksızın sağlanmalı, aynı koridora bakan tüm hücre kapıları sosyal iletişim ve psiko-sosyal ihtiyaçlar için gün boyu açık tutulmalıdır.

• Ölüm orucu, cezaevine düzenlenen operasyonlar nedeniyle yaşanan travmalar ve tecrit uygulamalarının sonucu olarak cezaevinde kalamayacak derecede psikolojik ve fiziksel rahatsızlık yaşayan kişiler tespit edilerek salıverilmeli ve tedavileri yapılmalıdır.

• Başta Sincan F Tipi Cezaevi'nde kalmakta olan mesane kanseri hastası Erol Zavar olmak üzere kronik hastalığı olan ve cezaevinde tedavi koşulları bulunmayan bütün mahkumlar tedavilerini gerçekleştirmek üzere derhal serbest bırakılmalıdır.

• Revire, görüşe vb. çıkarken onur kırıcı bir uygulama olarak dayatılan elle arama ve ayakkabı aramalarına son verilmeli, mahkumların doktora psikolojik olarak rahat koşullarda çıkması sağlanmalıdır.

• Birden fazla oluduğu gerekçesiyle hücrelerdeki nesnelere el koyma uygulamasına son verilmeli, mahkumların psikolojik ihtiyaçlarının, kişisel gelişimlerinin ve yaratıcılıklarının önüne engel olunmaldır.

• Zaten hücrelerde kalmakta olan mahkumların disiplin cezalarına dayanarak çok daha ilkel ve özel olarak tasarlanmış hücrelere konulması mahkumların ruh sağlıklarına dönük çok ağır ve sert bir saldırıdır. Dört duvar arasına konularak zaten özgürlüğü elinden alınan bireylerin, ikinci, üçüncü kez cezalandırılması anlamını taşıyan ‘hücre cezası’, mektup ve görüş yasaklarına son verilmeli, mahkumların aileri ve sevdikleriyle iletişiminin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Zira bu uygulamalar mahkumun kendisinin ve çevresinin tekrar tekrar cezalandırılması anlamını taşımaktadır.

• Adalet Bakanlığı'nın varlığını kabul ettiği ve yasal bir uygulama olduğunu söylediği, kaba dayak ve işkence için kullanılan "tümüyle süngerle kaplı hücreler" ortadan kaldırılmalıdır.

• Her türlü insani ve temel ihtiyacın "dilekçe" ile karşılanması zorluğuna son verilmelidir.

• Disiplin cezaları ve diğer cezalar nedeniyle infaz yakma uygulamasına son verilmeli, geçmişe dönük alınan tüm disiplin cezaları ve infaz yakma cezaları iptal edilmelidir.