Yeni 15-16 Haziranlar Yaratılmalıdır!

İşçi sınıfının bir 15-16 Haziran daha yaşaması gerekiyor... O gün bugündür!..

Pazartesi, 11 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Her işçi eylemi, proletaryanın kolektif belleğinde ve tarihinde yerini alır. En görkemli, militan ve yığınsalından yerel, cılız ve sınırlı kalanına, güncel ve geleceğe dönük başarı ve kazanımlar sağlayanından yenilgi ve tükenenine dek her eylem, proletaryanın ekonomik-sendikal ve politik deney birikimine katkıda bulunur. Sınıfın kimi yerel kimi genel ölçekte bilincine yerleşir.

Fakat bunların içinde öyleleri vardır ki, yalnız yaşayanlar değil tarih de onları ayrı ve "sıradışı" bir yere koyar. Sınıf çatışmasının keskinlik ve yoğunluğu, proletaryanın teorik ve pratik-siyasal hazinesine katkıları, sınıfın eyleme katılışındaki kapsamlılık, gösterdiği gözüpeklik vb. ile bu eylemleri, dalgalanan işçi hareketinin tepe noktaları olarak kaydeder. Dahası, sermaye cephesi de böylesi işçi eylemlerini kendisine devrim korkusunu yaşatan "provalar" olarak unutulmazlar arasına yerleştirir. Onlardan dersler çıkararak emek ordusuna karşı yeni taktikler geliştirir.

15-16 Haziran 1970 direnişi de Türkiye işçi hareketinin tarihinde ve mücadele birikiminde bu türden bir yer tutmaktadır.

15-16 Haziran Direnişi sarı-gangster Türk-İş cenderesine hapsedilmek istenen işçi sınıfının sermayeye ve faşizme ani ve sert yanıtıdır. O günün koşullarında proletaryanın yasalar, polis zoru ve sendikal oyunlarla Türk-İş'e doğru güdülmesi, fiilen bir sendikasızlaştırma harekatı özellliği taşıyordu.

15-16 Haziran'60'ların başından itibaren koyulaşan bir ekonomik-sosyal kriz, kapitalist ilişkilerin kıra doğru yayılması sonucu kente doğru hızlı bir göç, kitlesel işsizlik, düşük ücretler ve pahalılık zemini üzerinde yükselen işçi hareketi, patlamalar halinde seyrediyor, gelişiyordu. "Vatanperver", "milli" sendikacılık demagojisine, koyu bir demokratik düşünce karşıtlığına dayanan Türk-İş'in açık sınıf işbirliği tutumuna karşı bu koşullarda tabandan gelme ilerici bir muhalefet doğmuştu.

Muhalefet, sınıfa karşı sınıf mücadelesi fikrine dayanıyor; bunu Kavel'lerden başlayarak faşist yasallığı çiğneyen millitan kitle eylemleriyle ortaya koyuyordu. Bir anda sınıfın en fazla uyanmış kesimlerinden geniş kitlelere doğru yayılan bu eylemler DİSK'i yarattı.

Ağır yaşam ve çalışma koşullarının etkisi ve miltan eylemin öğreticiliği ile belli başlı sanayi merkezlerinde DİSK'e akım başladı.

Önderliğinin henüz sınıf tarafından farkedilmeyen reformist karakterine rağmen DİSK'e geçişin kendisi dahi polisle, Türk-İş ağalarıyla dişe diş mücadeleler, çatışmalı işgaller sonucu gerçekleşiyordu.

Burjuvazi proletaryanın kazandığı mevzileri genişletmesini ama daha çok da bu çetin savaş okulundan geçip eğitilmesini göze alamazdı. İşçi sınıfı hareketinin devrimci gelişiminin önüne set çekmek amacıyla Türk-İş'in şahsında faşist bir sendika tekeli yaratmayı hedefleyen bir yasa tasarısı hazırladı.

Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı! Eylem sıcağını yaşayan işçi sınıfı sendikal örgütlenme özgürlüğüne yönelik bu saldırıya boğun eğmedi; sınıf çıkarlarının gösterdiği yolu izledi. Söke söke kazandığı sendikal haklarını sermayenin iki dudağının arasından çıkan söze bırakmayacağını sokaklara akarak gösterdi. İki gün boyunca süren militan eylemleriyle İstanbul'u teslim aldı. Silahların, tankların üzerine yürüdü, üç sınıf kardeşini kurban verdi. Sonuçta proleter yumruk yerini buldu yasa iptal edildi.

Profilo direnişi15-16 Haziran'ın dönemin koşullarındaki önemi bununla sınırlı kalmadı. Direniş, proletaryanın devrimimizdeki öncü rolünü iptal eden ve bu misyonu "asker-sivil aydın" zümreye, ordu ve bürokrasinin bir kanadına veren revizyonist anlayışa güçlü bir darbe indirdi. Devrimci potansiyelini ortaya koyan proletarya, kemalizm ve elli yıllık revizyonizmin etkisinden kopamamış genç devrimci harekete pratik bir uyarıda bulunmuş oldu.

İşçi sınıfı aynı zamanda askeri, polisi, parlementosu, yasaları, mahkemeleri ile karşısında kenetlenmiş karşı devrimin birleşik gücü, baskı aygıtı devleti pratikte tanıdı. Ve onun burjuva, sınıf düşmanı yüzünü gördü. Böylelikle o, bir yandan kemalizmin ve 27 Mayıs müdahalesinin etkisiyle devrimci hareketin dahi orduya ilişkin yanılsamalarının ve beslediği hayallerinin zayıflamasını sağlayacak bir işlevde bulundu.

15-16 Haziran'ın bu yöndeki dersleri bugün hatırlanıyor mu?

İşçi hareketi bir süredir bir durgunluk yaşıyor. Elbetteki bu sınıf çapında bir eylem yoksunluğu, tam bir suskunluk anlamına gelmemektedir. Sermaye, günlük olay haline gelen işten atmalarla, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma operasyonlarıyla, sıfır toplu sözleşmeler ve özelleştirme harekatıyla, orta sınıfları da şovenist histerilerle yedekleyerek proletaryaya karşı topyekün saldırı halindedir. Bu çapta bir saldırı karşısında gerek iş dayanışmasını sağlamak gerekse de sermayeye karşı atılım yapabilmek için proletaryanın bugün yeni 15-16 Haziran'lara ihtiyacı vardır.

15-16 HaziranBugün pek çok işçi eylemi ortak bir noktada birleşmektedir. Hepsi de "Mengen barikatı" diye anabileceğimiz bir eşiğe gelip tıkanmaktadır. Fakat asıl barikat ise kafalardadır.

Proletarya, örgütsüzlük ve bilinçsizlik, 12 Eylül vahşetinin tahribatı, bugünkü devlet terörü ve reformist hayallerle de beslenen, birleşen bir "Mengen barikatı"nı kafasında taşımaktadır. İleri, öncü kesimlerde dahi militan bir çıkış yapmak, faşist yasallığı parçalamak, "çizmeyi aşmak", tıkanan eylemi devrimci bir tarzda çözmek yegane bir çıkış yolu olarak bilinçlere kazınmış değildir.

İşçi sınıfı hareketinin, 15-16 Haziran'da güçlü bir tarzda ortaya koyulan militanlığa, özgürlük alanlarının ancak devrimci eylemle açılacağı inancına ihtiyacı vardır.

15-16 Haziran direnişi, işçi sınıfının yalnızca sendikal örgütlülüğü tehdit altındaki kesimlerini, DİSK üyelerini değil Türk-İş tabanının katılımıyla da gerçekleşti. O, sınıfın birleşik eylemiydi. Öyle ki eyleme katılmayan gönülsüz işçileri dahi bu sel alıp götürdü. Bölünmüşlüğü, yalnızlaşma, dayanışma ve duyarlılık eksikliğini her bir parçasında yaşayan günümüz işçi hareketi, 15-16 Haziran'ı bu yanıyla da güçlü bir esin kaynağı saymalıdır.

Bırakalım başka bir sendikanın üyesi işçilerin eylemini desteklemeyi, kendi işkolundaki hatta yanı başındaki bir direnişe omuz vermeyen işçi sınıfının bu zaafı sermayenin hanesine güçlü bir avantaj olarak yazılmaktadır. Burjuvazi, işçi hareketinin yalnız militan eyleme uzak duruşunu değil dayanışma konusundaki zaafını da görmekte, baskısını arttırarak bunu körüklemetedir. Böylelikle eylemlerin ufkunu ve sınırını tahmin etmek ve tavizsiz davranmak onun için kolaylaşmaktadır.

Proletarya hareketinin her bir çıkışı, direnişi bu gün yenilgiyle, gerilemelerle, sürüncemede kalarak sönmeyle sonuçlanıyor. Elbette ki yenilgiler de sınıf için birer okuldur. Ama hiç kimse salt yenilgilerle eğitilemez. Sınıf adına, sınıfın geleceği adına onun somut elle tutulur kazanım ve başarılara ihtiyacı vardır.

Proletarya en başta kendisine olan güvenini kazanmak, geleceğinin kendi bilek gücüne bağlı olduğunu görmek zorundadır. Bu yakıcı ihtiyaç ise ancak sermayeye ödünsüz ve cesur bir yumruğun patlatılmasıyla giderilebilinir.

İşçi sınıfının bir 15-16 Haziran daha yaşaması gerekiyor o gün bugündür!