İşçi-öğrenci omuz omuzaydı

15-16 Haziran 1970, Türkiye işçi sınıfı açısından unutulmaz bir tarih, bir ki­lometre taşıdır.

GENÇLİK
Çarşamba, 13 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

İzmit’ten, Gebze'den Le­vent'ten, Kartal'dan, Bakır­köy'den işçilerin sokaklara dökülüp seller gibi aktığı; polis ve jandarma barikatla­rını aşa aşa, çatışa çatışa yürüdüğü gündür.

15-16 Haziran, 12 Mart öncesi gittikçe yükselen sı­nıf mücadelesinin zirvesidir.

Dönemin hükümeti AP iktidarı, işçi sınıfının sendi­kal haklarını gaspederek ve faşist korporasyon tek tip sendikacılığı uygulamak için DİSK'i kapatmayı amaçla­yan bir yasa tasarısı hazır­ladı. Bunun üzerine DİSK yöneticileri yasanın Cum­hurbaşkanı tarafından veto edilmesini istediler ama bu istek reddedildi.

DİSK, ka­patılmasını sürece yayılmış pasif eylemlerle durdurma­yı hedefliyordu. Fakat işçi­ler bu pasif eylem programını aştı. Fabrikalarda kur­dukları komitelerle yeni ka­rarlar alarak gösteri ve yü­rüyüşleri başlattılar.

Otosan ve Singer işçile­rinin yola çıkmasıyla başla­yan yürüyüş, tüm İstanbul’a yayıldı.

Ertesi gün de eylem­lere devam etme ka­rarı alan işçiler, 16 Haziran'da İzmit ve İstanbul'un dört bir yanından sokaklara dökülerek Taksim'e doğru yola çıktılar. 100 bini aşkın işçinin yürüdüğü bu gör­kemli direnişte işçi­ler, üç şehit verdiler, iki gün süren eylem­ler boyunca devrimci-demokrat gençler de iş­çilerle omuz omuza yürüdüler, birlikte çatıştı­lar.

Ne polis-jandarma bari­katı ne de sıkıyönetim ilan edilmesi eylemleri durdura­madı. Fakat örgütsüz, öndersiz, plansız süren direniş, revizyonist sendika ağalarının ihanetine de uğ­rayınca son buldu.

Ama bu bir yenilgi değil­dir, işçi sınıfı eylemleriyle "Yeni Sendikalar Yasası"nın önemli maddelerinin iptal edilmesini başardı, DİSK'in kapatılma girişimini önledi. Daha da önemlisi dosta-düşmana işçi sınıfının dev­rimdeki önder rolünü ve tarihsel konumunu göster­di. Türkiye'de proletaryanın "nicel zayıflığı"nı ileri sürerek devrim­de "fiili önderliği ya­pamayacağı" türün­den küçük burjuva oportünist anlayışlara da önemli bir darbe indirdi.

15-16 Haziran'da olduğu gibi, işçi sınıfı sadece sermayenin saldırısıyla karşı karşı­ya değildir. Reformist sendika ağaları, işve­renlerin "koltuk değ­neği" olmaya devam ediyor ve birçok dire­nişi kırıyor. Dün ol­duğu gibi bugün de iş­çi sınıfının görkemli yükselişi, burjuvazinin polis ve jandarma barikatıyla birlikte sen­dika ağalarının bari­katlarını da parçalayarak gerçekleşecektir.

15-16 Haziran'dan bu­günümüze düşen bir ışık da öğrenci gençliğin işçi sını­fına sunduğu destektir. 15-16 Haziran eylemlerine ka­tılan öğrenciler işçilerle birlikte tutsak edildiler. "Örfi idare Mahkemeleri"nde birlikte yargılandılar. Öğrenciler işçi sınıfı ile bir­likte olmanın heyecanını, sevincini ve onurunu taşı­dılar.

15-16 Haziran işçi di­renişinin o güne kadar ger­çekleşen öğrenci eylem­lerinden farkını, devleti sar­san boyutunu gördüler. Ve proletaryanın önderliğinde gençliğin katılımıyla ortaya çıkan gücün büyüklüğünü farkettiler. Ve tabi ki ML partiden yoksunluğun acısı­nı da.