Çarşamba, 13 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)
Habertürk'ün patronu Ufuk Güldemir öldü ve TÜSİAD patronlarından kapitalist düzen partilerinin patronlarına, burjuva medyanın kiralık kalemlerine, bakanlardan parlamenterlere, vali, polis şefi, askere... sistem ve devlet erkanının tam kadro yer aldığı bir gösteriyle defnedildi.
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin'in sözleriyle:
Ufuk, çok iyi bir burjuvaydı. Ama aynı zamanda büfeci Mevlüt amcayı da çok iyi tanırdı. Zıtlıkları ve karşıtlıkları çok iyi uzlaştırırdı. Çok iyi blues söyler, aynı zamanda zikir ayinini de çok iyi bilirdi. Ufuk, hem blues, hem zikir ayiniydi. Büyük bir iddianın adamıydı!
Hangi iddia?
Örneğin;
"Tacikistan'da, Pamir Platosu'nda Marco Polo koyunu, Kutuplar'da beyaz ayı avladı"; eşi Gaya'yla bir ayının cesedinin üstünde gülümserken sayısız fotoğraf çektirir.
Kutuplarda, kar motorsikletlerinden teşmil ekibiyle, Alaska kurtlarından av köpekleriyle; kürkü, postu (biri giyilir diğeriyle ise ya duvara asıp ya da yere serilip hava basılır) egosunu tatmin etmek için katlettiği kutup ayısının bıçakla boylamasına yardığı penisinin içine elini daldırıp kemiksi kıkırdak dokuyu söküp alışını izlettirdiği
"dost toplantıları", ha biz sıradan insanlar için de yalnızca kendisinin sözlü anlatımlarıyla kusulan sonradan görmeliğin, uğruna bir ömrün tüketilip yüzlerce insanın harcandığı bir megalomani.
Bu kutup ayısı penisi kıkırdağı ya da kemiği iyice temizlenip kurutulduktan sonra işlenerek bir ucu değerli taşlar, olmazsa altın ya da gümüşle kaplanarak kokteyl karıştırıcı olarak seçkin konuklara, ama mutlaka özel davetlarde servis edilirmiş. Çünkü afrodizyak etki yapıyormuş...
Ayı o kadar büyük ki kurşunumla tek omzu kırılsa bile üç ayağı ile saldırabiliyor. (...) Silahtan kaygılıyım. Her zamanki silahım değil. Daha önce kullanmadığım bir çap. Tehlikeli bir hayvanla karşı karşıyayım ve silahın gücünü bilmiyorum. Kuvvetli bir çap ama ayı da lokomotif gibi karı yara yara geliyor.
Ayının her adımında yer titriyor; ama, avcımız tehlikeye aldırmıyor, okuyucuyu av edebiyatından mahrum bırakmıyor, Sibirya karını ayının kızıl kanıyla buluşturuyor:
Ayı ayakta... 338 Win Mag, koltuğunda patladığında sanki yanardağ patlıyor... Koca cüsse önce sırtüstü yere yıkılıyor, sonra ayağa kalkıyor ve göğsünü, kurşunun değdiği yeri ısırmaya çalışıyor. Önüne geçilmez bir öfke topu, 100 bin beygir gücünde bir motorlu testere, kulakları sağır eden, adamı zürriyetinden kesen bir hiddet çığlığı. 338 Win Mag bir daha patlıyor... Bir daha konuşuyor... Karla kan birbirine acıyla karışıyor. Kar ve kan bu kadar mı yakışırmış birbirine? Kızıl kar yağar mı hiç? Ayı ölünce kızıl kar yağıyor ey sevgili okur...
Okuyucunun vicdanına kızıl kar yağdırdıktan sonra, yalnızca postu ve başı 75 kilo gelen ayıyı kılavuzu ile birlikte yüzmüşler:
Ayıyı yüzerken, balık kokan bu muhteşem hayvanı okşuyorum. Ellerimi etlerine sürüyorum. Yağını kokluyorum, kokusunu içime çekiyorum. Ya bir gören olsa ayıyı kokladığımı?
Bu vahşete maruz kalan sadece hayvanlar değildi. Habertürk'ün patronu ve çok iyi burjuva olan bu zatın kanla ilişkisi bu kadar değil.
Ufuk Güldemir ve ayakçılık ettiği işbirlikçi kontra TV kanalından ABD emperyalizminin tasmasında Yeni Ortadoğu/Büyük Ortadoğu/Genişletilmiş Ortadoğu projeleri için tetikçilik yaparak kanla ilşkisini, işçi sınıfının, yoksul köylülerin çocuklarının kanına taşıyarak bir üst seviyeye sıçratmıştı.
Tekelci kapitalistler ve tüm ayakçıları gibi o da, işçi sınıfının alınterinde maddileşen kanına susamıştı. Yazdığı-yazdırdığı, söylediği-söylettiği, yaptığı ve yaptırdığı herşey kan/kanımız içindi.
“Bir tek çirkinleri mi avlayacağız?” (Rahmi Yıldırım www.sansursuz.com)
Bu sorunun konusu her gün iş cinayetleriyle, işsizlik ve açlıkla öldürülen işçi sınıfıdır. Yine de, kapitalizmin ne mal olduğunu bu kadar açık sözlülükle ifade ettiği için ona teşekkür etmeyeceğiz. Çünkü onu böylesine
"cesur" olmaya teşvik eden örgütsüzlük, sınıf olma bilincinden yoksunluk cenderesinde ezilen işçi sınıfımızın sessizliğidir, eylemsizliğidir.
Ama asla çirkin değildir işçi sınıfı.
Hele yumruğunu sıkıp, onurunu kuşanarak saflara girsin. Bir başına işçi değil, yaşamı; kapitalistlerin ayakçısı Güldemir gibilerinin her gün sınırsızca bir ahlaksızlıkla tükettikleri yaşamı yeni baştan yaratan Türkiye işçi sınıfı ve enternasyonal proletaryanın parçası olduğunun bilinciyle hareket etmeye, sınıf düşmanlarının iğrenç suratlarına yumruğunu indirmeye, asalakları ezmeye görsün. Yeryüzünün ve zamanın tanık olabileceği en güzel görüntünün ne olduğunu ancak o zaman anlayacaklar.
İşçi sınıfı o zamana kadar ayakçıların salyalı avlarının hedefi ve kurbanı olmaya, her gün ve her vesileyle aşağılanmaya devam edecektir.