Halkların kardeşliği ve özgürlük istemi polisin gözünü döndürdü. Taksim Meydanı vahşi bir polis saldırısına daha sahne oldu.
Genelkurmay'ın yine bir geceyarısı yayınlanan linç muhtırasında "Her fırsatta, yurt içinde ve yurt dışında barış, özgürlük ve demokrasi gibi insanlığın yüksek değerlerini, terör örgütüne paravan olarak kullanan kişi ve kuruluşların, bu olayların gerçek yüzlerini görme zamanı artık gelmiştir" diyerek hedef göstermesinin ardından özgürlük mücadelesi verenlere karşı ilk saldırı bugün gerçekleştirildi.
Linç muhtırası, sınır ötesi operasyon hazırlıkları, devlet terörü ve operasyonları protesto etmek isteyenler bugün Taksim Meydanı'nda toplandılar.
Duyurulduğu gibi eylem saat 13:30'da "Kışkırtmalara, linçlere, provokasyonlara, katliamlara son! Kürt halkına özgürlük!" pankartının açılması ve "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganının atılmasıyla başladı. Eylemciler ellerinde de "Kahrolsun MGK" vb. dövizler de taşıyorlardı.
Daha ikinci slogan olarak "Biji Bıratiya Gelan" atılıyordu ki, kitlenin önüne geçen 2 polis müdürü "Kürt Halkına Özgürlük" sloganını gerekçe göstererek pankartın kaldırılması için müdahale etti.
Polis müdürlerinin "Kime özgürlük", "Kürt halkına özgürlük böyle bir şey yok" diyerek pankartı almak istemesine karşı durulması üzerine çevik kuvvet ekiplerine kitleyi çember içine almaları emri verildi.
Bu arada daha çevikler çemberi tamamlamadan pankartı çekmeye başlayan polis müdürleri buna izin vermeyen eylemcilere telsizlerle vurmaya başladılar.
Çevik polislerinin de müdürlerine katılmasıyla beraber Taksim'de ortaya 1 Mayıs'ı aratmayan görüntüler çıktı.
Saldırıyı başlatan emniyet müdürlerinden biri çember içinde kalıp işkenceyi sürdürürken öteki ise, elinde "Yaşasın Halkların Kardeşliği" döviziyle çemberin dışında kalan ESP temsilcisi Ersin Sedefoğlu'nu gözaltına almak için özellikle koşturdu.

Çember içine alınan eylemciler vahşice dövülmeye başladılar. Eylemcilerden "Baskılar Bizi Yıldıramaz", "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek" sloganları yükseldikçe polisin saldırısının dozajı da yükseliyordu.
Bu arada 1 Mayıs da olduğu gibi polis terörü gazetecilere de yöneldi. Görüntü almaları engellenmeye çalışılan basın mensupları polis kalkanlarıyla iteklendiler, çekiştirildiler. Bazı polisler gazetecilerin önüne baraj oluşturdular. Daha sonra basına yönelik bu saldırılar, Devrimci Proleter Gençlik muhabirinin gözaltına alınmasıyla bir üst boyuta yükseltilecekti.
Çember içine alınan ve vahşice dövülen kitlenin içinden teker teker sökülüp alınanlar 56-60 metre uzaklıktaki polis minibüslerine yine darp edilerek, karga tulumba atıldılar.
Polis saldırısı minibüslerin içinde de sürüyordu. Gözaltına alınanlar 2 minibüse doldurulurken görüntü almaya çalışan Devrimci Proleter Gençlik Yazıişleri Müdürü Begüm Tuncer bir polis müdürü tarafından engellendi.
Polis müdürü ve çevresini saran çevik kuvvet polisleri tarafından taciz edilmeye başlanan Tuncer'in basın kartı polis müdürü tarafından parçalandı.
Tuncer'in polis provokasyonunu teşhir etmeye başlaması üzerine çevik polisleri saldırdılar. 4-5 polis tarafından darp edilerek gözaltına alınan Tuncer, "Sosyalist Basın Susturulamaz", "Baskılar Bizi Yıldıramaz" sloganlarını attı.
Polis saldırısı bununla da sınırlı kalmadı. Saldırıya o an tesadüfen meydanda bulunan emekçiler de uğradılar.
İlk anda orta yaşlı bir emekçi de kitleyle birlikte gözaltına alınırken, polis minibüsleri gözaltına alınanları götürdükten sonra ise genç bir kadın da gözaltına alındı.
Akrabalarıyla alış-veriş için Taksim'e gelen kadın zorla gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınan kadının yakınları "Evimizden de mi çıkmayalım... O zaman susalım ve evimizden de çıkmayalım diyerek" polis saldırısını teşhir ettiler.
Gözaltına alınan 36 eylemci Vatan Terörle Mücadele Müdürlüğü'ne götürüldüler.
DPG muhabiri Begüm Tuncer ise Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'nde tutuluyor.
Saldırıyla ilgili olarak olarak akşam saat 18:00'de İstanbul İHD şubesinde bir açıklama yapılacak.