Cumartesi, 16 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)
Rahmi YILDIRIM - sansursuz.com
Seçim öncesinde düzen partilerinin birbirlerinden yaptıkları transferler döneklik tartışmasına yol açtı. Sağcı bilinen partileri birleştirmeyi misyon edinen İlhan Kesici’nin solcu sanılan CHP’ye transferi yadırganmadı da sosyal demokrat bilinen Ertuğrul Günay’ın adı artık dönek sıfatıyla birlikte anılıyor. Böyle anılması doğal. Çünkü, döneklik soldan sağadır ve Ertuğrul Günay’ın hayatı sosyal demokrasiyle geçti. Şimdi ise AKP’den aday.
Ertuğrul Günay, transferini "AKP’yi demokrasi içinde sağlıkla gelişebilmemizin bir garantisi olarak görüyorum. AKP ülke genelinde yaygın ve dengeli destek gören tek parti. Türkiye'de düzenin savunulması safında CHP, düzenin değiştirilmesi safında AKP duruyor. Özgürlük, eşitlik, adalet anlayışını AKP daha temsil ediyor gibi görünüyor Türkiye'de. Dar gelirliler, yoksul kitleler AKP'ye oy veriyor?" söylemiyle gerekçelendiriyor.
CHP’nin düzeni değiştirme iddiasında sol ve demokrat bir parti olmadığı malum. Aksini düşünen sadece kendisini aldatır. Bu noktada Ertuğrul Günay haklı. Ancak, AKP’nin kendisine oy veren yoksullar lehine düzeni değiştirme iddiasına sahip, demokrasi içinde sağlıklı gelişmenin garantisi parti olduğu savı da Ertuğrul’un aldanması ya da aldatmacası.
Anımsatmalı ki, AKP döneminde Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı 6’dan 25’e çıktı. Sermayenin amiral holdingi, 2006 yılı net kârını bir önceki yıla göre yüzde 146 oranında artırdı. Bu yılın ilk çeyreğindeki net kârı ise geçen yılın aynı dönemine göre 14’e katlandı.
Bunca kâr azgınlığı AKP döneminde gerçekleşti. Yoksulların payına ise, Ertuğrul Günay’ın önemsediği tek şey, yani inançlarına saygı gösterilmesi düştü. Bir de belediyeler eliyle yoksullara sadaka dağıtılıyor ama sadece partiye oy verecek yoksullara. (Etienne de La Boetie’nin ruhu şad olsun! "Gönüllü kul olmamaya karar verin, özgürleşeceksiniz" demişti.)
Bilinmeli ki, herkesin inancına ve kimliğine saygı gösterildiği de kuşkulu. Alevi kanaat önderi sanılan Reha Çamuroğlu’nun AKP’ye transferi, AKP döneminde Alevi inancına saygı gösterildiğini kanıtlamaya yetmez.
AKP’nin demokrasi için güvence olduğu savı da Ertuğrul’un aldanması ya da aldatmacası. Hepsi bir yana, AKP’nin çıkardığı ceza yasasına ve uygulamasına bakmak yeterli.
Eklenmeli ki, bunları bilerek transfer olduysa, Ertuğrul Günay ve AKP birbirlerine hayırlı olsunlar! Ertuğrul Günay, İdris Küçükömer’in kerameti kendinde menkul tezlerini doğrulama düşkünlüklerine malzeme olmak zorunda değildi.
Vurgulanmalı ki, Ertuğrul Günay dönmüş değildir. Dönmek ve döneklik kavramları sınıf mücadelesiyle ilintilidir. Döneklik, ezilen sınıf ve katmanların saflarından egemen sınıfın saflarına geçiştir. Bu bağlamda bir düzen partisinden ve ideolojisinden başka bir düzen partisine ve ideolojisine geçiş döneklik değildir. Olsa olsa anlık bireysel çıkara uygun rasyonel bir seçimdir.
* * *
Dönmek ve döneklik, sınıf mücadelesi, dinler savaşı kadar eski bir fenomen. Dinler arası savaşta dönekliğin, yani hidayete ermenin ya da tanassur etmenin konumuzla ilgisi yok. Din özünde, egemen sınıfın yoksul sınıflar nezdinde meşruiyet, rıza ve itaat üretme ideolojisi.
Başka halkların tarihlerinde de dönmek ve döneklik üzerine hayli zengin bir literatür vardır kuşkusuz. Türkiye’de yaşıyoruz. Türkiye’nin tarihindeki döneklik birikimi bizi daha yakından ilgilendiriyor. Tarihimizdeki döneklik birikimi, herhalde başka halkların tarihindeki döneklik birikimine fark atacak dolgunluktadır.
Söylediğimiz gibi, döneklik, ezilen sınıf ve katmanların saflarından egemen sınıfın saflarına geçiştir. Sonrasında, eskiden içinde olduğu saflara ve yol arkadaşlarına kıyasıya saldırganlıktır.
Döneklik, egemen sınıf cephesine geçmek üzere bireysel irade beyanından ibaret değildir. Dönek adayının bireysel tercihi, egemen sınıf aktörlerince kabul edildiğinde, yani devşirildiğinde gerçekleşmeye başlar. Devşirmenin bedeli ya da ödülü, döneğin bireysel enetelektüel ve fiziki yetenekleriyle doğru orantılıdır.
Türkiye’nin mirasçısı olduğu Osmanlı’da merkezi feodal sınıfın hegemonyasının özünde devşirmelik, yani dönmelik vardı. Bütün imparatorluklar böyleydi. Osmanlı, bu hegemonya pratiğinde Bizans’a öykünmüştü. Padişahın hassa ordusu, yani Yeniçeri taburları başlangıçta savaş tutsaklarından oluşturuldu. İmparatorluk sınırları genişleyip hükmedilecek ahali kalabalıklaştığında devşirme sistemine geçildi. Balkan ülkelerinde Hıristiyan köylerine yapılan baskınlarda toplanan çocuklar ya hassa askeri olmak üzere Yeniçeri kışlalarına ya da bürokrat olmak üzere Enderun’a kaydedildiler. Devşirilen asker de bürokrat da aile, katman ve sınıf bağlarından yoksun köksüz bir zümre oluşturdu. En namlı vezirler ve kumandanlar devşirmeler arasından çıktı.
Devşirme sistemi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kaldı. Osmanlı dönemindeki gibi hükmedilecek başka ahali kalmadığından elde kalan ahaliden devşirmeyle yetinildi. Devşirilen halk çocukları, kökeni ne olursa olsun, Türk kimliğine kaydedildi. Türk kimliği ve milliyetçiliği ise, başta Türk olmak üzere, egemen sınıf çıkarlarını ezilen ve sömürülen sınıflar nezdinde meşrulaştırmanın ideolojik kalkanı ve kılıcı haline getirildi.
Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya özlemi Türkiye emekçilerinin de özlemi olmaya başladığında, devşirme ve döndürme pratiği de buna uygun bir evrim geçirdi. Devşirme kavramının yerini döneklik ve itirafçılık aldı. İtirafçılar ve dönekler, özellikle darbe haddehanelerinde eritilip formatlanarak, modern devşirmeler olarak emekçilerin üzerine salındı.
"
Şalvarı şaltak, eğeri kaltak, ekende ve bicende yok, yiyende ortak" Osmanlı devşirirken ne kadar merhametli ve şefkatli idiyse, emperyalist burjuvazinin yamağı Türkiye burjuvaları da, itirafçı ve dönek devşirirken o kadar merhametli ve şefkatli olabildiler!
Seçim öncesinde düzen partileri arasındaki transferlerin
döneklik diye adlandırılmasının yanlışlığından, dönekliğin ezilen sınıf ve katmanların saflarından ezen sınıf saflarına geçiş olduğundan, bu bağlamda dönekliğin soldan sağa geçişi ifade ettiğinden ve devşirme geleneğiyle tarihsel akrabalığından söz ediyorduk. Araya, modern devşirme
Ufuk Güldemir’in ölümü girdi. Devşirme arkadaşlarının yaktıkları ağıtların birinde geçen "
Öteki Türkiye’de doğdu. Ama sonradan çok sıkı bir ‘Beyaz Türk’ oldu" cümlesi, tam da "
Devşirmeler ve dönekler" başlıklı yazının ana fikrine karşılık geliyordu. Kaldığımız yerden devam edelim.
İtirafçılar
Modern devşirmeler olarak itirafçılara ve döneklere sınıf mücadelesinin her anında ve alanında rastlansa da itirafçı ve dönek devşirimi özellikle darbe dönemlerinde zirveye çıkar.
Darbe dönemleri insanların açıkça av hayvanı yerine konduğu dönemlerdir. Ülke baştanbaşa insanların avlandığı bir avlak haline gelir. Sağ olarak avlanan tutsaklar nezarethane hücrelerinde, mahkeme salonlarında, idam sehpalarında açılan can pazarında itirafçılığa zorlanırken, dışarıda da dönek adayları kuluçkadan çıkmaya hazırlanırlar.
Hayattaki en zalim sınav, tutsak edildikten sonra içine düşülen can pazarındaki sınav olsa gerek. Avlanan tutsaktan arkadaşlarını da avlatması istenir.
Kimisi can pahasına da olsa davasına ve yoldaşlarına bağlılıktan, kimliğinden, kişiliğinden ödün vermez, avcıya yardımcı olmaz. Vahşi işkence tezgâhlarında, "
kaçarken vuruldu" ya da "
başını duvara vura vura intihar etti" mizansenlerinde canını verir; ama arkadaşlarını ele vermez.
Teğmen Ömer Yazgan, 1982 Aralık ayında işkenceci zebanilerin "
Ordu içindeki arkadaşların hakkında ifade ver, idam cezanı bozduralım" teklifini hakaret saymıştı. Ömer, sadece bir ay sonra, 28/29 Ocak 1983 gecesi, doğum gününde idam edildi. Ömer de bütün devrimciler gibi yiğitçe karşıladı ölümü. İdamından 10 dakika önce kelepçeli elleriyle yazdığı mektup 24 yıl sonra ailesine verildi. Ömer ailesine veda mesajında, "
Halkımızın yazgısı bu değil. Çok evladını kaybetti. Ama bir gün kazanmayı da öğrenecek. Halkımızın mücadelesi haklıdır, meşrudur. Meşru olmayan, bu zorbaca düzeni sürdürmekten yana olan katillerdir" diyordu.
Hayattaki en zalim sınavda kimisi avcının bildiklerini kabul edip yeni bilgi vermemek, yeni av bölgesi göstermemekle yetinir. Başka yoldaşlarını ele vermemekle sınavı geçmiştir. Yine de avcıya kısmen yardımcı olmakla kimliğinde kişiliğinde bir eksilme hisseder, başkalarını ele vermemekle avunur. Yola devam edeni olur etmeyeni olur.
Zalim sınav kimileri için kalan ömrü boyunca sürecek bir travmaya dönüşür. İşkence ve can korkusuyla çözülen tutsak, kimliğini kişiliğini yitirir. Önüne düştüğü avcıyı yeni avlaklara götürür, başka yoldaşlar avlanır. Dürüstlük ve namus duygusunu hepten yitirmeyeni, arkadaşlarını ele vermenin acısını ömrü boyunca yüreğinde taşır, hep hayatın kıyısında dolanır. Zaten namussuz olanı ise sosyal hayatta her şeyi satacak derecede vicdansızlaşır.
En kahredicisi, çözülmekle kalmayandır. Tutsak jargonunda "
itirafçı" olarak adlandırılır. Avcılar ve savcılar ise "
gerçekçi" derler.
İtirafçı, işkencenin yılgınlığıyla ya da can korkusuyla geçmişine, yoldaşlarına düşman kesilir, öldüresiye kin ve nefret duyar. Geçmişini kusup arkadaşlarını ele vermekle kalmaz, insani yaradılışını da kusar. Kimliğini kişiliğini avcının emrine verir, avcının hizmetine girer.
İtirafçı artık av değil, avcıdır. Yaban hayatının en gizli patikalarını, en gizli korunaklarını bilen becerikli bir avcı. Aldatıcı ötüşü ve çağrısıyla arkadaşlarını kolayca tuzağa düşüren en zaliminden bir avcı. Aldatıcı çağrısıyla pastanede, postanede, hastanede, yolda yolakta, tanıdığı tanımadığı nice arkadaşını tuzağa düşürür, göz-gez-arpacık hizasına getirir. Tuzakta can çekişen arkadaşına işkence edecek derecede vahşileşir. Arkadaşlarının kanlı kesik başlarını tepsiye dizmenin ödülü olarak estetik ameliyatla yüzü değiştirilir, yeni bir kimlik belgesi verilir. Yeni kimlikli ama kişiliksiz itirafçı, tescilli bir insan avcısı olarak hayata devam eder. Gün gelir, avlayamaz olur. Ya kendisini avlar ya da insani yaradılışı kusup herkese ve her şeye ihanet etmekle yarattığı kin ve nefretin bedelini öder.
Profesyonel tetikçi itirafçılar
İtirafçının en yeteneklisi egemen sınıfın infaz gruplarında profesyonel tetikçi olur. Çünkü ülke, sınıf savaşında egemen sınıfın her türlü caniliği mücadele yöntemi olarak benimsediği, CIA görevlisi David Galula’nın kuramlaştırdığı "
Ayaklanmaları Bastırma Harekâtı"nın uygulama alanıdır. Özel savaşın eski şefi Tümgeneral Cihat Akyol’un David Galula’dan ilham alarak dediği gibi "
Halkı mukavemetçilerden ayırmak için, sanki ayaklanma kuvvetleri yapıyormuş gibi, müdahale kuvvetlerince zulme kadar varan haksız muamele örnekleri ile sahte operasyonlara başvurulması tavsiye edilir."
İtirafçı, "
Ayaklanmaları Bastırma Harekâtı"nda devlet adına adam öldürme yetkisiyle donatılır. Bir "
infaz grubu"nun 1996 yılında "
iş kazası"nda suçüstü yakalandığı Susurluk Skandalı sonrasında Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın hazırladığı rapor, "
Susurluk olayı nedir?" sorusuyla başlıyordu. Raporda bu soru şöyle yanıtlanmıştı:
"
Kasım 1996’dan itibaren faili meçhul olaylar adeta bıçakla kesilir gibi durdu. Susurluk işte budur."
Rapor’un ileriki sayfalarında faili meçhul cinayetleri "
İnfaz grubu"nun işlediğinden söz ediliyor ve "
İnfaz grubuna kim emir verebilir?" sorusu da şöyle yanıtlanıyordu:
"
OHAL bölgesinde bu karar mercii Başçavuşlara, Komiser yardımcılarına, çok daha önemlisi bu yetki, dünkü terörist yarınki potansiyel suçlu itirafçılara kadar inmiştir. 1996 yılında Kolordu Komutanı’nın her türlü düzensizliğe son vermek için harekete geçmesi, bu adam öldürmedeki keyfîliği bir noktaya kadar önlemiştir."
Ülke, özel savaşın uygulama alanı, tetikçilerin görevlendirildiği "
infaz grupları"nın cirit alanı haline geldikçe, şiddet şiddeti besler. Askeri konvoylara mayın tuzağı, karakollara saldırı, El Kaide tipi eylem, "
iyi çocuklar" derken hangisi "
ayaklanma kuvveti"nin eylemidir hangisi "
müdahale kuvvetleri"nin eylemidir, bilinmez. Sadece yoksul halk çocuklarının kanı dökülür, "
şehit" ya da "
ölü olarak ele geçirilen" istatistiği kabardıkça kabarır. İşin doğası gereği çeteler de kurulur, gayri meşru kazançlar elde edilir ve paylaşılır. Bu kadarla da kalmaz, ülke, infaz gruplarının cirit alanı olmanın yanı sıra yabancı gizli servislerin kriket ve beyzbol alanı haline de gelir.
İtirafçılar cirit oyuncusudur, tek tek, artık düşman saydıkları eski arkadaşlarını ve onların arkadaşlarını avlarlar.
İtirafçılık sosyal hayatta ve siyasette de geçerli bir olgudur. Egemen sınıf, silahlı mücadele için tetikçi eleman devşirmekle yetinmez, ideolojik/politik mücadele için de eleman devşirir. Devşirme itirafçının bu türüne “dönek” denir. Dönekler entelektüel tetikçidirler, cirit sahasında oynamaktan çok, kriket ve beyzbol sahasında oynarlar.
Peki, niçin dönerler, niçin entelektüel tetikçi olurlar?
Naçizane yanıtı gelecek yazıya.