Oynadıkları oyuna bak!..

Metropollerde bombalar patlıyor, siyasi suikastleri şovenist hezeyanlar izliyor, yollar hep Güney Kürdistan'a çıkıyor. Pentagon koridorlarından senaryolar, gerçekler, kurgular, olan olabilecekler...

GÜNCEL
Pazartesi, 18 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Amerika, Türkiye'nin içinde yeni bir bomba patlattı: Pentagon'un uzantılarından biri olmakla tanınan "düşünce kuruluşu" görünümündeki Hudson Enstitüsü adındaki gerici bir siyaset planlama yuvasında üzerinde fikir cimnastiği yapılan bir "senaryo" sızdırıldı basına.

Tartışılan senaryonun ana hatları şöyle:

Beyoğlu'ndaki bir karakola patlayıcı yüklü kamyonetle bir intihar saldırısı düzenlenir, çevredeki turistler ve siviller de dahil en az 50 kişi hayatını kaybeder. 200 kişi ağır yaralanır. Hiçbir örgüt sorumluluk üstlenmese de, eylemi PKK'nin yaptığı söylentisi birkaç saat içinde yayılır. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanı Büyükanıt yine sahneye çıkar ve "...Irak sınırı korunmadıkça ve örgütün emir-komuta yapısı dağıtılmadıkça, PKK'nın büyük şehirlerdeki eylemlerini sürdüreceğini" açıklayarak, derhal sınır ötesi harekât yapılmasını ister.

Bu arada PKK'yi Türkiye'nin üzerine ABD'nin saldırttığını söyleyen İran, Kuzey Irak'a karşı yapılacak bir Türk askeri harekatına lojistik ve askeri destek vereceğini açıklar.

Tam bu tartışmalar kızışmışken, bu kez Ankara'da Anayasa Mahkemesi önünde bir intihar saldırısı düzenlenir ve şimdi emekli olan Mahkeme Başkanı Tülay Tuğcu ağır yaralanır, sonra da kaldırıldığı hastanede ölür. Kullanılan patlayıcıların Beyoğlu eylemindekiyle aynı olduğu anlaşılır.

İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay, eylemleri PKK'nin yaptığını açıklarlar.

Milyonlarca kişi sokaklara dökülür; Ankara, İstanbul, İzmir ve Samsun'da orduyu PKK'ye öldürücü darbe vurmaya çağıran mitingler düzenlenir. Bunun üzerine Başbakan Erdoğan, "şeçim öncesinde siyasi sermaye sağlamak amacıyla" TBMM'den sınır ötesi operasyon için yetki kararı çıkarttırır.

Arkasından 50 bin Türk askeri, ertesi sabah şafak vakti Irak sınırını geçerler...

GERÇEK KADAR GERÇEKÇİ


Özel olarak seçilmiş katılımcıların dışında yabancı bir sineğin girmesi dahi kolay olmayan o salonda tartışılan senaryonun bu kadar detaylı olarak "sızmış" olması çok 'ilginç' değil mi?..

Fakat asıl 'ilginç' olan herhalde senaryonun gerçekçiliği. Bugünün Türkiyesi'nde yaşıyor olup da bu senaryoyu "saçma", "imkansız", "olacak şey mi?" vb. şeklinde değerlendirecek kafası çalışan tek bir kişi bile çıkabilir mi? Adamlar senaryo değil, son 2-3 aydır yaşadıklarımızı yazmışlar sanki!..

Sadece hedef mekanlar, isimler, sayılar farklı, o da herhalde şimdilik!.. Bundan sonra bu filmi -ya da çok benzerini- görme ihtimalimiz bayağı yüksek anlaşılan!..

Hudson senaryosunun yazarlarından Zeyno Baran'ın, "istediğimiz gibi bir Cumhurbaşkanı seçilmezse kesinlikle sonuna kadar gideriz" diyerek açıkça darbe tehdidi savuran 27 Nisan muhtırasından aylar önce, "Türkiye'de bu yaz bir askeri darbe olasılığı yüzde 50" yollu makaleler kaleme aldığı düşünülecek olursa, buna aşırı bir evham gözüyle bakılamaz!

NE İŞ PAŞAM?..


Hiçbiri "tesadüf" olmayan 'ilginçlikler' bu kadarla da bitmiyor!.. Toplantının bileşimi de çok ilginç.

Bu senaryo üzerine birbirleri ile tartışıp görüş alış verişinde bulunmak üzere -onlar buna "oynamak" diyorlar- biraraya gelenlerin çoğu haliyle Amerikalılar; ABD Savunma ve Dışişleri Bakanlığı'nın resmi görevlileri yanında Türkiye, Ortadoğu ve Kürt konularında uzman ABD'li analizciler.

Buraya kadar bir anormallık yok, asıl ilginç bir manzara, diğer katılımcılara baktığınız zaman çıkıyor karşımıza.

Toplantıda Türkiye, biri Genelkurmay bünyesindeki Stratejik Araştırmalar ve Etüd Merkezi'nın (SAREM)'in başkanı olan diğeri ise Türkiye'nin Washington'daki savunma ataşesi iki tuğgeneralin başkanlığındaki askeri bir heyetle temsil ediliyor. Aynı salonda, muhtemelen aynı masanın etrafındaki koltuklarda ise bugün Güney Kürdistan'da kurulmuş olan Federe Kürt Devleti'nin Washington Temsilcisi Kübad Talabani oturuyor. Hem de resmi sıfatıyla, yanı Kürdistan Bölgesel Hükümeti'nin (KBH) temsilcisi olarak.

Kürt olan her şeye karşı gözü dönmüş bir şovenizmin temsilcisi olarak aylardır ortalığı toz dumana katan Bonapart özentisi Yaşar Büyükanıt'a şimdi sormak gerekiyor:

1
At izinin bilinçli olarak it izine karıştırıldığı provokasyon ve suikast planlarına dayalı böyle alçakça tezgah senaryoları üzerine 'fikir alış verişinde bulunmak üzere' düzenlenen bu tür bir toplantıya Türkiye'den herhangi bir sivil politikacı, aydın, öğretim üyesi, uzman vb. katılmış olsaydı ordu olarak tavrınız ne olurdu? "Hainler, gafiller, memleket ve rejim düşmanları" vb. vb. diye o beylik bayramlık ağzınızı açar mıydınız açmaz mıydınız? Bu biiiir!..

2
Gelelim ikinci soruya. Hani siz Kürdistan Bölgesel Hükümeti'ni "meşru" görmüyor ve tanımıyordunuz? Barzani, Talabani ya da onların temsilcileri ile hani "konuşacak bir şeyiniz yok"tu? Hani onlar zaten görüşmeye bile değmezlerdi? Onlarla görüşmeyi düşünmenin kendisi bile sizin gözünüzde neredeyse "vatana ihanet" ile eş anlamlıydı? Generallerinizin işi ne o zaman o toplantıda? Kimlerin katılacağını baştan bilerek gönderdiniz siz onları Genelkurmay adına oraya. Ayrıca bu bahaneyle ne konuştular Talabani'nin oğluyla? Neyin pazarlığını yaptılar?

Hadi şimdi de çık kamuoyunun önüne, ver bakalım bu soruların yanıtlarını!..

Daha bitmedi!..

DOLMUŞA BİNDİRİLENLER DE DÜŞÜNSÜN!..


Milliyet gazetesinin Washington temsilcisi olmaktan çok, ABD yönetimi ve Pentagon'un "Milliyet nezdindeki temsilcisi" olmasıyla ünlü ama bu yüzden de verdiği bilgilerin çoğu "doğru" ve "sağlam" olan Yasemin Çongar'ın -ki bu Hudson senaryosu bombasını da o, BBC ile ortak yapım olarak patlattılar- sorduğu bir soru daha var ki, bunun yanıtını sadece Büyükanıt değil, hangi oyunlara nasıl alet edildiklerine hala uyanamamışlarsa "sivil kuvvetler harekatı" kapsamında bayraklarını kapıp meydanlara dökülmeleri organize edilenler de vermelidirler:
... Ve Hudson'daki toplantının ABD'li katılımcılarından duyduğum, 'Türk askerleri, bizi test edip mesaj verdi' izlenimine ilişkin başka bir soru:

Acaba söz konusu senaryo, ... Amerikan bakışıyla mı hazırlandı? Yoksa, 'K. Irak harekatı, siyasi suikast ve sokak terörüyle kaçınılmaz kılınırsa ABD ne yapar' sorusuna yanıt arayan, aslında Türkler miydi?..

ABD'DEN ÖNLEYİCİ VURUŞ


Irak'ta başı zaten fazlasıyla belada olan ABD, "savunulabilecek" bir yanı olmayan şu Hudson rezaleti bombasını patlatarak, "sınır ötesine yürürüm, yeni bir yangın yeri yaratır, bu arada Kürtlerle de aranın açılmasına neden olurum" şeklinde özetlenebilecek bir şantaj politikasına başvurarak kendisini PKK konusunda sıkıştırmaya çalışan Türk Genelkurmayı'na "ince bir ayar" çekti aslında.

Ona, "beni sıkıştırıp durma, sabrımı da zorlama, yoksa gerçekte hangi hesaplar içinde olup saman altından hangi suları yürüttüğünü deşifre ederim" dedi kısaca.

Güvenilmeyen bir sineğin girmesine dahi izin verilmeyen bir salonda konuşulan dehşet senaryolarının bu denli ayrıntılı olarak "sızabilmiş" olmasını, ABD'nin eski Ankara elçilerinden Marc Grossman'ın "seçim sürecinde ABD düşmanlığının körüklenmesini hoş görmeyiz" uyarışı/ultimatomu ile birlikte okumak lazım!..

Oranın buranın bombalanıp, toplumda infial yaratacak suikastler düzenlenmesine dayalı olarak kamuoyunun belli hedefler ve politikalar doğrultusunda yönlendirilmesine dayalı provokatif siyaset tarzının bu biçimde deşifrasyonuyla, Cumhuriyet gazetesine atılanlarla aynı cinsten 3 bombanın yuvasında bulunamadığı Ümraniye'de bir "refleks karargahı"nın açığa çıkarılışının arka arkaya gelişini birlikte okumak lazım!..

Ve tabii, 14 Nisan mitingleri ile şimdi de "refleks mitingleri"ni, hangi hesap ve projeksiyonların basamağı olarak hangi amaçlarla nasıl organize edildikleri üzerine de Hudson senaryosunun ışığında dönüp bir kere daha düşünmek lazım!..