Salı, 19 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)
Yalçın Doğan - Hürriyet
OTOMOTİV bayii, maden ocağı sahibi, süper market zinciri sahibi ya da ortağı, çok iyi para kazanan mali müşavir, çok iyi para kazanan avukat, fabrika değil ama, yetmiş, seksen kişinin çalıştığı, orta ölçekteki bir imalat yerinin sahibi ya da ortağı.
Türkiye’de politikayı fiilen yapanlar, hangi partiden olursa olsun, il ve ilçe başkanları, genellikle bu gibi insanlar.
Seçim nedeniyle, son günlerde Karadeniz ile Orta Anadolu bölgesinde sekiz, on ilde dolaşıyorum. Dikkatimi çeken bir olgu var.
Hangi partiden olursa olsun, görüştüğüm il ve ilçe başkanlarının mesleğini ve uğraşını soruyorum. Aldığım yanıtlar, maden ocağı sahipleri, süper market sahipleri ve benzeri türde.
Tabanda politika yapmak, artık belli bir sermaye sınıfının elinde.
SINIFSAL FARK
Hemen eklemek gerek.
Bu insanlar yaşadıkları il ve ilçede, hiç bir biçimde
halktan kopuk değil. Gittiğim il ve ilçe binalarında, yüzlerce sıradan yurtdaş görüyorum. Hepsi de, partisine göre, kendi derdini anlatıyor. Seçim dönemi olduğu için, partiler ister istemez, o insanların derdini dinliyor. Dinlemek zorunda.
Mazot fiyatından taban fiyatına, dükkanını zaman zaman siftahını bile yapmadan kapatanlardan kendilerini şu ya da bu biçimde haksızlığa uğramış hissedenlere kadar, her çeşit şikayet almış başını gidiyor.
Bu şikayetleri dinleyenler, artık bir başka sınıfın insanları. Parti yönetimleri ile halk arasında, sınıfsal bir fark oluşuyor.
Bu fark, seçim zamanında fiili siyaset yapma tekniğine yansımıyor. Ama, o il ve ilçe başkanlarının, halkın şikayetleriyle ilgilenmelerine rağmen, öyle bir fark var.
Anadolu’da politika yapmak, parasız mümkün değil.
Bunun önemli bir nedeni var. Partiler, Anadolu örgütlerinin
kendi yağlarıyla kavrulmalarını istiyor. En basitinden su, elektrik, telefon gibi masrafları il ve ilçeler kendileri karşılıyor. Çoğu, genel merkezlerinden maddi destek almıyor.
O zaman da, iş paralı başkanlara kalıyor.
Dolar milyarderleri 6’dan 26’ya yükseldi
DÜNYACA ünlü
Forbes Dergisi geçenlerde Türkiye ile ilgili bir araştırma yayınlıyor. Buna göre:
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’de 6 dolar milyarderi var. 2006’nın sonunda ise, Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı 26’ya yükseliyor.
Bu bir kaç açıdan çarpıcı. Forbes dergisi Türkiye’yi
Japonya ile karşılaştırıyor. Türk Ekonomisinin oniki kat daha büyük olduğu Japonya’da bu kadar dolar milyarderi yok.
İkincisi, hem bu gerçekten yola çıkarak, hem de Anadolu gözlemimi ekleyerek,
AKP ile birlikte gelir bölüşümü daha da bozuluyor. Toplumda ciddi gelir farkı var ve bu fark büyüyor.
Üçüncüsü, evet, enflasyon düşüyor. Bu doğru. Ama, her zamanki şikayet devam ediyor. Enflasyonun düşüşü, orta sınıfa henüz yansımıyor.
Orta sınıf ciddi bel veriyor. Politik, ekonomik, sosyal, kültürel açılardan, daha da sayarım, hiç boş verilecek bir olgu değil. Orta sınıf, toplumun direği. O direk sallanıyor. Nihayet, dolar milyarderi sayısının artması, kademe kademe aşağı inildiğinde,
büyük sermayenin neden AKP’den yana olduğunu açıklamaya yetiyor.
22 Temmuz seçimlerine giderken, önümüzdeki tablo bu.