Elde var ABD!

Genelkurmay'ın karizması çizildikçe, "ulusalcı güçlerde" de sindirim bozukluğu baş göstermeye başladı. Devletin zirvesinde ise trafik oluştu.

GÜNCEL
Perşembe, 21 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Kendilerine "ulusalcı güçler" vb. diyen şoven-faşist milliyetçilik cephesi aldığı üst üste darbelerle çalkalanıyor.

Varan 1: TSK bankası Oyakbank'ın Avrupa'nın en büyük mali sermaye gruplarından birine satılması


Neoliberal cephe Oyakbank'ın satışı karşısında ellerini ovuşturup, satışa yılışık övgüler düzerken, "ulusalcı güçler" cephesinde derin bir "hayal kırıklığı" ve "çalkantı" kendisini gösteriyor. Radikal yazarı Yiğit Bulut, başlıca temsilcilerinden olduğu "ulusalcı güçler" cephesinde bunun yarattığı psikolojiyi şöyle yansıtıyor:
TSK'nın bankasının yabancılara satılması. Bu satışın para ile değeri olamaz. Özellikle Türk kamuoyunda 'yaşadığımız her şey satılık trendine karşı duracak güçler var' inancına sahip olmak isteyenlerde yaratacağı çöküntünün asla ve asla telafisi yok... Kamuoyunda yaratacağı yıkıntı '1000 yıllık bir psikolojik harekata' denk. (Radikal, 21 Haziran 2007)
Diğer yandan "ulusalcı güçler"in başlıca yayın organlarından Cumhuriyet gazetesi yazarları "yas tutarken", aynı cephenin başlıca simalarından Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, "Ulusalcı bir kuruluş olduğu iddiası ile Erdemir'i ulusalcı şov yaparak alan bir kuruluşun satışını içime sindiremiyorum" dedi.

Emekli orgeneral Kemal Yavuz, "TSK mensupları bu satışa tepkili. Oyak yönetim kurulu bunun hesabını verir." dedi. Emekli Subaylar Derneği ve Emekli Assubaylar Derneği de hop oturup hop kalkıyor.


TESUD başkanı "5 ayrı migren ilacı aldığını" ifade ediyor
TESUD başkanı emekli tümgeneral Rıza Küçükoğlu da "Ordu gibi bizim geçmişimiz ve geleceğimizle ilgili bir kavramın Hollandalılara teslim edilmesinden sıkıntılıyız" diyerek, emekli subay, astsubay ve ailelerinden oluşan 57 bin kişinin bankadaki hesaplarını çekmesi için kampanya başlatma tehditleri savuruyor.

Bu tepkiler ilk elde Oyak'ın "sivil" genel müdürü Ulusoy'u hedefliyor gibi görünse de, aslında doğrudan Genelkurmay'a gidiyor. Zaten Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve Savunma Bakanı, Oyak yönetim kurulunun nihai kararları veren "doğal üyeleri" iken, resmi yönetim kurulu da, bir emekli korgeneral (başkan), muzavvaf 4 tümgeneral, 3 emekli tuğgeneral, bir emekli vali, bir profesörden; denetleme kurulu da yine tüm ve tuğ generallerden oluşuyor!

Ordu içinde de ciddi bir çalkantı ve sarsıntı yaratacakmış gibi görünen Oyakbank'ın satışı nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, neoliberalizmin ordunun yıllardır süren psikolojik harekatlarla kendine yaptığı "imaj"a bu darbesinin etkileri kalıcı olacaktır.

Yiğit Bulut'un "ince iması" da tüm o "ulusalcılık" demogojilerinin iflasına işaret ediyor zaten: TSK ve komuta kademesinin, kendini "emperyalist ve işbirlikçi neoliberalizme karşı koyacak biricik güç" olarak pazarlaması olsun, darbecilik ve kontrgerilla operasyonlarını bu temelde meşrulaştırmaya yönelik ideolojik hegemonya atakları olsun, sivil kuvvet organizasyonlarında yine bu tür manipülasyonların kullanılması olsun, ağır bir darbe almıştır.

TSK'nın, darbecilerin, kontrgerillasının, "sivil kuvvetler"inin eğreti "kuvvayı milliye" kalpakları düşmüş, kafatasçılıkları, dahası işbirlikçi kafatasçılıkları geniş kitleler için daha kolay görünebilir hale gelmiştir. Daha önemlisi; tıpkı faşist rejime karşı mücadelenin emperyalizme ve burjuva liberalizmine dayanarak yapılamayacağı gibi, emperyalizme karşı mücadelenin de faşist rejim, ordusu ve uzantılarına dayanarak yapılamayacağı ham kafalara dank etmiş olmalıdır! Bağımlı kapitalizm ve onun işbirlikçi iktidar kurumlarına karşı mücadele edilmeden emperyalizme, neoliberalizme karşı mücadele edilemez!

Varan 2: Hudson Enstitüsü sarsıntısı


Efendisi ABD tarafından Hudson vakasında tongaya bastırılan Genelkurmay'ın, suç üstü yakalanmış bir ilkokul çocuğunun beceriksizliğiyle yaptığı eveleme geveleme ve kekeleme açıklaması, kimseyi tatmin etmediği gibi, Genelkurmay'ın tüm o psikolojik harekatla yaratmaya çalıştığı imajdaki çöküntüyü daha da büyütmekten başka bir işe yaramadı.

Genelkurmay öylesine sefih bir duruma düştü ki, burjuva liberal cepheden İsmet Berkan gibilerin, 'askerin de bu kadar üstüne gitmeyelim canım, askerin de bu tür CIA, Pentegon bağlantılı emperyalist strateji-taktik kurumlarında, ABD generalleri ve görüşmem dediği Kürt yönetimi temsilcileriyle birlikte, düşünme ve tartışma özgürlüğü var' gibisinden yarı alaylı yarı kollayacı yazılarına mazhar oldu!

TSK ve komutasının, bazı salaklarça "gerekirse ABD ile bile çatışırız" noktasına kadar vardırılan tüm o psikolojik harekat karizması çizilmekle kalmadı. Genelkurmay ve stratejik-taktik kurumlarının, bırakalım ABD'nin onayı olmadan "sınır ötesi harekat" yapmayı, ABD'siz tuvalete bile gidemeyeceği açığa çıktı.

Varan 3: Yakalanan kontrgerilla çeteleri


Ümraniye'deki yine tanıdık kontrgerilla subaylarından sonra Susurluk ve Bucak çetesi ile JİTEM ve Veli Küçük bağlantalarını deşifre eden operasyonların mesajı açık: Susurluk çetesinden, Danıştay cinayetine, Hrant Dink cinayetine, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaya, sivil kuvvet organizasyonlarına kadar kime ve neye işaret ettiği...

Sonuç?


MGK toplantısının ardından devletin tepesinde olağanüstü hızlanan görüşme trafiği başladı? Aynı gün içinde, Cumhurbaşkanı Sezer, AKP'den nedense milletvekili adayı olmayacağını açıklayan Başbakan yardımcısı Abdullatif Şener'le ve ardından Genelkurmay başkanı Büyükanıt ile görüştü. Abdullatif Şener ise ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson ile görüştü. Başbakan Erdoğan ise MİT Müsteşarı Emre Taner ve ardından Dış İşleri Bakanı Gül ile birlikte Genelkurmay başkanı ile görüştü.

Yukarıda sıraladığımız, "balans ayarı" olarak tanımlanabilecek üç önemli gelişme ile devletin tepesinde olağanüstü hızlanan görüşme trafiğinin ne ilgisi olabilir ki?..