Kontra mitingler sürüyor!

Genelkurmay'ın 'kitlesel refleks' direktifiyle yeni bir kontra mitingi düzenleniyor!

GÜNCEL
Cuma, 22 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Genelkurmay Başkanlığı'nın 8 Haziran gecesi internet sitesinden yayınladığı "teröre karşı kitlesel refleks" direktifi, zaten aportta olan toplumdaki faşist şoven gericilik birikiminin ipini saldı. Şırnak ve Diyarbakır'da 9 Haziran günü iki miting yapıldı. Diyarbakır'daki miting, İP çetesi tarafından, Şırnak'taki ise Gaziler ve Şehit Aileleri Yardımlaşma Dayanışma Derneği tarafından organize edildi. Binlerce kız ve oğlunu kirli savaşa kurban vermiş Kürt halkının yaşadığı illerde düzenlenen bu mitingler, bir yerde "deplasmanda” yapılmış ve fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Asıl mesajın, İstanbul gibi metropollerden verilmesi, faşist şoven güruhun kitlesel bir "Biz yine buradayız, hazırol vaziyetinde bekliyoruz” demeleri gerekiyordu! Bunun için ise, 23 Haziran Cumartesi günü Çağlayan Meydanı'nda 14-29 Nisan mitinglerinden sabıkalı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve diğer kurumların organizatörlüğünde bir "teröre karşı sessiz yürüyüş” düzenlenecek.

"Vicdan ve cüzdan aktarımı”ndan kontra mitinglere...


ÇYDD, mitinge ilişkin yaptığı duyuruda, "Terörle mücadele, ulusu, devleti, hükümeti, ordusu, yöneticileri ve milletiyle elele vererek olur. ... Halkın mitinglerle tepki göstermesi çok doğal ve gereklidir” sözleriyle Genelkurmay'ın "kitlesel refleks” çağrısına yanıt veriyor. ÇYDD, 1989 yılında orta sınıflardan yoksul çocuklarının üniversite eğitimine "vicdan ve cüzdan aktarımı” ile başladığı; bunu çapı belli bir laiklik çığırtkanlığı ile birleştirdiği yolculuğuna, orta sınıf kesimlerinin rejime şoven milliyetçilik temelinde yedeklenmesi gibi saf siyasal bir misyonla devam ediyor. Genelkurmay destek ve direktifli yürümekten gelen bir özgüven baloncuğu ile, 14-29 Nisan mitinglerinden sonra bu kez de "teröre karşı sessiz yürüyüş” organizasyonuna soyunuyor!

Neden “sessiz”?


Neden sessiz? Neden Erzincan'da yaralı gerillayı linç etmek için üzerine çullanan faşist sürünün yaptığı tarzda, ya da 14-29 Nisan'daki gibi çığır çığır bir miting düşünülmüyor? Yürüyüşün organizatörleri, mitingin "Yurtta Barış Dünyada Barış” temalı olduğunu, "sessiz” ve olaysız geçmesine de önem verdiklerini söylüyorlar. CNN Türk'te dün yayınlanan "Seçim Zamanı” adlı programda konuşan ÇYDD Başkanı Türkan Saylan, buna özellikle dikkat çekti.

Mitinglerde "Ermura ruhu” ile hareket etmek gerektiği yönlendirmesini yapanlardan biri de, CHP'nin İstanbul adaylarından biri olan Necla Arat oldu. "Teröre karşı sessiz yürüyüş” mitingleriyle, İspanya'nın Bask bölgesinin Ermura kentinde ETA'ya karşı düzenlenen "sessiz yürüyüş” bağlantısı kuruluyor.

Ermura'da ne olmuştu?


10 Temmuz 1997'de Partido Popular'ın senato üyesi Miguel Angel Blanco ETA tarafından Ermura'da kaçırılmış ve iki gün içinde Bask'taki tüm ETA tutsakları serbest bırakılmazsa Blanco'nun öldürüleceği açıklanmıştı. ETA'nın talebinin reddedilmesinin yanı sıra, Bask bölgesi de dahil birçok kentte 6 milyondan fazla kişi, Blanco'nun bırakılması için sokağa döküldü. Blanco öldürüldü. Bunun ardından birçok yerde ETA karşıtı kitle gösterileri düzenlendi. İşte bu tepki, "Ermura ruhu” olarak adlandırılıyor.

Necla Arat, düzenleyecekleri mitingleri İspanya'dakilere benzeştiriyor. Genelkurmay'ın 8 Haziran tarihli direktifinin Kürt halkına ve Kürt halkının özgürlüğünün kayıtsız şartsız savunucularına, hatta devletin resmi politikasının dışındaki politik öneri sahiplerine, liberallere vb. yönelik linç saldırılarının işaret fişeği olacağına dair değerlendirmeleri, Necla Arat'ın bu mitinglerin ısırmayıp sadece havlayacağı yönündeki yanıtıyla karşıladı.

Ya o kimden yana?


Fakat daha kötüsü de var: Sendika.org yazarlarından Ferda Koç, "teröre karşı sessiz yürüyüş” ambalajlı Kürt halkına düşmanlık mitingleri konusunda, Necla Arat'ın düşüncelerine paralel bir değerlendirme yapıyor. Ferda Koç, Ermura olayı sonrasındaki mitinglerin sessiz olmak dışında da artılarının bulunduğunu, bunların başında ise "teröre karşı demokratik ve barışçı kitle tepkisinin büyük bir güçle ortaya konulduğu son derece isabetli eylemler” olmalarının geldiğini söylüyor. Bu mitinglerde temel sloganların "Katiller" ve "Bask'a evet, ETA'ya hayır" olduğuna değiniyor. "Bu tepki hareketi, Bask sorununun barışçı-demokratik çözüm sürecini başlattı” diye "yol gösteriyor”:
Ermura Ruhu, Bask sorununu kabul eden, bu sorunun çözümü için bütün barışçı kanalların sonuna kadar açılmasını isteyen; ETA'nın terörizmini lanetleyen bir ortak İspanyol, Katalan ve Bask anlayışıdır.
Ferda Koç, "Ermura ruhu”na selam gönderdiği yazısında, Genelkurmay'ın linç yönlendirmesini eleştiren İnsan Hakları Ortak Platformu'na Necla Arat'ın verdiği "Endişeye mahal yok” yanıtını da güya sorguluyor:
Arat 1997 İspanya'sındaki gibi bir tepki hareketini örgütlemeyi mi öngörüyor; yani Kürt sorununu kabul eden, bu sorunun çözümü için bütün barışçı kanalların sonuna kadar açılmasını isteyen; buna karşılık PKK'nin terörizmini bu çözüm sürecinin önündeki başlıca engel olarak lanetleyen, Kürtlerin ve Türklerin hep birlikte katıldıkları ortak bir hareket yaratma çağrısını mı yapıyor? Temel sloganı, 'Kürtlere evet, PKK'ye hayır' mı?

Eğer böyleyse gerçekten de İnsan Hakları Platformu'nun endişesini anlamak mümkün değil!
Bu satırlarda dile gelen, 14-29 Nisan solculuğunun uzatmalı devamcılığından ve orta sınıflarla olan ideoloji, politika ve gönül köprüsünün korunmasından başka bir şey değildir. Aynı basınçtan ve sınıfsal-siyasal konumdan dolayıdır ki, CNN Türk'teki programda Türkan Saylan, Can Paker, Fuat Keyman, Harun Tekin gibi liberaller arasında bir nevi "tek başına” olmasına rağmen, onlarla polemiğe bile başvurmadan arenadan açık farkla galip ayrıldı. Liberalizmin politika belirleyicisi konumundaki Can Paker haricinde, diğerleri, ortak bağımsız aday toplantılarında, internet sitelerindeki o özgüvenli havalarından farklı olarak -sanal ve gerçek dünya farkı!- "Tabii ki teröre karşı sıfır toleranslı olmak lazım”; "Çoğulculuk daha iyi olmaz mı” ve en ileri gideniyle de "Bu mitinglerin barış çağrısı yapması lazım” mızıltı modundaydılar. Sendika.org yazarlarının yazdıkları da aynı boylamda yer alıyor!

Kan mitingleri!


"Teröre karşı sessiz yürüyüş”ler, bir yandan orta sınıfların Genelkurmay muhtırası ve 14-29 Nisan rüzgarıyla şişirilmiş yelkenlerini yeniden sahneye çıkarmayı; aynı zamanda ise bu "Ne kokar ne bulaşır” takımının bulaştıkları şeyle de ellerinin fazla kirlenmemesini sağlamasını amaçlıyor. Bir başka ifadeyle, sokağa çıkılacak, ama -nasıl olacaksa- diyelim ki bir DTP binasına vb. saldırı olmayacak. Anahtar sallayan, tespih çeken, ayakkabısının arkasına basan, 250 YTL'ye insan katleden, Muzaffer Tekin beslemesi... lümpen faşist çeteler oraya uğramayacak!

Gerçek silahların kullanıldığı bir film senaryosu yazacaksınız; ama orada kan yerine domates salçası kullanacağınızı sanacaksınız! Genelkurmay'ın direktifiyle hareket edeceksiniz, onun bütün çağrılarını benimseyeceksiniz... ama elinizi pisliğe tuzukuruluğunuzun canı çektiği kadar batıracağınızı düşüneceksiniz! Kimi kandırıyorsunuz? Bunlar, adıyla sanıyla kan mitingleridir! Kan kokusunu alan köpekbalıklarının üşüşeceği, sizlerin de onlardan farkınızın bu zeminde kalmadığı bir linç senaryosunun "barışçıl” (!) uygulamasına girişiyorsunuz! Ellerinizde "İnsanlar ölünce demokrasi susar” pankartlarıyla yürüyecek; askeri faşist darbe yaltakçılığında önde gideceksiniz!

Sınıf onuruna sahip hiçbir emekçi bu kontra mitinge gitmemekle kalmamalı; "terör” çığırtkanlığı ile baştan çıkarılmaya çalışılan sınıf kardeşlerini uyarmalı, mitinge katılımı her yolla engellemelidir! Kürt halkına kalkan eller, emekçiler tarafından kırılmalıdır!