Seçimi en küçük yerel birimleri olan irtibat bürolarında nasıl yürütüyorlar acaba, benim gibi tesettürlü olmayan birini nasıl karşılayacaklar bakalım...
Oturduğum semt tam bir işçi ve emekçi semti. Daha doğrusu İstanbul’un büyük çoğunluğunu oluşturan emekçi semtlerine benzeyen bir semt. Burası daha önceki seçimlerde oyları büyük oranda AKP’nin aldığı bir semt aynı zamanda.
Burjuva ve halk düşmanı partilerin seçim çalışmalarını izlemek için ideal bir semt diye düşünüyorum ve emekçi semtlere yuvalanmış düzen partilerinden en etkini olan AKP’nin birkaç gün önce açılan irtibat bürosunu bir “ziyaret edeyim bakalım" diyorum. Seçimi en küçük yerel birimleri olan irtibat bürolarında nasıl yürütüyorlar acaba, nasıl örgütlenme çalışması yapıyorlar, acaba benim gibi tesettürlü olmayan birini nasıl karşılayacaklar bakalım diyerek irtibat bürosunun merdivenlerinden çıkıyorum.
Tahmin ettiğim gibi bizim mahalleden bir tanıdığı görüyorum girer girmez. Orta boy bir market işleten bu tanıdığımla beraber 10 civarı kişinin bir masa etrafında oturduğunu görüyorum. Kapıdan girer girmez hepsi "hoşgeldiniz", "buyrun" sözleriyle adeta kucak açıyorlar! Hiç de şaşırmış halleri yok. Cemil abi ilk başta buyur ediyor beni. Hiç de öyle düşündüğüm gibi yadırgar bir edayla karşılaşmıyorum. Anlaşılan halkla ilişkiler derslerine iyi tabi tutulmuşlar. Tabii bir diğer nedenini sonra anlıyorum. Ama içerdekilerin hepsi erkek, kadın beklerken hiç göremiyorum, malum “kadın kotası”yla övünen bir parti, o yüzden kadın beklentim normal. Tanışım kadınların 16:00′ya kadar irtibat bürosunda olduklarını söylüyor. Nedense? Haremlik selamlık uygulaması mı acaba diye içimden geçiriyorum. 20′li yaştaki gençlerden 40-50′li yaşlarda olan son derece ortalama tiplerle karşılaşıyorum.
İçerisi bol bol büyük boy Tayyip Erdoğan resimleri ve parti bayraklarıyla donatılmış. Masaların üzerinde broşür yığını var. Sürekli açık bir televizyondan da haberleri takip ediyorlar. Tercihleri Samanyolu TV. vb. değil, CNN Türk, NTV gibi kanallar...
Bilgi almak için geldiğimi söyleyince hemen başka bir masaya çekiliyorum. Talimli gibiler. Adeta yağmur gibi gelen sorularımı son derece sakin ve bağlantılı yanıtlıyorlar. Ee malum, aylardır Genelkurmay'dan, ordu STK’larından, medyasından kroşeleri yiyorlar, buna uygun bir hazırlık, söylem ve savunma kültürü de olacak.
Tanıdığım irtibat bürosunda 100′e yakın gönüllü çalışan olduğunu, 20’sinin kadın, 20 civarının gençlik kollarında çalışanlardan oluştuğunu, ev ev yüz yüze görüşmeye dayalı bir çalışma yürüttüklerini anlatıyor. 3. seçim bölgesi olduğumuzu, 25 civarı milletvekili çıkarıldığını, burada ilk sırada AKP’nin, ikinci sırada CHP’nin olduğunu anlatıyor. Tahmin ettiğim gibi parti ağırlığının esnaflardan oluştuğunu belirtiyor. Diğer kısmını da üniversite öğrencileri, üniversite mezunu çalışanlar, teknik eleman, bir iki mühendis ve kadınlar oluşturuyormuş. Zaten orada bulunurken sorguya çeker gibi sorularıma orada bulunanlar ‘esnafım’ yanıtını veriyorlar.
İşçiler ise akşam saatlerinde ve hafta sonları geliyormuş. Bunu tahmin ederek ben de cumartesi akşam üzeri ziyaretimi yapıyorum. Ben oradayken birkaç kadın ve bir iki işçi geldi. İşçinin birinin kucağında cılız, renksiz bir çocuk var. Hoş babası da pek farklı değil. Heyecanla pazartesi günü bayrakları almaya geleceğini söylüyor. Öyle yeni gelen bir tipe benzemiyor. Eşiyle gelen tesettürlü genç kadın ise ilk defa gelmiş olmalı, gözleri ışıl ışıl, beklentili. Onu da hemen avlar gibi bir masaya çekiyorlar.
Birçok teknik, ayrıntı sorudan sonra yaptıkları bir anketten bahsediyorlar. Buradaki emekçilerin en önemli sorunlarının ne olduğunu, ne istediğini sorduğumda. İlk sorun ve isteklerinin "güvenlik" olduğunu söylüyor. Tüm İstanbul çapında yürütülen ankette ilk bu istek, bu sorun çıkmış. istanbul’un güvenliğinin (kapkaç, hırsızlık, ‘terör’… en genel anlamıyla yani) sağlanması gerektiğiymiş.
"İlk sırada işsizlik gelmiyor mu yani?" soruma kaçak yanıtlar veriyor, ilk önce en sonlarda gelen sorun olduğunu söylerken, ilerdeki sohbet arasında ikinci sorunun "işsizlik" olduğunu söylüyor kurnaz mahalle politikacısı.
Tüm teknik sorularım sabırla yanıtlandıktan sonra sohbet etmeye başlıyoruz. O sırada etrafımız da kalabalıklaşıyor. Mahalle başkanları olan diğer tipler de geliyor ve (bölgenin nüfusuna göre her semtte değişen sayıda oluyor, burada 11 kişi ve hepsi de esnaf) karşılıklı birbirimizi sorguya çekmeye başlıyoruz. “Gelin sizi AKP’li yapalım, neden oy vermiyorsunuz?” diyorlar. Oy kullanmadığımı, çözümü partilerde görmediğimi vb. sorunun düzen olduğuna dair birçok şey söylüyorum ama son derece “esnek”ler. Bahsedilen her konuda değişik bir kaba girebiliyorlar, hiçbir konuda keskin, tartışmalı görüşleri yok ya da söylemiyorlar. Kısacası “kapıları herkese açık”! Yer yer sinir bozucu olan bezirgan bir tarz… En sert görüşleri bile “hazmediyor” görünüyorlar.
Ama buna rağmen iş ekonomiye, ABD ile ilişkilere, yoksulluğa gelince şaşırtıcı bir durumla karşılaşıyorum. Güncel konularda birçok lafı ezberden ve hızlı bir şekilde yetiştiren bu tipler, kapitalizm tartışmalarına, bağımlılık ilişkilerine, küçük esnafın yıkımına, IMF ile ilişkilere, AKP’nin aslında yaşadığı çatışmanın sermayeler arasında yaşanan çatışma olduğuna, hiçbir partinin TÜSİAD ve MGK karşısında bağımsız davranamayacağına gelince adeta sus pus oluyorlar.
Hatta bir tanesini alıyor bir düşünce, gözleri iniyor aşağı. Bayrampaşa’da düğme atölyesi varmış. Diğerleri de öyle, söyleyecek bir şey bulamıyorlar. “Siz ne öneriyorsunuz, hangi parti bunlara, söylediklerinize en uygunudur” içtenlikli sorularına, partili bir çözümün olmadığını söylüyorum, tüm devlet mekanizmasının baştan aşağı değişmesi gerektiğinden, sınıf ayrımlarının kalkması gerektiğinden bahsediyorum, ama yok, hiç şaşırtıcı bir tepki yok. Hatta gözleri inen atölye sahibi, “Yani siz tüm devlet mekanizması değişmeli, hepsi diyorsunuz” diyerek onaylar bir tutum içine giriyor.
Onların zayıf karnını bulmak zor değil. Keskinleşen sınıfsal kutuplaşma içerisinde eriyen esnaf ve küçükburjuvalar bunlar… ABD, IMF ile ilgili konularda da hiçbir karşı söz yok, hatta suskunlukla onaylar haldeler. Hatta bir tanesi, kendine has ifadesiyle AKP’deki taşra burjuvazisinin gelişiminden ve yerleşik burjuva kesimlerin yerine göz dikmesinden bütün çatışmanın çıktığından bahsediyor...
İşte görüyorsunuz, fillerin tepişmesinden otlar eziliyor, bu çatışmanın bizlerle alakası yok, burada bizim yerimiz yok. Sermaye kesimlerinin kendi çatışmasıDiyerek durumu ben de özetlemeye çalışıyorum. Kafalar sallanıyor, onaylanıyorum. (ama bezirganca tarzda değil!) Hatta bir tanesi güzel bir ek yapıyor: “Evet bu paranın parayla çatışması.”