Pazartesi, 25 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)
Kızıltepe'de seyyar satıcılık yapan 27 yaşındaki Şehmuz Demir kararlı ve net konuşuyor: Kendimize oy vereceğiz.
Kürt illerinde seçim gözlemi yapan gazeteciye böyle diyor Şehmuz.
"Kendimiz" burada
DTP'nin bağımsız adayı
Ahmet Türk oluyor. DTP'nin son Genel Başkanı Ahmet Türk Kızıltepeli bir aşiretin lideri; 20 kadar köyün sahibi bir toprak ağası.
1973, 1977, 1987, 1991 seçimlerinde
Mardin'den milletvekili seçilmiş. Demek ki
"kendimiz" hep Meclis'teymişiz!
SEÇİM İŞİ KARIŞIK
Tütünüyle meşhur Hurs bölgesinde bulunan köyünün yakılması üzerine 1992 yılında göç etmek zorunda kalan 72 yaşındaki dengbêj Derviş ise, "Bu sene seçim işi karışıktır" diyor. Önce tepki gösteriyor: "Ben rey atmayacağım." Sonra da kızgınlığını: "Bugüne kadar yüzlerce kişi gönderdik Meclis'e. Fakir fukara için, köyü boşaltılan için ne yaptılar. Ne olacak seçimlerin hali. Mecburen gideceğiz reyimizi kendimize vereceğiz. Başka da kimseye oy yok." Ardı arkası kesilmeyen sorularımıza Mardinliler çok tepkili, kısa ve net yanıtlar veriyorlar: "Darbe olsa ne olacak. Her taraf asker kaynıyor Bölge'de." Yani anlayacağınız Mardin'de her oy çantada keklik değil.
Yani anlayacağınız
"seçim işi karışıktır" Kürt insanının kafasında.
DÜZEN PARTİLERİNDEN UMUTSUZ
22 Temmuz seçimlerine günler kala Kürt illerinde eski seçimlerin heyecanından eser yok. Türkiye genelindeki
beklentisizlik hali Kürt emekçiler için de geçerli. DTP'nin bağımsız adaylarının seçilme garantisi bile beklendiği kadar büyük bir heyecan yaratmış görünmüyor.
Bölgede ipliği pazara çıkmış
CHP ile
MHP ve
DP'nin kayda değer bir seçim çalışması yürüttükleri söylenemez. Bir anlamda Kürt halkının beklentisizliği bunlar cephesinden de oy beklentisizliğine dönüşmüş. Aşiret lideri adayları sayesine alacakları çok sınırlı oylarla milletvekili seçme şansları görünmüyor.
Kürt illerinde DTP'nin adayları dışında seçim çalışması yürüten tek parti
AKP. Hükümet partisi olmanın olanaklarını kullanarak aşiretler ve dini tarikat-cemaatlar üzerinden bölgede seçim çalışması yürüten AKP'nin geleneksel dinci oylar dışında, Kürtler içinde
orduya ve şoven saldırganlığa duyulan tepkinin bir kısmını oya dönüştüreceği görülüyor. AKP ve diğer sermaye partilerinin kabaca durumu böyle.

"KENDİMİZ"LE ÇELİŞKİ
Asıl konumuz olan DTP'ye gelince...
"Bin Umut" adaylarının yarısından fazlasının Meclis'e gireceğine kesin gözüyle bakılıyor. Bunun yurtsever Kürt kitlelerinde belli bir heyecan yaratması beklenirdi ki göründüğü kadarıyla böyle bir durum yok ortada. Yurtsever Kürt emekçilerinde genel bir heyecan hali yok.
"Kendimize" oy vereceğiz,
"biz" Meclis'e gireceğiz; ve fakat heyecanlanmayacağız. Burada bir sorun var.
Ulusal mücadelelerde her gelişme kolayca bir coşku dalgası yaratır;
1991 seçimlerinde
HEP'lilerin Meclis'e girmesinin yarattığı coşkuyu, tanık olanlar bilir. Aynı düzeyde olmasa bile, üç yıl önce
DEP'li vekillerin serbest bırakılmasının yarattığı heyecan da burada anılabilir. Şimdi ise bundan eser yok. Peki neden? Bunun kolay bir cevabı yoktur. Kürt dengbejinin dediği gibi bu sene
"seçim işi biraz karışık." Öyle ya
"biz" görünenin aslında biz olmaması; bizim ihtiyaç ve özlemlerimizle oy vereceğimiz
"kendimiz"in bu denli çelişmesi işleri karışık kılıyor.
Fakat bir açıdan da netlik var ortada.
Kürt orta ve egemen sınıflarının Kürt siyasetindeki egemenliğinin pekişmesinin getirdiği bir netlik. Yasal Kürt hareketi ulusal devrimci hareketin gölgesinde, onun kazanımlarına sırtını dayayarak başladığı yolculuğunda, ulusal devrimci hareketin yaşadığı kırılmalarla düzene entegrasyon yönünde attığı adımların -ki bu adımlar için öteden beri köprü rolüne soyunmuştur hep- önünde yürüyerek düzenle
liberal entegrason yönünde bir hamle daha yapmış olmanın netliği var ortada. Muhtemel bir Meclis grubuyla da bu hamle pekişecektir. Gerek yürütülen Bin Umut
kampanyasının içeriği, gerekse bununla uyum içindeki
adayların kimlikleri ve
ideolojik eğilimlerinin gösterdiği bundan başka bir şey değildir.
ÇÖZÜM DEDİKLERİ
DTP'nin bağımsız adaylarının seçim kampanyalarına başlamadan önce yaptıkları ilk işin
Diyarbakır'da Kürt sermaye temsilcileriyle bir araya gelerek ortak hareket planı çıkartmış olmasının da teyit ettiği gibi Bin Umut kampanyasının tüm slogan ve metinleri Kürt hareketi içindeki ulusalcı-halkçı demokratizmin son kalıntılarının da iyice bastırılarak Kürt orta ve egemen sınıflarının liberal-sivil toplumcu entegrasyon programlarının hakim olduğunu gösteriyor.
Bin Umut kampanyasının temel sloganı
"Kürt sorununu çözeceğiz". Bunun yanı sıra parlamentonun çözümün adresi olduğu vurgusu ve buna bağlı olarak
yüzde 10'luk seçim barajının kaldırılarak
"temsilde adaletin sağlanması", "farklılıkların, azınlıkların temsil edilmesi"... Bu son
"temsil" saçmalığı üzerine söylenecek fazla bir şey yok; temsiliyet ilişkisini sınıfsallıktan ve ideolojik - programatik içeriğinden soyundurup seçim barajı ve Meclis'e girişle sunan kaba burjuva yargısına göre baraj kalkınca işçi ve emekçiler de temsil edilecekmiş! Çocuk mu kandırıyor sunuz beyler?.. Onu diğer
"seçmecelerden" ayıran bu iki vurgu dışında diğerleri zaten bütün burjuva partilerinin her seçim döneminde bolca tekrarladıkları klasik
"seçim ağzı" ve oy avcılığı taktiklerinin Kürt liberallerinin diline çevrilmiş hallerinden başka bir şey değildir.
KÜRT SERMAYESİNİN PROGRAMI
Peki nasıl çözecekler Kürt sorununu? Yayınladıkları ortak deklarasyonda buna ilişkin somut bir yol ve uygulama belirtilmemiş. Fakat bu nokta aslında muamma değil; emperyalist kapitalizmin, AB'nin
"sivil toplumculuk" ve postmodern
"kültürel kimlik/farklılıklar" yaklaşımının
"demokatikleşme" olarak pazarlanmasıdır Kürt sorununa çözüm dedikleri. Bu çözümün sınır taşları bellidir: Birincisi
Kürtçe'nin üzerindeki baskıların kaldırılması, okullarda okutulması. İkincisi
yerel yönetimlere daha geniş yetkiler tanınması -ki bu talep aslında Kürt sermayesinin yerel pazarının sağlamlaştırılmasının bir ifadesidir. Son olarak bir
genel af çıkarılarak Kürt gerillaları silahsızlandırılmalı ki sermayeye açılmak istenen bölgede bir istikrarsızlık unsuru ortadan kaldırılsın.
Aslında bu saydıklarımızı DTP'nin adaylarından
Avukat Ayla Akat'ın
Economist dergisine verdiği demeçte açıkça ifade ediyor. Akat şöyle diyor:
Eğer hükümet, PKK'nin taleplerine yanıt verir, Kürtçe üzerindeki baskıyı azaltır, PKK'lilere bir af önerirse ve örgüt liderlerinin Avrupa'dan sığınma istemelerine izin verirse 'Kürt sorunu' sona erer. Kimse bağımsızlıktan söz etmiyor ki...
Kürt sorununun çözümü adına ileri sürülen taleplerden biri olan yerel yönetimlere daha geniş yetki ve kaynak meselesini biraz deştiğimizde altından Kürt sermayesi çıkıyor. DTP'nin eski Eşbaşkanı
Aysel Tuğluk seçim konuşmalarında bu talebin altını şöyle dolduruyor:
Bölgemizde yeraltı ve yerüstü zengin kaynaklarına rağmen, yoksul bırakılmışsınız. Yoksulluk kaderiniz değildir. Bölge kaynaklarının yatırıma dönüşmesi için sizler adına meclise gideceğiz.
Ne güzel! Kaynaklar yatırıma dönüştürülecek ve yoksulluk bitecek. Bağımsız adayların ortak deklarasyonunda bu iş -şimdiye kadar hiçbir sermaye partisinin yapmadığı yapılarak- daha da ileri götürülmüş ve
0-14 yaşları arasındaki çocukların üretime çekilmesi vaat ediliyor:
Bölgede 0-14 yaş arası çok büyük bir nüfus kesimi bulunmaktadır. Bu genç nüfusun üretken bireyler olarak yetiştirilmesi, eğitilmeleri ve iş imkanlarına kavuşmaları sosyal barış, adalet ve bölgenin refahı için zorunludur.
Bu, yıllardır Kürt gençlerinin kanını döken sermayeye altın tepsi içinde Kürt bebelerinin de kanını sunmaktan başka nedir ki?.. Aynı deklarasyonda Kürt illerinin tekstil sektörü için ucuz işgücü deposu haline getirilmesi de var:
Ülkede pamuk üretiminin yüzde 47’si bölgede gerçekleştirilmektedir. Bu gerçek, bölgenin istihdam yaratacak biçimde bir tekstil sanayii merkezi haline getirilebilmesi doğrultusunda değerlendirilmelidir.
Bunlar gibi sıralanan bir dizi talep, tekelci sermayenin alt taşeronu olarak palazlanan Kürt sermayesinin ihtiyaç ve çıkarlarının sistematize edilmiş hali, çözüm programı olarak Kürt emekçilerine sunuluyor. Emperyalist kapitalist üretim ve egemenlik ilişkileriyle bir alt müteahit olarak bütünleşme programından başka bir şey değil bu. Kürt işçi ve emekçiler heyecan duymalı! Bin Umut adayları Meclis'e girince Kürt sorunu işte böyle çözülecekmiş!
EMEKÇİ HALKLAR ÇÖZER
Bitirmeden önce şunu belirtelim; çözüme aday bir siyasal güç öncelikle sorunu doğru tanımlamak zorundadır. Kürt sorunu gibi ulusal bir sorunun
kültürel kimlik sorunu derecesine indirgenmesi bir nevi sorunun yok sayılmasıdır. Kürt sorunu ezilen ulus sorunudur, siyasal bir sorundur; siyasal bir çözüm gerektirir, kültürel değil. Ezilen ulus sorununun çözümü
kendi kaderini tayin hakkından geçer; çözüm, halkların eşit haklara sahip gönüllü birlikteliğinin garantisi olan
sosyalist bir ülkede mümkündür. Emeğin çözümü budur; özel mülkiyetin esaretinden kurtulmuş emekçi halklar ulusal sorunu çözer.
Kürt liberalizminin çözüm adına ileri sürdükleri sınırlı kültürel haklar bir reform programı olarak bile Kürt halkını aşağılamaktan başka bir anlama gelmez. Kürt halkının mücadelelerine, ödenen bedellere saygısızlıktır. Fakat Kürt liberallerinin kaygısı Kürt sorununun gerçek çözümü olmadığı açıktır; onların derdi,
Kürt emekçilerinin ulusal kazanımları üzerinden Kürt sermayesine düzen içinde daha ileri bir pozisyon elde etmektir. Bin Umut kampanyasının programı bunun beyan edilmiş ifadesidir. Kürt halkının mücadeleyle kazandıkları Meclis ahırına gömülmek isteniyor. Bu binlerce umudun yıkıma uğramasıdır.
“Kendimiz” buna onay vermemeliyiz.