Seçim konuşmalarından

Okurlarımız konfeksiyon işçilerinin seçimlerle ilgili halini ahvalini bildiriyor...

Salı, 26 Haziran 2007 (19 yıl 4 ay önce)

Çağlayan’da gazetemiz Alınteri'nin “Oyuna gelme Oy verme!” manşetli sayısını ve “Oy verme Hesap Sor” bildirisini öğlen yemek saatinde konfeksiyon işçisi kardeşlerimize dağıttık.

Konfeksiyon işçileri Alınteri gazetesine ve bildirisine ilgisiz kalmadılar; aldılar, okudular. Ama ayaküstü yaptığımız sohbetlerde genel seçimler konusunda çok da ilgili bir görünüm içinde değillerdi.

Konfeksiyon işçilerinin çoğunun “seçimler hakkında ne düşünüyorsun?” sorusuna ilk elde verdiği cevap: “Hiçbir şey” oldu. “Hepsi aynı, oy vermeyeceğim” diyen işçiler çoğunluktaydı. İşçilerin bu yönde bir tavır geliştirmelerinin nedeni ise konfeksiyonda işlerin yine durması; “ücretsiz izin”, “işsizlik” ve “ücretlerin ödenmemesi” gibi sorunların yaşanmasıdır. Seçim ve partilerden umudunu kesen işçiler “Patronların kafasını kırmak lazım”, “Bir gün çalışmasak dize getiririz bunları” vb. diyerek çözümü kendilerinde aramaya koyulmuş durumdalar.

Tabii son aylarda burjuvazi içinde “dincilik-laikçilik” biçiminde yoğunlaşan iktidar savaşından etkilenerek taraf olan işçiler de çoktu. “Oy vermezsek AKP’nin ekmeğine yağ sürmüş oluruz” diyerek CHP’den yana tavır alan işçilerin sayısı ile “AKP ekonomiyi düzeltti”, “Çok şey yapmak istiyor ama engelliyorlar” diyen işçi sayısı arasında çok büyük bir fark yoktu. Bu iki kampa bölünen işçilerin yaşları 30′un üzerindeydi ve fanatik bir tavır içinde değillerdi. Taraf oldukları partilerin kendilerini temsil etmediğinin, çalışma ve yaşam koşullarında bir düzelme olmayacağının farkındaydılar ama yine de taraf olmak zorunda oldukları kanısını taşıyorlar. “Kendisi için dövüşmeyen başkası için dövüşür” deyimi tam da bu duruma aynen uyuyor galiba.

Öte yandan konuştuğumuz 20 yaş altı genç işçilerin neredeyse hepsi oy kullanacağını, ilk kez oy kullanacakları için heyecanlı olduklarını ve oylarını Genç Parti'ye vereceklerini söylediler. Cem Uzan’ın dolandırıcı olduğunu biliyorlar ama birilerine kafa tutar gibi tavırlarından ve bol keseden sallamalarından etkilenmişler. “Ya iyice batırır Türkiye’yi ya da çıkarır”, “Takım tutar gibi parti tutmamak lazım, her seçimde değiştirmek lazım” diyorlar. "MHP’ye oyumu vereceğim" diyenler de oldu ama pek tutarlı görünmüyorlardı. Genç işçilerin durumunu genel olarak değerlendirdiğimizde ailelerinin izinden gitmek istemeyen, arayış içerisinde olan ve kendilerine hitap eden yönlere hızlıca savrulan ve daha kolay ikna olabilen bir durumdalar.

Sohbet ettiğimiz Kürt işçi kardeşlerimizin de seçimler konusunda kafaları karışık ve kararsız bir görünüm içindeler. Çoğu “Bağımsız adaylara oy vereceğim” diyor ama son aylarda Güneydoğu'da artan baskılar, operasyonlar ve batı kentlerinde artan linç girişimlerinden kaynaklı korku ve umutsuzluk içindeler. Bazı Kürt işçileri “Kürt-Türk çatışması ve ayrımı yaşanmasını”ı istemedikleri için MHP ve DTP’nin meclise girmesini istemiyor ve bundan dolayı AKP’ye oy vereceğini söylüyor. Ya da ne yapacağı konusunda kararsız oldukları için arayış içerisindeler. Öte yandan sınıf damarı olan Kürt işçileri konfeksiyonda yaşadıkları sorunlardan dolayı oy kullanmayı reddediyor.

Çağlayan’da oturan ev kadınlarıyla yaptığımız sohbette ilk olarak tepkisel biçimde dile getirdikleri şey “ev kiralarının çok yüksek” olmasıydı. Ve bize “Var mı böyle emekçiden yana parti ya da aday ona verelim oyumuzu” diye soruyorlar; yani arayış içerisindeler. Tabii “eşlerinin SSK’sız çalıştırılmasından” ve “emekli maaşlarının düşük” olmasından da şikayetçiler.