Seçim oyunu

Yapı Sanatevi Köşebaşı Tiyatro Topluluğu‘nun ilk sahnesini Gülsuyu semt pazarında alan seçim gündemiyle hazırladığı oyun.

Cuma, 29 Haziran 2007 (19 yıl 3 ay önce)

BAŞKAN: (telefonla konuşmaktadır) Ne! Seçim çalışmasına yeni mi başladınız? Kaç ay oldu size söyleyeli hala bir şey yapmış değilsiniz. Sinirlendirmeyin insanı! Bak adaylar bu saatten sonra değişmez demeyin, değiştiririm adayları.
Cengaver Postal ofisi: sekreter koşarak ofise girer.
SEKRETER: Sayın başkanım duydunuz mu Akıl-Fikircilerin son vaadini?
Başkan yerinden fırlayarak ayağa kalkar.
BAŞKAN: Ne halka bir şeyler mi vaat edmişler. Hani tüm partiler aramızda anlaşmıştık. Halka hiçbir şey vaat etmeyecektik. Namert bunlar.
SEKRETER: Aynen öyle sayın başkanım. Cengaverlikten fersah fersah uzaklar.
BAŞKAN: Bana yağ çekmeyi bırak ta söyle bakalım ne vaat edmişler.
SEKRETER: Hani toplu konut idaresi halkı ev sahibi yapacaktıya...
Başkan kahkaha atar.
BAŞKAN: Yaptı yaptı ama hayallarine...
Sekreter gülmeye çalışarak
SEKRETER: İşte o olmayan evlerin olmayan anahtarlarına kilit vaat edmişler
BAŞKAN: Madem öyle, madem sözlerini tutmayıp halka vaatlerde bulundular bizim elimiz armut mu topluyor? Biz de halka öyle bir vaatte bulunmalıyız ki…
Başını havaya kaldırır kafasını kaşır.
BAŞKAN: Halka vaat... Halka vaat...
Düşünür.
BAŞKAN: Hah buldum. POSTAL VERELİM
Çok yüksek bir sesle hazırola geçip selam çakar.
Sekreter dehşetle sıçrar, yaltaklanmayı bırakmıştır.

SEKETER: Ne halka postal mı vaat edelim? Ama olmak ki sayın başkanım.
BAŞKAN: Neden olmazmış söyle bakim?
SEKRETER: Hani sayın başkanım işlerine yarayacak, karınlarını doyuracak bir şey vaat etseydik
BAŞKAN: Koskoca cengaverler partisi olarak nohut mercimek dağıtacak değiliz ya. Çarıklarımızla düşmanı denize dökmüştük, düşünsene postallarımız (selam çakar) olduğunda dünyanın altını üstüne getiririz. Türk milleti cesurdur, kahramandır, cengaverdir. Postal istiyorum. Çabuk bana milyonlarca postal (selam çakar) getirin.
Yavaş yavaş kaybolur. Sekreter de yavaş yavaş kaybolurken
SEKRETER: Emredersiniz sayın başkanım!
Der ve kaybolur.

Yapı SanateviEge’de bir tatil kasabasında kır lokantası. İki ayrı masada iki kişi oturmaktadır. Lokantadaki kadın çatal bıçak servisi yapar.
TÜCCAR: İyi günler hanım abla, saatlerdir bu sıcakta direksiyon salladım. Buradan Marmaris’e kaç kilometre?
KADIN: 3 saate galmaz varırsınız.
TÜCCAR: Yemeklerden ne var, nesi meşhur buranın?
KADIN: Zeytin yağlı kabak çiçeği dolması, çöp şiş, radika salatası… ne isterseniz var beyim
TÜCCAR: Öyleyse donat sofrayı
Kadın, tüccara servis yapar, sonra yan masadaki adamın yanına gider.
TRAKYALI: Kimmiş Hanife abla bu kalantor?
KADIN: Nereden anladın kalantorluğunu?
TRAKYALI: Baksana bizim bir ayda yiyemediğimizi bir günde götürüyor.
KADIN: Marmaris’e tatile giden tuzu kurulardan. Sabah beri yemek pişir, servis yap, topla... yahu öldüm. Eh senin işler nasıl gidiyor Mustafa?
TRAKYALI: Ne olsun be Anife abla, sebze bahçelerinde uj-bej kuruş için kölece çalışıyoz be ya. Anım aç, coluk cocuk ac be ya Edirne’de. Biz de buralarda ekmek govalıyoz be ya...
KADIN: Hepimizin hayatı birbirinden beter ama biz buna müstahakız.
MUSTAFA: Niye öyle dersin Anife abla be ya? Önümüz seçim ardık durumumuz düzelir insasllah be ya.
KADIN: Seçim senin benim durumunu değil ama başkalarının durumunu düzeltir.
MUSTAFA: Niye köyle dersin Anife abla be ya. Düzeltecez demiyolar mı?
KADIN: Bu sefer onu bile demiyolar Mustafa, bu sefer onu bile demmiyolar.
Mustafa kafasını kaşır düşünür, üzülür, düşünür sonra sevinerek
MUSTAFA: Akıl-Fikir Partisi kilit veriyormuş ya halka. İşte durumumuzu düzeltecek bi şey be ya...
Kadın çıkışır
KADIN: Napcan sen kildi? Kilit ne işine yarar halkın?
MUSTAFA: Koyunları ağıla kilitlersin.
KADIN: Kaç koyunun var senin?
MUSTAFA: Hiç yok be ya...
KADIN: Ee napcan kilidi?
Mustafa önce üzgün sonra sevinçli
MUSTAFA: Kaynanamın çenesine takarım kildi be ya. Ooooh sessizlik.
KADIN: Boş vaat bunlar Mustafa inanma. Bize faydasından çok zararı var bu vaatlerin.
MUSTAFA: Faydası yok mu?
KADIN: Yok!
MUSTAFA: Zararlı mı?
KADIN: Evet!
MUSTAFA: Hepsi mi zararlı be ya, hiç mi elal süt emmişi yok bunların?
KADIN: Mustafaaa, beni çıldırtma. Hepsi aynı soyun şeyi bunların. Hepsi üzerimize çullanmış Kırım Kongo Kanamalı Kenisi...
MUSTAFA: Nesi be ya, nesi?
KADIN: Fesuphanallah Mustafaaa
MUSTAFA: (kendi kendine) Ben yine Anife ablayı kızdırdım, bunu biliyom eme neden kızdırdım onu bilemiyom.
TÜCCAR: Eline sağlık hanım abla! Yemekler çok güzel olmuş olmasına ama kulak misafiri olduğum sohbetiniz için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Nasıl bütün partileri bir kefeye koyarsın?
KADIN: Niye koyamayacakmışım. Bizi düşündükleri mi var, bizim neler yaşadığımızı bildikleri mi var?
TÜCCAR: Mustafa Bey’di değil mi? Siz bakmayın hanım ablaya. Seçim, oy verme her Türk vatandaşının yapması gereken bir görevdir. Başkanımız der ki "Türk Milleti cesurdur, kahramandır, her zorluğu yener". Bu arada ne kilidi ya? Sen ne yapacaksın kilidi. Biz ne veriyoruz biliyor musun?
MUSTAFA: Ne veriyonuz be ya? Ev mi veriyonuz, araba mı veriyonuz, deniz topu mu veriyonuz be ya? Çocuk aylardır istiyor!
KADIN: Dur Mustafa yine dellenme. Kaptırı verdin kendini. Bilmez misin seçim öncesi boş vaatler.
TÜCCAR: Hemşerim sen bizi başkalarıyla karıştırdın galiba. Bizim parti diğerlerine benzemez. En iyi bizim başkan anlar halkın derdinden. Türk halkının bugün ne kilide ne anahtara ihtiyacı var. Cesur Türk halkına vereceğimiz şey... POSTAL (coşkulu hazır ol, selam çakar)
KADIN: Sizi gidi halk düşmanları sizi. Utanmıyonuz demi...
MUSTAFA: Postal? (şaşkın) Postal dedi be ya (kadına döner) bu da neki?
Kadın hışımla Mustafa’ya döner
KADIN: Allah’ın garibi, akıl dağıtılırken neredeydin bilmem ki. Mustafa sen askerlik yaptın mı?
MUSTAFA: Hee. Aşçıydım beya. Ha babam pattes soydum.
KADIN: Patatesin sırası mı? Sana postalı anlatmaya çalışıveriyorum gari. Ooolum askerde ne giyerdin ayağına?..
MUSTAFA: (saf saf) Terliiik...
KADIN: Tanrım bana ecir sabır ver. Koca adam askerlik yapmış terlik diyor. Askerin ayağına giydiği şeye Postal (Tüccar selam çakar) demezler mi?
MUSTAFA: Onun Postal olduğunu bilmeyecek ne var be ya. Emme başka bi şeye daa postal (Tüccar selam çakar) denir sandımdı. Yiyecek içecek bi şey sandımdı.
KADIN: Aha o postalı kafamıza geçiriverecek bunlar Mustafa. Ondan kelli doooru savaşa. Hesapları sade bu gari. Yoksa halka vaat-maat hak getire. Hangisi umursayı veriyoki halkı.
TÜCCAR: Öyle demeyin hanım ablam. Siz bizi bilmiyorsunuz. Belli. Bir iktidara gelelim nasıl güçlü bir iktidar olacağız göreceksiniz.
KADIN: Zahmet edip iktidara gelmeyin. Vaadinizden belli bize yapacaklarınız. Buradan sittin sene oy çıkdı da size noldu? Biz köle gibi çalıştık, siz semirdiniz ha bire. Bakı, zulüm, yoksullukta cabası.
TÜCCAR: Güçlü ulusumuzun güçlü iktidarı bizimle gelecek.
KADIN: Yok kardeşim boşuna çeneni yorma. Hiç birinize oy çıkmaz benden. Hiç birinizin hiçbir yerde beni temsil edemeyeceğinizi hayat öğretti bana..
TÜCCAR: Olur mu hiç hanım ablar? Hepimizin damarlarında atalarımızın kanı.
KADIN: Bu palavralarla beni ikna edemezsin. Ben emekçi doğdum emekçi öleceğim. Benim hayallerimi tüm emekçilerin birlikte üretip, birlikte tüketip, birlikte yönettiği işçi ve emekçilerden oluşan koca bir dünya süslüyor.
TÜCCAR: Boş laf bunlar. Hepimiz halkız, halkın ayrısı gayrısı olur mu?
KADIN: Hepimiz mi, halk mı? Bu koca bir kandırmaca. Halk malk yok. Bir ezenler var yöneten, bir de biz işçi ve emekçiler. Ezilenler ordusu. Şimdi sen diyorsun ki; kendi ellerinle bana oy ver ki seni en iyi ben ezeyim. Bakı ver hele ben abdal birine benziyom mu?