Tasarrufu patron yapsın

Bir işçi bu yaz da gündeme gelen su kesintilerine ve patronlara isyanını aktarıyor

Cumartesi, 30 Haziran 2007 (19 yıl 3 ay önce)

Yazın en sıcak dönemine girdiğimiz şu günlerde, yaşamımızı hararete boğan bir tek güneş değil. Kuraklığı hergünkü yaşamlarımız içinde en fazla ve en şiddetli olarak yaşayan biz işçileriz.

Kondudan bozma apartmanlar ya da düpedüz kondularda yaşamak zorunda bırakılanlar bizlerken ve bırakalım şehir hatlarını mahalle çeşmelerinin bile uyarına geldikçe akan o da ancak bir sicim kalınlığına ulaşabiliyorken, susuzluğun sorumlusu bizlermişiz gibi gece gündüz tasarruf edin diye bize çemkiriyorlar.

Tamam siz adam gibi su verin biz tasarruf ederiz, hem vallahi, hem de billahi.

Neyse işin tiraji komedisini geçelim. Ama, sömürücü kapitalistlerle biz işçilerin aynı suya aynı parayı vermesi ve biz o suyu kaynatarak ta olsa içerken onların bahçelerindeki otları, ağaçları vb. sulaması ne kadar adil ki, tasarruf diye yamak yaptığımız, içtiğimiz suyu kesecekler?

Yahu adam havuzunu dolduruyor, üstelik ikinci kere ilaçlayarak, günde iki, üç kere yıkanıyor, küvetini dolduruyor, jakuzisini köpürtüyor, akan basınçlı suyla hem duş alıyor hem nazenin vücuduna masaj yaptırıyor. Canı o kadar tatlı.

Ona işçilik eden, sırtımızdan para kazanmasına tamam diyen bizler, o suyla çay demliyoruz, sebzemizi, meyvemizi yıkıyor, yemeğimizi pişiriyoruz, hepi topu 15-20 litrelik bir kazan suyla yıkanıyoruz. O da, haftada bir.

Şimdi onun otlarını suladığı suyla bizim yemeğimizi yaptığımız suyu aynı kuraklık bahanesiyle kesecekler.

........
Yahu, bu sömürücülerin zaten kendi kuyuları var, devasa depoları var, keyifleri uğruna bizim hayati ihtiyaçlarımız için kullandığımız suya ortak olacaklarsa diyelim 10 katı, 50 katı, 100 katı fiyatla alsınlar. Yeraltı sularına yolladıkları vantuzları da kopartılsın. Değilmi ki, bu hırsızlıktan dolayı hapimiz susuzluk yaşamak zorunda kalıyoruz ve o su hepimizin, hiç kimse keyfince yeraltını vantuzlayamamalı. Tüm bunlardan sonra kesinti yapılacaksa, önce sömürücülerden, kapitalistlerden yani, parayı bastırıp tankerle su alabileceklerden yapılmalı.

Artık yeter, hep bizim tasarrufumuz, hep bizim yaşamlarımızdan, ihtiyaçlarımızdan tasarruf bitmeli.

Küresel ısınma göçmenleri


küresel ısınmaHayatlarımız, biz direkt etki etmeden değişiyor. Önceliklerimiz değişiyor, yaşam alanlarımız göz göre göre yok oluyor. Kısa bir zaman sonra toplu göçler tüm dengeleri değiştirecek güce erişecek. Canlılar evrim sürecini daha hızlı ve kısa yaşıyor. Köklü değişimlerin yaşandığı bir yüzyıla tanıklık ediyoruz. Ve bizler bu çağın birer tanığı mı yoksa hem yaşayanı hem de aktif aktörleri mi olacağız sorusuna yaşamımızdaki duruşumuz ve eylemlerimizle yanıt olacağız. Küresel ısınma için Time dergisi, "Endişelenin, çok endişelenin. Hatta korkmaya başlayın. Çünkü küresel ısınma artık durdurulamaz bir noktaya doğru ilerliyor. Küresel ısınma insanlığın sonunu getirebilir…" diye yazıyor. Evet öyle gözüküyor! Çünkü emeğin, doğanın, aklımıza gelebilecek her şeyin soğurulması ile kar oranlarını yükseltmek dışında gözü bir şey görmeyen kapitalist barbarlık varoldukça gezegenimiz daha fazla aşınacak! Ancak o bu yıkım politikaları ile kendi sonunu da hazırlıyor, karşıt öfkeyi büyütüyor.

G8 neyin zirvesi?


Küresel ısınma ve nedenlerinin aza indirilmesi, bunun belirli bir takvim çerçevesinde sağlanması gibi konularda, ortaya atılan öneriler ve çözümler, göz boyamaya yönelik ustaca atılmış taktik adımın tepki ölçüm yemiydi. Biz; bir çoklarının büyük bir yanılgı ve körlükle gözlerini zirveden çıkacak kararlara çevirdiği bu dönemde, G8’in asla ve asla çözümün adresi olamayacağını daha en başta ortaya koymuştuk. Kapitalist sistemin temel karakteristiği olan, sömürü daha fazla sömürü ve kar! Engel tanımaksızın, her alana kendini uyarlayarak... Ve yine bundan dolayıdır ki o, bulunduğu her yerde tüketime yönelerek yok edene kadar kan emiciliğini devam ettiriyor. İşte G8, bu kan emiciliğin geldiği aşamada tıkanma noktalarının giderilmesinin en üst düzeydeki zirvesidir.

Sorun sınıfsal


Sorunun kaynağı her zamanki gibi G8’i oluşturan bu bileşenin, insanlığın geçmiş-bugün ve gelecekteki tüm yaratımları üzerindeki hak iddiası ve dinginsizce at koşturmasıdır. Nam-ı diğer zenginler kulübü G8, temsil ettiği bir avuç dev sermaye grubunun zenginliklerine zenginlik katmanın yollarını ararken, dünyanın en yoksul halklarının yaşadığı 49 ülkedeyse açlığın ağır yalımları çocukları yutuyor! Bu ülkelerin işbirlikçilerinin debdebe içindeki yaşamlarına ve G8 bileşenleri için yaptıkları uşaklığa ise hiç değinmiyoruz! Halkların yoksulluk içinde kıvrandığı bu ülkelerle, çılgınca tüketimin kışkırtıldığı emperyalist ülkeler arasındaki tüketim uçurumlarını Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNPF) hazırlamış olduğu Rapor’daki rakamlar şöyle ifade ediyor; “...Dünya nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan en üst gruptaki (zengin) ülkeler dünya toplam tüketiminin yüzde 91’ini gerçekleştirmektedir.”

Bu çelişkiyi daha açık olarak ifade edersek: İngilizler dünyanın en önemli sorunlarına ayırdığı bütçenin iki katı kadar parayı şampanyaya harcıyor! Almanya’da kadınların ayakkabıya yaptıkları harcama hükümetin yardım bütçesinden daha fazla.

ABD’nin küresel sorunların çözümüne katkı sunmak için ayırdığı bütçe Exxon Mobil petrol şirketinin yıllık karından daha az.

Gelişmiş ülkelerde insanların zayıflamak için diyet ürünlerine harcadığı para, açlık sorununun çözümü için ayrılan yardım bütçelerinin 8 katı.

Kapitalizmin vahşi doğası, yoksulla-varsıl arasındaki uçurumu her geçen gün daha fazla büyütüyor. Bu döngü o varoldukça devam edecek! Onun vahşi sömürüye dayanan üretim mantığı varoldukça yerküremiz de dahil, insanlığın kendisi eriyecek!

Yaşanacak Dünya, Sayı: 32