Cumartesi, 30 Haziran 2007 (19 yıl 3 ay önce)
Amerika'nın bağımlı ülkelerde yeni teknolojilerin kullanımını desteklemeyi amaçladığını iddia eden, "Her Çocuğa Bir Dizüstü Bilgisayar" Derneği (OLPC), Nijerya'da elektriğin verilemediği bir okula 300 dizüstü bilgisayar bağışladı.
Projenin Nijerya'lı işbirlikçisi Ndidi Nnoli-Edozien, bu aşağılama saldırısını canla başla savunurken; başkent Abuja'daki Galadima İlköğretim Okulu'nun, derneğin bu yardımından yararlanan ilk, okul olduğunu belirtmiş.
Yani aşağılanmalara doyamayan bu işbirlikçi; efendilerine,''yeter ki siz, gelin ve getirin ötesi de, bunları asla kullanamayacak olanlar da önemli değil. Önemli olan bu ilişkinin kendisi. Eh hibeler de onun bize yansıyan getirisi'' mealinde yaltaklanmaktadır. Geçerkende; öğrencilerin bilgisayarlarını ancak okula elektrik verildiği zamanlarda kullanabileceklerini, araya sıkıştırmış.
Öğrenciler ise elektriğin ender verilmesine karşın internete girebileceklerini, bu nedenle yine de mutlu olduklarını söylemekle yetinmişler.
Emperyalizm için herkesin bir fikri, bir tanımlaması, bir değerlendirmesi var.
Bu doğal. Doğal olmayan onun hergünkü varoluşunun kurbanları tarafından bir de aşağılanması karşısında minnetle anılmasıdır.
Ne kadar tanıdık işler, açıklamalar ve kahredilip, aşağılanmalar değil mi?
Eminiz haberimizde, ülke ve kişi isimlerini ''.....'' şeklinde geçseydik, okuyan sizlerden en az yüzde 80, 90'ınız buranın,
"çağ atlamalara doyamayan" işbirlikçi kapitalist Türkiye olduğunu düşünürdünüz. Aslında haksız da olmazdınız.
Şimdi seçim sathı mahallindeyiz ya, oy/seçmen avlamak için meydanlara akan partilerden yakın ya da orta-uzak geçmişte diğerlerinin nasıl işbirlikçilik anlaşmalarına imzalar attığını, geleceklerimizi nasıl ipotek altına aldıklarını öğreniyoruz. Yeniden ve yeniden. Çoktan unutup gittiğimiz ya da belleksizliğimizin sınırlarına takılıp kalan rezilliğin işbirlikçilik anlaşmalarını, tabii kulağımıza çıtlatıldığı kadarıyla hatırlıyoruz. Yani sorun sadece sınır öteleriyle de ilgili değil. Sorun, bugün artık kapitalist düzen partilerinin de arsızca, hayasızca kabul ve ilan ettikleri şu kadar milyon ya da bu kadar milyar dolarlık işbirlikçilik anlaşmaları değildir sadece. Sorun, parayla değişilmeyecek hiçbir şeyin, hiçbir
"kutsal"ın ya da
"değer"in olmamasıdır. Halklar arasındaki dostluk ve/veya kardeşliklerin para ya da daha doğru ifadesiyle sermaye karşılığında değişilebilmesidir.
Bu aşağılık işbirlikçiler için tıpkı halklar arasındaki kardeşlik gibi ulusal onurun da boynu; efendileri, emperyalist kapitalizm karşısında kıldan incedir.
Yeniden Nijerya adlı şu sömürge kolonisine dönersek, yapacağımız, yapmamız gereken yalnızca kendi yaşamlarımızdan nefretle, tiksintiyle andığımız şeyleri ikiyle, beşle, onla çarpmaktır.
Ama bunu yaparken yani, siyasal toplumsal ve de kültürel gelişmişlik derecesini tarihsel sıralama içinde düşünürken kapitalist asalakların Afrika'ya dair sömürgeci geçmişlerinden ve asalak bugünlerinden beslenen dejenere düşünceleriyle sınırlarımız keskince çizilmelidir.
Nijerya'ya derken dünyanın 6'ncı büyük petrol ihracatçısı olan bir ülkeden bahsediyoruz. Ve tabi çocuk ve genç nüfusunun bilgisayarı, emperyalist
"efedilerin"in hibe adlı sadakalarıyla tanıyabildiği Nijerya'dan.
Dörtte üçünde elektrik olmayan, olan yerleri büyük çoğunluğunda da belirsiz kesintilerle paramparça günlerin yaşandığı bir petrol rezervi zengininden bahsediyoruz.
Başlıca sorunları arasında elektrik olan bu ülkedeki kentlere elektrik ara sıra verilebiliyor. Bu nedenle çok sayıda kişi ve şirket jeneratör kullanıyor.
Telefon hatlarının ilkelliği ve veri taşıma/aktarma kapasitelerinin çok ama pek çok düşük olmasının bile ikincil kaldığı ilkellikte bir petrol zengini işbirlikçilik söz konusu.
Orada yaşayan sınıf kardeşlerimizin pek çoğu da, aynı fikrin prangasında;
"benim davam ekmek davası."
Oysa, bırakalım bilgisayarı, elektroniği, telefonu velhasıl teknolojiyi, daha ok ve mızrak çağlarını yaşayan anne, babaları sömürgeci işgal ordularıyla savaşmış ve kitle kırımlarına reşmen kazanmışlardı. Onların davası basit bir ekmek davası değildi. Özgürlük, bağımsızlık, onur ve bir ulus olma davasıydı.
Kazandılar ve şimdi onların çocukları, kimilerinin torunları atalarının düşmanlarıyla kolkola Nijerya işçi ve emekçilerini sömürüyor, sadakalarla aşağılıyor, geleceklerine ipotekler koyuyorlar.
Buna kader demek, sömürgeci ve işbirlikçilerinin soysuzluğuna ortak olmaktır.
Aynı ortaklık, kendi yaşadığımız ülkenin koşulları karşısındaki duruş ve sessizce teslim oluş için de geçerlidir.