AKP

Piyasa tanrıları da kurtaramasın AKP'nin mumu 22 Temmuz'da sönsün...

GÜNCEL
Pazartesi, 2 Temmuz 2007 (19 yıl 3 ay önce)

Bundan 4,5 yıl önce “Her şey Türkiye için sloganı” ile yola çıkanlar şimdi de “Güven ve istikrar içinde, durmak yok yola devam” diyorlar. Vaatten yana yoksul bir seçim döneminde bile “biz öyle 1′e 5 vaatlerde bulunmuyoruz” diyerek mazot kuyruğuna girenleri aşağılarken, havada uçuşan vaat balonlarının en ulaşılmaz olanına takıyorlar kancayı. Umutlarımıza. Yaşama tutunduğumuz o biricik noktayı ele geçirip üzerimize basarak yürümek istiyorlar, iktidara ortak olmanın uzun ince yollarında. Kriz vurgunlarıyla yoksullaşır ve geleceksizleşirken birilerinin bizim için de iyi birşeyler yapacağına inanmak istiyoruz. Bir parça güven ve biraz istikrar canımıza kast edenlere gönüllü kulluğumuzu sürdürmeye yetecek.

İşte AKP çözüm olma iddiasıyla “Güven ve istikrarın adresi” olarak çıkıyor karşımıza. Öyledir de. Son 4,5 yıllık icraatlarıyla TÜSİAD, TOBB patronları ve ABD, AB, bilumum uluslararası emperyalist tekel çıkarlarının gayretkeş yürütücüsü olarak güven kazandı. İçerde ve dışarda kapitalist küreselleşmeye uyum politikalarını kararlılıkla sürdürecek tek altarnatif olarak sivrildi. Çağdaş dünya ile bütünleşme, ekonomik kalkınma, demokratikleşme.. gibi kılıfları neoliberal sömürü ve soygun politikalarının üstüne geçirip pervasızca uygularken işçi ve emekçilerin payına ise aldatılma, aşağılanma, yoksulluk ve işsizlik düştü.

Altarnatifsiz olmanın güveni ile “nice ak yıllara” diyerek ilan edilen seçim beyannamesinde 2013 ve hatta 2023 hedeflemesiyle adeta yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir denmekte. Burjuvazinin istikrar programını kazaya uğratmadan sürdürebilmenin koşulu olarak ise payına yoksulluk düşenlerin tepkilerinin soğurulması gerekiyor elbet. Bunun içinde soygunculuğu hizmet diye pazarlama sahtekarlığı gösterdikleri sosyal politika kırıntıları yetişiyor imdada. TOKİ, BELDES, KÖYDES... Beklentilerimiz, umutlarımız üzerinden yalan rüzgarlarıyla geçip giden ak yıllara bir bakalım.

Bakınız yolsuzluğa karşı mücadele diyerek umut oldular. Lakin dini bütün dürüstlük timsalleri olarak 4,5 yılda dev bir Ali Dibo şirketi haline dönüşüp parti hiyerarşisindeki yerlerine göre yağmadan paylarına düşeni kaptılar. Müjdesi verilen yeni ak yıllar için AKP listeleri bol miktarda Meclis'te bekleyen yolsuzluk dosyalarından oluşuyor.

Bir başka mücadele konuları olan yoksulluk ise sadece yoksul umutları oya tahvil etmenin demogojik malzemesi olmaktan çıktı. Yoksulluk uygulanan ekonomik politikalar sonucu katmerlenerek artarken yoksullaşan milyonlar vakıf ve cemaat örgütlenmeleriyle yardıma muhtaç hale getirildi.

Gerçeğin ilüzyonla ters yüz edilmesine benzer bir ustalıkla övünçle anlatıyorlar ekonomide elde ettikleri başarıları. Ekonomik büyüme sağlanmış, mili gelir artmış, enflasyon düşmüş.. yalan mı? Hayır. Ama işsizlik, yoksulluk da artmış. Neden, nasıl? Gözleri en çok kamaştıran 40 yıllık enflasyon canavarını nasıl yendiklerine bakalım. Özelliklede ekonomide büyük kriz olmadı, fiyatlar artmadı, belli bir istikrar sağlandı, başka seçenek yok diyenlerin kendi emekleri üzerinden yaratılan ilüzyonu boşa çıkarabilmeleri için.

Yüzde 20 oranında düşen işçi ücretleri çok şey anlatıyor. Burjuvazinin ekonomik başarı hanesine verimlilik artışı olarak yansıyan sömürgenlikteki bu artış, yedek işsiz ordusu yaratılarak, çalışan işçiler korkutularak gerçekleşiyor. Hokus pokus ve işte karşınızda artan yoksulluk pahasına düşen enflasyon. Üstelik düşük enflasyon, yüksek faiz ve düşük kura dayalı sıcak para akışıyla dönen asalak bağımlı bir ekonomik yapının oluşturulması yanısıra borçların ödenmesini güvenceleyen IMF politikalarının olmazsa olmazı.

AKP ile birlikte yükselişe geçen, kimileri için mutluluklara vesile olan bir kaç büyüme rakamı verelim siz uçurumun diğer yakasındaki mutsuz yüzleri çizin. 2002 yılında Türkiye’de 6 dolar milyarderi var. 2006’nın sonunda ise, Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı 26’ya yükseliyor. Dünya Bankası raporları 16 milyon yoksuldan bahsediyor. Resmi işsizlik rakamları 2000 yılında yüzde 6.5 düzeyinden, 2006 da yüzde 11′e çıkıyor. Sağlık, eğitim ve çevre harcamalarının toplam kamu harcamaları içerisinde payı düşerken, güvenlik harcamaları durmaksızın artıyor, cezaevleri en çok hırsızları ağırlıyor, okur-yazarlık oranımızsa yüzde 88, içimizden kaç milyonumuz cahilliğe mahkum siz hesaplayın.

Evet yağma düzeninin sahipleri mutlu. “Makro ekonomik dengeler oturdu, kur yükselmiyor, enflasyonla mücadele iyi gidiyor, yüksek büyüme sağlanıyor...” Yeni beyannamenin her bir satırında, ruhunda, kan içiciliğinde, işbirlikçi yaltakçılığında bu istikrarlı gidişin sürdürüleceği ilan ediliyor. “Makro ekonomik istikrarın ve büyümenin sürdürülmesi amacı ile mali disiplini devam ettirilecek” Ve iştah kabartan yeni hedefler belirleniyor. “Kişi başına düşen milli gelir 10 bin doları geçecek.“ İddia göz alıcı olsa da mili gelirin kimlerin çıkarına nasıl yükseltildiği, dolar milyarderlerinin sayısından belli.

Yaratılan bu tablo bize tek bir şey söylüyor. Onlar aşımıza, ekmeğimize, mutluluğumuza, onurumuza, özgürlüğümüze, insanlığımıza el koyanlardır. Tanıyalım bunları! Allayıp pullayıp önümüze sürdükleri, ihtiyaçlarımızı kancalayan her iki yüzlü vaad iktidar ve zenginlik merdivenlerinde bir basamak daha yukarı çıkmak için.

Bakmayın siz onların önünün kesilmeye çalışıldığı, mağdur edildikleri yalanına. Değilmi ki bu sermaye ve yoksulluk birikimini daha da keskinleştirip dünya piyasalarındaki rekorların önünü açma görevine soyundular, yolları açık. Piyasa güçleri onlara yürü ya kulum diyor. Ve onlarda geçmişin “milli görüş” gömleğinden tamamen soyunup icad ettikleri yeni “muhafazakar demokrat” kimlikle iyice ılımlı ve hesaplı denge siyaseti yürüterek merkeze yani düzenin güç odaklarına yeni pay sahipleri olarak yaklaşmaya çalışıyorlar. Dincilik-laiklik üzerine şimşeksiz gökte koparılan fırtınalar ise devlet olma ayrıcalıklarını koruma ve ele geçirme kavgasında toplumsal meşruiyeti arkalarına alarak kendilerine alan açma zorunluluğundan geliyor.

Üzerimizden yapılan iktidar hesaplarını görelim. Arkalarına saklandıkları iktidar sembolleriyle (bayrak-din) düşüncelerimizi, yaşamımızı ele geçirmelerine izin vermeyelim. 70′li yılların şeriat düzeni neoliberal zamanın ılımlı islamına dönse de simsarlık tek bir sınıfın karakteri. Dün olduğu gibi bugünde din simsarlığı altında gizlenen yüz aynı yüz. Taşranın su katılmış yırtıcı tüccarlarından neoliberal düzenin tekelci, sömürgen burjuvalarına dönüşmüş paradan başka tanrı tanımayan sınıf düşmanlarımızı tanıyalım. Tanıyalım ki umutlarımızı sınıf düşmanlarımıza teslim etmeyelim.

Karaya "ak" diyenler güven, istikrar, demokrasi vaad ediyorlar. Ne için? Sömürü, talan ve baskı düzeni sürsün diye. Oysa sömürü ve baskı altında ezilse de durmaksızın yeşeren insanca yaşama dair umutlarımız var bizim. Ve artık öğrenmeliyiz ki sömürü, yağma, baskı üzerine kurulmuş iktidarlar sürdükçe işçi, emekçi ve ezilen halklar için mutlu, güvenli, istikrarlı bir yaşam olmayacaktır.

Evet geleceğimiz için bir seçim yapacağız. Ya insanca bir yaşam mücadelesi için sınıfdaşlarımızla yola çıkacağız ya da "uzun ince bir yolda gidiyoruz gideceğiz" diyerek böbürlenen sınıf düşmanlarımıza "yola devam" diyeceğiz. Sömürü ve baskı altında ezilip yok edilmeye çalışılan umutlarımıza sahip çıkalım!