Fransa'nın kanlı yüzü

Zamanın Fransa devlet başkanı Ruanda'da soykırım yapılacağını biliyordu!...

DÜNYA
Salı, 3 Temmuz 2007 (19 yıl 1 ay önce)

2 Temmuz da yeniden görülen Ruanda soykırım davasında o dönemde devlet başkanı olan François Mitterrand'ın katliam yapılacağı bilgisini sümen altı yaptırdığı söylentilerini mahkeme işleme tabi tutmak zorunda bırakıldı.

Tutsi soykırımın da uluslararası arenada suçlu olduğunu dilekçelerle açıklayan Fransız aydınları davanın da takipçisi oldu. Aradan geçen 13 yıla rağmen halen acılarını yaşayan Ruandalılar o dönem iktidarda olan Habyarimana'nın uçak kazasında ölmesiyle yüzyıllardır birlikte yaşadıkları azınlık Tutsilerin eşi benzeri görülmemiş katliamına tanık olur.

BM ve bölgedeki tüm sömürgeci devletler, ABD, Fransa, Belçika katliama seyirci kalmakla yetinmezler bizzat katliamı körükleyerek Hutulara silah yardımı yaparlar.

Silah yardımının yetersizliğinden şikayetçi olan Hutu yönetimi Çin'den yüzbinlerce pala satın alarak milislerini silahlandırır. Yüz günlük saldırı sonu her şey yerle bir olur. Evler talan edilir. Tutsiler paladan geçirilip imha edilir. Katledilen Tutsilerin cesetlerini parçalayan köpekler dahi öldürülür gözü dönmüşçesine. Toplumsal katliamın, tecavüzün açtığı derin yaraların izlerini taşayan Tutsiler yıllardır yaşadığı halüsinasyon etkilerini belki de bir kaç kuşak sonra ancak unutabilecekler.

RADYODAN YAPILAN ÇAĞRI


Ruanda Ulusal Radyosu, Tutsileri böcek olarak adlandırıp öldürülmelerinin emrini verince Hutuların bilincine yıllardır ekilen nifak tohumu 800 bin insanın ölümüyle sonuçlanacak vahşete dönüşür. Kırılma noktası olan Nisan - Haziran ayları arasında soykırım 100 güne ve tüm ülkeye yayıldı. Öyle ki, zengin Tutsiler kendi paralarıyla kurşun satın alarak acısız ölüm pazarlığı yaptılar.

RuandaGözü döndürülmüş Hutu milisler korku filmlerinde mümkün olan vahşi ölüm sahnelerini modern dünyanın gözü önünde gerçekleştirirken BM gibi emperyalist kurumlar sesizliği tercih etmişti.

Dönemin BM başkanı Kofi Anan gibi Afrika kökenli kafatasçılar, katliamı Afrika'da olağan bir durum olarak yorumlamıştı. Aynı yorumu Cezayir için eli kanlı Mitterrand'ın yapması hiç de şaşırılacak bir durum değil. Çünkü sömürgeciliğin atalarından olan Fransa'nın tarihi gizli ve açık katliamlarla dolu. Elindeki kanı silmeden başkasına nasıl müdahale etsin ki.

SOYKIRIM DAVASI SESİZLİĞE TERK EDİLMEKTE


Uluslararası hukuku hiçe sayan ülkelerin başında gelen Fransa katliama destek verdiği belgelerle gün ışığına çıkmasına rağmen hep suskunluğunu sürdürdü. Belçika ve ABD kerhen özür dileyip sıyırmaya çalışsa da Fransa bir ölü kadar sessiz kalmayı başardı. Sırpların Bosna ve Kosava'da gerçekleştirdiği katliamların sorumlularını uluslararası mahkemelerde (Lahey) yargılama cüreti gösterenler işin ucu kendilerine dokununca emperyalist haydutluklarını devreye sokarak hukuk tanımazlar. Hatta Fransa katliamda baş rol oynadıkları tespit edilen kişilerin topraklarında barındırıldığını Ruanda'nın açıklamasına karşı cevap bile vermedi. Türkiye'nin Ermeni jenosidini inkar ettiği gibi onlarda kendi katliamlarını suskunlukla geçiştirmeye çalışıyorlar.

YENİDEN SARILAN ACILAR


Ruanda Vatanseverler Cephesi güçlerinin Hutu ordu birliklerine karşı başlatıkları savaşı kazanmasıyla katliam son bulur.

Fakat yaşanan tecavüzler, talanlar, iç savaşlar emperyalist-kapitalizm yer yüzünden silinmedikçe bitmeyecek ve hiç bir acı kolayca unutulmayacak. Dün Almanya'da, Ruanda da yapılanların tekrarını Irak'ta yapanlar bugün Kürt illerinde ve Ortadoğu'da katliamı körüklemekte. Çünkü mantık her yerde aynı. Halkları birbirilerine boğazlatmak.