"Bizim üniversitelerimiz"

Yine bir okulda şiddet haberi fakat bu sefer bir profesörle bir doçent arasında...

GENÇLİK
Pazar, 8 Temmuz 2007 (18 yıl 10 ay önce)

- "Bittin oğlum sen"!
- ''Aaa, ama, ama''
- ''Kes uleyn! Bana yamuk yamıycektin.''
- ''Ben ettim, sen etme abim benim. Söz bi daha asla. Affet. Aaafffeettt.''
- ''Suusss. Heieayyeattt...''

ÇTONG!
AAAAHHHHHHH

Bu da kendi anlatımları:

Naci Önal'la aynı katta görev yapıyoruz. Odamız bile yan yana. Olay geçen hafta cuma günü meydana geldi. Ben lavaboda elimi yıkadım, odama dönüyordum. Yanımdan geçerken bana p.ç diyerek sözlü hakarette bulundu. Ben de onu uyararak terbiyesizlik yaptığını belirttim ve odama doğru yöneldim. Gidip kendi odasından sandalye almış, büyük bir hışımla üzerime yürüdü. Arkamdan sandalyeyi vuracağı sırada elimle sandalyeyi tutmaya çalıştım. O sırada sandalyenin ayağı sol gözümün üstüne isabet etti. Sandalyeyi elinden alıp yere attım. Bu kez odasından bir bardak su alarak yüzüme çarptı. Küfürler ve sözlü hakaretlere devam etti. Ben de odama geçtim ve kapıyı kapattım. Sonra hastaneye gidip doktor raporu aldım. Üniversite jandarma bölgesinde olduğu için, jandarma karakolunda ifade verdim ve kendisinden şikayetçiyim.

Prof.Dr. Açıkgöz

Yukarıdaki diyalog tarafımızdan bir miktar abartılarak canlandırılmıştır. Tarafları ise ''bizim'' maalenin kahvesinde okeye dönen Önal ile taş çalan açıkgöz Recai değil. Ne yazık ki Muğla Üniversitesi'nden, Prof. Dr. Namık Açıkgöz ile Yrd. Doç. Mehmet Naci Önal ismlerinde, iki ''güzide bilim insanı.''

Yıllarını laboratuvarlarda, kütüphanelerde, bilgisayar ve hesap makinaları başında geçirmiş, bilinenleri ezberlemekle kalmayıp gerçekten yeni birtakım şeyler geliştirerek kendilerinden de katmayı başarmış insanlar.

Daha doğrusu öyle olduğunu sanıyoruz. Safız ya, herhalde ondan. Ama akademik ünvanlar pazarda satılmadığına göre(!) başka türlü nasıl "proseför", "doçent" olunur ki...

Oysa, 12'den 12'ye postal kauçuklarıyla çiğnenen kampüslerinde, kapıları dipçik darbeleriyle kırılan amfilerinde ''dünyayı sadece yorumlamakla kalmayıp, onu değiştirmek için'' kafa patlatan öğrencilerin kafalarının patlatıldığı ve yine de üç, beşi dışında bu cüppeli iktidar yardakçılarının sesinin çıkmadığı bir tarihin çocuklarıyız.

Odalarında kafa tokuşturup, boynuzlarını birbirlerinin boynuzlarına sürttükleri ''öğrencileri''nin kampüs bahçesinde sallama ile komünist, devrimci öğrencileri yaraladıkları ''yine de şahlanıyor amman'' YÖK'ünün çocukları da işte bu Açıkgöz ve Önal gibileri.

Prof. Açıkgöz, kendisini geçen yıl da "Bittin oğlum sen" diye tehdit eden Yrd. Doç. Önal’ın, kafasına sandalyeyle vurarak darbettiği iddiasıyla şikayetçi oldu. Açıkgöz, Yrd. Doçent'in bu öfkesinin nedeni konusundaki soruları ise hiçbir fikri olmadığını ama "Rektörlük seçimlerinde farklı adayları destekliyorduk, düşmanlığı bundan da kaynaklanıyor olabilir" diyerek cevapladı.

Cunta üniversitelerinde, iki pırpır çavuş tarafından tedip edilerek eğitilmiş, hayatı boyunca faşist disipline bırakalım karşı çıkmayı, bunu aklından dahi geçirmeye cesaret edememiş ve en sonu çarka diş olmuşlarken, makinanın tersine dönmelerini beklemek fazlasıyla iyimserlik olur. Şimdi çarkın dişleri birbirine daha açık ve şiddetli sürtünüyor. Ara sıra böyle gıcırtılarla kulak tırmalamaları ondan.