Cumartesi, 11 Ağustos 2007 (19 yıl 1 hafta önce)
Almanya’nın ünlü sanayi bölgelerinden Ruhr Havzası’nda yer alan Gelsenkirchen - Essen - Duisburg kentleri, 2-5 Ağustos tarihleri arasında Almanya Marksist Leninist Partisi’nin (MLPD) 25. yıldönümü kutlamalarına ev sahipliği yaptılar. Etkinliğin geneline dair ilk söylenmesi gereken ML bir parti açısından etkileyici bir kuruluş kutlaması olmasıydı. Düşünce alışverişi de vardı eğlence de, coşku da paylaşıldı hüzün de... Düşünce ve fikir alışverişinde sınırların zorlandığı, deneyim zenginliğinin sergilendiği bir toplantıydı. Bunları besleyen sosyal aktiviteler ve eğlencenin düzeyli örneklerinin yaşandığı bir atmosfer solundu. Sol hareket içerisinde genellikle standart kalıplar içinde düşünülen “ciddiyet” ile “eğlence” ilişkisinin güzel ve anlamlı bir sentezi yaratılmıştı. Tartışmalarda bugün ve gelecek perspektifi yanında, özellikle Buchenwald gezisiyle tarihimize de uzandık. O Buchenwald ki, uluslararası proletaryanın ünlü önder militanlarından Thaelmann’ın da kurşuna dizildiği kamp olmakla kalmaz diğer toplama kamplarından farklı olarak kendisini kendi isyanıyla kurtaran tek kamp olmasıyla da bilinir.
Ortadoğu’dan Güneydoğu Asya’ya, Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar 47 ülkeden parti ve heyetler davetliydi. Türkiye’den de TİKB, MLKP, TKP/ML, TKİP ve Bolşevik Partizan davetliydiler. Üç kişilik TİKB heyeti MLPD’nin uluslararası delegasyona tahsis ettiği İşçi Eğitim Merkezi’nde ağırlandılar. Katılımın bu bileşimi, etkinliğe, dünya devrimci ve komünist hareketleri konusunda çeşitli gözlemler yapabilme olanağı kazandırdığı gibi, katılımcılarda enternasyonal mücadele duygusunu ve bilincini pekiştirecek değerli bir atmosfer oluşturuyordu.
Uluslararası delegasyon dışında çoğunluğunu MLPD’nin değişik bölgelerden temel kadrolarının oluşturduğu bin kadar katılımcının yer aldığı etkinliğin ilk iki günü yoğun seminerlerle geçti. Bu seminerlerde; yeni üretim organizasyonlarından uluslararası işçi sınıfının ihtiyacı olan yeni mücadele araçlarına, burjuva aile sisteminin yaşadığı krizden kadının kurtuluşu sorununa, dünya çapında üretim ile kapitalizmin ulus devlet düzeni arasındaki çelişkilerden global çevre felaketlerinin kitlesel direnişlerle göğüslenmesi gerektiğine, savaş ve savaş tehlikesinin büyümesinden sosyalist devrim için mücadeleye, ulusal ve uluslararası mücadelenin karşılıklı etkileşiminden emperyalizm ve yeni sömürgecilikten kurtuluş mücadelesinde proletaryasının öncü rolüne, uluslararası dayanışmanın öneminden korku taciri terörizm ve antikomünizme karşı mücadeleye, parti inşası ve kitlelerin öz örgütlülüklerinin geliştirilmesinden gençlik içinde yürütülen çalışmanın önemine, Almanya’nın birleşmesi ve sosyalist devrim için mücadeleden kapitalizmin restorasyonunun derslerine, enternasyonalizmin günümüzde tartışılmaz biçimde artan öneminden bunun hangi esaslar ve biçimler altında kurulabileceğine… kadar bir dizi konu hakkında tebliğler sunuldu, tartışmalar yapıldı.
İki günlük seminerler sırasında önce moderatörler konuları açımladı, ardından 146 konuşmacı 5’er dakikalık sunumlarda bulundular. İlk günkü sunum ve tartışmalarda yerel deneyimler ağırlıktaydı. MLPD, konuşmacıları aracılığıyla parti ve kitle, fabrika ve gençlik çalışmasının geniş bir tablosunu sundu. Faaliyetlerinin olduğu her bölge ve alandan -özellikle de büyük tekellerde ve işletmelerdeki sanayi proletaryasından- temsilcileri vardı.

MLPD gerçekliğinden çizgiler…
Üçüncü günkü etkinlikler, Duisburg’da atölye çalışmalarıyla başladı. MLPD’nin parti, sendikalar, gençlik ve kadınlar içindeki çalışmalarının görsellikler de kullanılarak anlatıldığı atölye çalışmalarından sonra çok büyük bir salonda iki bin beşyüz kişinin katılımıyla sürdürülen etkinliklere geçildi. Bu bölümde gerçekleştirilen anlamlı etkinliklerden biri de, MLPD MK’sının önemli bir bölümünün kitlelere hesap verme temelinde kendilerini tanıtıp kitle denetimine açtıkları bölüm oldu. Bu çerçevede sahneye çıkan
12 MK üyesinden 6’sı işçiydi ikisi avukat, biri serbest yazar, biri redaktör, biri mühendis ve biri de hastabakıcıydı. MK bileşiminin en genç üyesi 39, en yaşlı üyesi ise 63 yaşındaydı, fakat içlerinde sadece iki kadının yer alması salonda da sorgulanan ciddi bir zaafın göstergesiydi.
Etkinlik MLPD’nin stratejik açılım ve yönelimleri ile uyumlu bir içerik ve bileşime sahipti. Emperyalist kapitalist sistemin yaşadığı birikim krizi ile birlikte yöneldiği yeni birikim politikaları (neoliberal) ve teknolojik gelişmelerin sunduğu altyapı üzerinden geliştirdiği yeni üretim organizasyonlarının hem sermaye açısından hem de işçi sınıfı açısından ortaya çıkardığı yeni gelişmelere vurgu yapan bir parti MLPD. Sermaye uluslararasılaştıkça işçi sınıfını da uluslararasılaştırmakta, dünyanın her yerinde yatırım yapan uluslararası tekeller, işçi sınıfını da ulusal sınırları aşan bir kolektivizasyona evriltmektedir demekte… Bu nesnellik devrimin karakterini de belirlemekte, ulusal devrimleri imkansızlaştırmasa da uluslararası bir devrimi mümkün kılmaktadır tespitlerinde bulunmakta. MLPD bu stratejik yönelimlerine uygun bir pratik konumlanışa geçmeye çalışan ve sınıf faaliyetini de bu temel espri içinden tanımlayan bir parti. Aslında sadece işçi sınıfı faaliyeti açısından değil, kadın-gençlik-antifaşist mücadele… gibi temel mücadele alanlarını da bu anlayışla ele almakta ve buna uygun organizasyonlar ve örgütlenme politikaları geliştirmektedir.
MLPD
2005’te üye sayısını yüzde 25 oranında artırmış; bugün Almanya’nın
nüfusu 100 binin üzerindeki 170 kentinde örgütlü. Fakat bunun yetersizliğinin kendileri de farkında, ülkenin belli yöreleriyle sınırlı “yerel” bir güç olmaktan çıkabilmek için en az 300 kentte daha örgütlenmek gerektiğinin bilincindeler.
MLPD üyelerinin yüzde 90’ı çalıştıkları işkollarının sendikalarında da faaliyet yürütüyorlar. Büyük tekellerde ve işletmelerdeki sanayi proletaryası içinde çalışma yürüten işçi temsilcilerinin sayısını 3 kat artırdıklarını belirtiyorlar. Son 5 yıldaki işten atılmaların yüzde 90’ını direnişlerle geri aldıklarını söylüyorlar. Kadroların eğitimi ve donanımını çok önemsediklerinden dem vurarak
7 bin kadronun diyalektik kurslarına katıldıklarından, iki haftada bir “bilinçlenme toplantıları” düzenlediklerini belirtiyorlar.
MLPD kadrolarının ezici bir çoğunluğu işçi, memur ya da serbest meslek sahibi olarak çalışan, birkaç dil birden bilen, nitelikli ve becerikli kadrolar. Organizasyon yetenekleri ve becerileri yanında bilinçli parti militanları oldukları her hallerinden belli oluyor. Disiplinli birer görev adamı hepsi. Kişisel öykülerini öğrendiğiniz zaman, hepsinin yaşamlarını partinin ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda düzenlediklerini görüyorsunuz. Bir bakıyorsunuz kimi partiyle ilişki kurduğundan bu yana evini barkını hiç yüksünmeden iki-üç değişik sanayi bölgesine taşıyıp orada partili bir yaşam ve faaliyet yürütmüş; kimi bakıyorsunuz yine partinin verdiği görev ya da partinin çıkarını kendisi düşünerek yıllarca Latin Amerika başta olmak üzere başka ülkelerde yaşamayı göze almış. Sahip oldukları yeteneklere ve belli alanlarda uzmanlaşmış çok yönlü birikimlerine rağmen herbiri birer sıra neferi mütevaziliğinde. Bunlar aslında Türkiye devrimci hareketinin de yabancısı olmadığı hatta fazlasına sahip oldukları erdemler. Ancak biz de dahil son yılların tasfiyeciliğinin devrimci saflarda da ortaya çıkardığı sefil bireycilik, küçük burjuva başıbozukluk ve bencil anarşizmin yaygınlığı düşünülünce, insanı daha farklı etkiliyor, adeta çölde su bulmuş duygusu yaşatıyor.
BUCHENWALD: Alçaklığın ve direnişin kalesi!
Programın son günü Buchenwald Toplama Kampı’na yapılan geziye ayrılmıştı. 1933’te gizli olarak açılan ve ilk olarak Alman komünistlerin götürüldüğü Buchenwald, savaş sırasında başta Sovyet savaş tutsakları olmak üzere
18 ülkeden komünist, antifaşist, sosyal demokrat ve Yahudinin toplandığı bir kamp. Buchenwald tek bir kamptan ibaret değil. Bölgeye yayılmış irili ufaklı bir kamplar zincirinin merkezi. Bu merkez aynı zamanda olağanüstü bir devrimci direnişin örgütlenme merkezi. Zaten Buchenwald, o korkunç Nazi terörüne rağmen
900 silahın üretilip zulalanabildiği ve sonrasında da kendi kendini kurtarabilen tek kamp. Bu özelliğinden dolayı da burjuvazi tarafından özellikle geri planda tutulup fazla tanınmamasına çalışılan bir kamp. Onun bir diğer özgünlüğü Alman proletaryasının ölümsüz önderlerinden Thaelmann’ın yıllarca süren tutsaklıktan sonra ensesine sıkılan kurşunla kalleşçe katledilen kamp olması. “
Kurtlar Arasında Çıplak” romanından da tanıdığımız Buchenwald’a daha yaklaşırken tüylerimiz diken diken oluyor. Asıl özelliği ise sadece kendi sınırları içinde değil, çevredeki bütün toplama kamplarını da içine alacak şekilde bir enternasyonal bir örgütlenmenin yaratıldığı, kimse tarafından kurtarılmayı beklemeyen, kendi kendini özgürleştiren bir kamp olması. Vahşetin direngen tanıklarının adımladıkları, işkence gördükleri, öldüresiye çalıştırıldıkları, kesilip biçildikleri, Thaelmann gibi kurşunlandıkları, direnişi ve direniş yöntem ve araçlarını ustaca biçimlendirdikleri bu kampı gezerken, bizi tarihimizle kucaklaştıran bir hüznü ve coşkuyu, kahır ve gururu iç içe yaşıyoruz. Burjuvazi ve onun lanetli yüzü faşizme duyduğumuz tiksinti ve öfke ile bizim kuracağımız sosyalizm ve kardeşlik dünyasının yakıcı özlemini harmanlayan adımlarla dolaşıyoruz.