Cuma, 24 Ağustos 2007 (18 yıl 11 ay önce)
Nepal'de siyasal mücadele 2006 Nisan'ında genel grevlerle ayaklanmaya dönüşüp monarşiyi yıkarken daha sonra uzak Asya'dan proletaryanın ayak sesleri Bangladeş'ten yükselmeye başlamıştı.
Nüfus yoğunluğunun kilometrekareye en çok düştüğü, okuma yazma oranının en az olduğu dünyanın bir kaç ülkesinden biri olan Bangladeş, tekstil işçilerinin isyanı ile sallanmaya başladı.
Dünya Ticaret Örgütü'nün 1 Ocak tarihinden itibaren tekstildeki sınırları kaldırması Çin, Hindistan ve Bangladeş gibi "ucuz emek cenneti" sayılan ülkeleri tekeller için tam anlamıyla fason üretim üslerine çevirdi. Bangladeş'de Şubat 2006'da aşırı çalışmadan dolayı 3 katlı bir tekstil fabrikasında çıkan yangında 50'den fazla işçi yanarak can verdi. 80 işçi de yaralandı. Yangın sırasında fabrikada, zorunlu mesai ve akşam vardiyasındaki çoğunluğu kadınlardan oluşan 500 işçi bulunuyordu. Fabrikanın kapıları kilitlenmişti!.. Daha sonra ise 6 katlı bir tekstil fabrikası çöktü. Ölenlerin sayısı ilk gün 5 işçi olarak açıklandı.
Tekstil proletaryası 2006 1 Mayıs'ında “Fabrikada Ölümlere Son!” ana sloganını yükselterek, ücretlerin arttırılması ve sendikal örgütlülük talepleriyle yürüdü. 22 Mayıs 2006'da ise tüm öfkesiyle patladı.
Fabrikalarda yakılanlar fabrikaları yaktılar!

Ücret artışı, hafta sonu tatili, çalışma koşullarının iyileştirilmesi talepleriyle 22 Mayıs’ta kitlesel gösteriler düzenleyen tekstil işçilerine polisin saldırması ve çıkan çatışmada bir işçinin öldürülmesi, biriken sınıf kininin zincirlerini koparmasını getirdi.
Demir çubuklar ve sopalarla donanan onbinlerce tekstil işçisi, 300′den fazla tekstil fabrika ve atelyesini, başta yangınları söndürmeye gelen itfaiye araçları olmak üzere karşılarına çıkan araçları ateşe verdiler, bankaları tahrip ettiler, işçilerin eyleme katılmasını engelleyen fabrika idarelerini ezip geçtiler, polisle amansız çatışmalara girdiler, yollara barikatlar kurarak kentlerin trafiğini tümden kestiler. Eylemler sonucunda, çok sayıda polis yaralanırken; başlarına gelecekleri anlayan tekstil kapitalistleri, çareyi fabrikalarını kapayıp kaçmakta buldu.
İsyan dalgası aylara yayıldı
Özellikle Başkent Dakka‘da isyan dalgası Haziran ayını da içine alarak kesilmek bilmedi. Dakka’da ordu ve polisin 1 işçiyi öldürmesi, yüzlercesini kurşunla yaralaması ve tutuklamasına karşın, talepleri karşılanmayan militan işçi direnişleri, Ağustos ayından itibaren yeniden yükselişe geçti ve tekstil - konfeksiyon dışındaki sektörlere de yayılmaya başladı.

Dakka’da çoğunluğu emperyalist tekellere fason imalat yapan 4 bin tekstil-konfeksiyon fabrikasının bulunduğu serbest bölgede, hemen her gün militan işçi eylemleri, yürüyüşler, fabrika işgalleri, patronların lokavtları yaşanıyordu. Binlerce işçi bölge dışına yürüyüşler düzenliyor ve işçilerle polisler arasında çatışmalar gerçekleşiyordu.
Ayrıca Haziran ayında 100 binden fazla ilkokul öğretmeni, hükümetin ücretleri iyileştirmek için özel okulları devletleştirme sözünü tutmamasına karşı greve başlamış, ülkedeki tüm okulları kapatmışlardı.
Eylül ayından itibaren, işçiler bir çok kere anayolları trafiğe kapatan gösteriler yaptı ve polis-ordu birlikleriyle çatıştı. Binlerce işçinin otoyolları kapatarak, "
ücret artışı" ve "
insanlık dışı muameleye son" taleplerini yükselttiği eylemlere polis saldırısı üzerine çıkan çatışmalarda yüzlerce işçi ve polis yaralandı.

Bu dalganın sonucunda emperyalist tekellere fason çalışan sanayide kısmi ücret artışları ve bazı büyük fabrikalarda çalışma koşullarında bir iki düzeltme sağlandı. Ancak yüksek enflasyon liraya kuruşları hızla eritince, eylemler büyük kabarışlarla yeniden yeniden patladı.
Ordu göreve çağırıldı
Eylül 2006'da yine bir Güneydoğu Asya ülkesi olan
Tayland, Aralık 2006'da da Güney Pasifik'de küçük bir ada devleti olan
Fiji'de yaşanan askeri faşist darbeler ise, Bangladeş için de bir şeylerin habercisiydi.
Bangladeş'te ağır ekonomik, siyasi, toplumsal kriz; sertleşen sınıf çatışmaları ve işçi isyanları, burjuva hükümet ve muhalefet partileri arasında iç savaşı andıran kitle çatışmaları ve karşılıklı linç histerileri ile doruğa çıkmıştı. İki düzen partisi arasındaki çatışmalar ve seçimlerin bir türlü yapılamadığı şiddetli siyasal istikrarsızlığı gerekçe gösteren ordu 2007 Ocağında
“Yolsuzluk ve siyasi çürümeye karşı” bir söylemle yönetime müdahale etti. 100 bin kişi gözaltına alındı. Ülkede
Olağanüstü Hal ilan edildi.
Askeri Olağanüstü Hal Yönetimi, önce halk desteği sağlayabilmek için halkın büyük tepki duyduğu yolsuzlukların üzerine gider göründü. Çatışan iki düzen partisinin yöneticilerinin kişisel servetlerine, banka hesaplarına, arazilerine, lüks arabalarına vb. el koyan
“anti-yolsuzluk operasyonları” yaptı. Tabii çok geçmeden, işçi sınıfının sert direnişi nedeniyle yapılamayan özelleştirmelerin hızla yapılacağını duyurdu.
“Siyasal yolsuzluk ve çürümeye, ekonomik krize karşı” söylemlerle yapılan askeri müdahale Bangladeş'in militan işçilerinde başlangıçta bir beklenti yarattıysa da sınıf çatışmaları kaldığı yerden yeniden yükselmeye başladı. Gösteri ve sendikal faaliyet yasakları kendiliğinden eylemlerle parçalandı.
Sınıf kini yasak dinlemedi

Askeri faşist yönetimle güçlenen patronlar fabrikalarda paralı adamlarıyla terör estirmeye başladı. Öncü işçilerin fabrikalardaki özel odalarda işkenceden geçirilmeleri ise fabrika işgalleriyle karşılanıyordu.
Geçtiğimiz
Nisan ayının başında ise ülkenin üçüncü büyük şehri olan Kulna'da bulunan Kuhalipur Sanayi Havzası'nda yer alan hint keneviri işleyen fabrikalarda kitle grevleri başgösterdi. 19 Nisan'da ücretleri 20 haftadır ödenmendiği gibi işten çıkartılan 4 büyük hint keneviri fabrikasından 2 bin işçi yürüyüş yaptı.
Polisin saldırısı ve çıkan çatışmadan sonra işçiler yollara ateşe verdikleri otomobil lastikleri ile barikat kurdular. Polisin kullandığı gaz bombaları ve plastik mermiler de işçileri geriletmedi. Kaçan polis oldu! İşçiler, fabrikaların yakınındaki bir polis karakolunu da ateşe verdiler. Çatışmalarda 4'ü polis 50 kişi yaralandı. Ertesi gün polisin abluka altına alması üzerine çatışmalar işçi mahallelerine sıçradı.
20 Nisan saat 16.00 sıralarında işçiler bölgeyi abluka altında tutan polise taş ve tuğla parçaları yağdırarak saldırıya geçtiler. Gaz bombaları ve plastik mermilerle cevap veren polis, işçi mahallelerine girerek önüne gelen herkesi, kadın çocuk dövmeye başladı. Bunun üzerine tüm bölge sınıf savaşı alanına dönüştü.
Bölgede bulunan okulda polis saldırısı ve çatışmayı haber alan 500 kadar öğrenci de (
işçilerin çocukları) okuldan toplu çıkış yaparak polisle çatışmaya katıldı.
Çatışmalarda, 60'ı işçi, 20'si okul çocuğu, 9'u polis olmak üzere 100 kişi yaralandı, 70 kişi gözaltına alındı. İşçiler polisin yer yer gerçek mermi kullandığını, eylemlerden sonra bazı işçi evlerini basan polisin işkence yaptığını belirttiler.
Bu büyük çatışmaların ardından, patronlar işçi temsilcileri ile görüşmeye oturdular, işçi alacaklarının parça parça ödenmesi ve lokavtın kaldırılması üzerine görüşmeler militan işçi eylemlerinin basıncıyla başladı.
Temmuz'da işçiler yine sahnedeydi
Temmuz ayında Kulna şehiri bir büyük işçi eylemine daha ev sahipliği yaptı. Tütün üretimi yapan devlete ait People’si Jute Mills isimli fabrikada çalışan 3 bin işçi ve 197 memur kendilerine önceden haber verilmeden işten atıldı. İşçiler zamlarının ödenmemesine karşı aylardır mücadele yürütüyorlardı.
Çalıştıkları sırada haberi alan işçiler üretimi durdurarak fabrika kapılarını işgal ettiler. Kapı güvenliğini aldıktan sonra sokağa çıkan binlerce öfkeli işçi fabrika çevresindeki sokakları da işgal ettiler. Fabrika yönetimi tarafından çağrılan polisin gelmesiyle birlikte fabrika önünde işçilerle polis arasında çatışma başladı. Binlerce öfkeli işçi, polisin gaz bombaları ve coplarla düzenlediği saldırıyı taş ve sopalarla yanıtladı. Polisin saatlerce süren saldırılarına karşı dağıtamadığı direniş boyunca 400 işçi ve polis yaralandı, yüzlerce işçi de gözaltına alındı.
Öğrenciler patladı
Bangladeş'ten son yükselen ses ise Başkent Dakka'dan üniversite öğrencilerinden yankılanıyordu. 8 aydır süren Olağanüstü Hal Yönetimi'ne karşı kesintisiz bir eylem süreci geçiren Dakka Üniversitesi öğrencileri üç arkadaşlarının kampüs içinde askerler tarafından keyfi bir şekilde dövülmesi üzerine patladı.
20 Ağustos'da üniversitede dövülen 3 öğrenciden özür dilenmesi, kampüsteki ordu karakolunun kaldırılması, polis ve askerin üniversiteyi terk etmesi talepleriyle binlerce öğrenci greve başlattı. Greve polisin plastik mermi, gözyaşartıcı bombalar, tazyikli kaynar su ve elektrikli coplarla gerçekleştirdiği saldırı öğrenciler tarafından taş, tuğla ve sopalarla karşılandı.
Çatışmalar önce bütün üniversiteye daha sonra ise çevre sokaklara yayıldı. Bir yandan generaller yaralı öğrencileri ziyaret edip yarım ağız özür diliyor, öte yandan ise saldırılar sürüyordu. Kampüsteki askeri karakol kapatılsa da eylemlerin önüne geçilemedi.
Çatışmalar
Olağanüstü Hal'in bitmesi talebiyle diğer üniversite ve şehirlere yayıldı. Polis ve asker yaralanan yüzlerce öğrencinin tedavi gördüğü hastanelere ve öğrenci yurtlarına saldırıyor, saldırılar her yerde direnişle karşılanıyordu.
Ülkenin kuzeybatısındaki
Rajşahi kentindeki üniversitede yaşanan çatışmalar sırasında ise bir kişi öldürüldü.
Süresiz sokağa çıkma yasağı
22 Ağustos'da Olağanüstü Hal'e
süresiz sokağa çıkma yasağı da eklendi. Altı kentteki tüm üniversite ve yüksek öğrenim kurumları süresiz olarak kapatıldı. Sokağa çıkma yasağının ardından ordu katliam amacıyla sokaklara yığıldı.
Eylemlerin örgütlenmesini engellemek amacıyla ülkede cep telefonu şebekelerinin faaliyetleri de durduruldu.
Faşist ordunun sokak hakimiyetini yeniden sağlamasının ardından ise dün ve bugün, ev baskınlarıyla tam anlamıyla bir eylemci avı başlatıldı. Ordu birlikleri Dakka'da binalara baskınlar düzenleyerek, eylemlere karışmış olduğunu düşündükleri öğrencileri arıyor. Girilen her ev dağıtılıyor, kaba dayak ve işkence yapılıyor.
Bugün iki profesör, dört akademisyen ve bazı gazeteciler de eylemlere destek verdikleri gerekçesiyle ordu tarafından gözaltına alınıp, açıklanmayan bir yere kaçırıldı. Muhalif gazeteciler kaçırıldığı gibi medya patronları üzerinde kurulan baskı ile sansür uygulamaları da başlatıldı.
Bangladeş'te faşist ordu son eylemleri de azgınca bastırılken, ülkede durum Mayıs 2006'dan bu yana defalarca yaşandığı gibi yine fırtına öncesi sessizliği çağrıştırıyor. Bangladeş'te emeğin ezilemeyecek yumruğu ise proletarya ve müttefiklerinin örgütlü eylem birliğini bekliyor.