19 Aralık vesilesiyle "Cezaevleri ve Edebiyat" paneli

GÜNCEL
Çarşamba, 21 Aralık 2005 (20 yıl 10 ay önce)

Cezaevleri ve cezaevlerindeki yaşam, Türk edebiyatında önemli bir yer tutar. Şiirlerden romanlara, birçok edebiyat türünün esin kaynağı olmuştur cezaevleri. Yazarlar ve şairlerin en özlü, verimli üretimleri de genelde cezaevlerinde geçirdikleri günleri rastlar. Bir yandan da cezavelerindeki yaşamın, oralardaki devletin vahşi yüzünün kitaplara konu olması, tarihin unutulmasının önüne geçmiştir. Yakın bir tarih olmasına rağmen, Nuri Akalın'ın 19 Aralık cezaevleri katliamını anlattığı 19 Aralık romanı da uzun yıllar sonra da okunduğunda, katliamın izlerinin silinmesinin önüne geçecek romanlardan olmaya adaydır.

Yazılı belleğin cezaevleriyle ve edebiyatla ilgili kısmından yola çıkarak, Nazım Hikmet Kültür Merkezi Edebiyat Atölyesi de 19 Aralık'ın yıldönümünde “Cezaevleri ve Edebiyat” konulu bir panel düzenledi. 18 Aralık'ta yapılan panelde kendisi de yıllarca cezaevinde kalmış Osman Akınhay cezaevlerini ve 19 Aralık operasyonunu anlattığı Gün Ağarmasa romanıyla, 1950'lerdeki tevkifatlar sırasında Sansaryan Han'a götürülmüş Kemal Bekir, Hücre 1952 isimli romanıyla, Müslüm Kabadayı şiirleriyle, gazeteci Aysel Sağır, 19 Aralık katliamını bir gazeteci gözünden anlatımıyla, Nuri Akalın, 19 Aralık isimli romanıyla panelin davetlisiydi...

Sadık Albayrak'ın yönettiği panelde ilk olarak 19 Aralık katliamı sırasında Bayrampaşa Cezaevi'nde “Hepimizi yaktılar” diye bağırdığı sırada kameralara yansıyan kadın devrimcinin görüntülü röportajına yer verildi. Sonra Sadık Albayrak cezaevleri katliamları sırasında devletin en çok başvurduğu ve güç aldığı yalan mekanizmasına karşı edebiyatın önemli bir araç olduğuna vurgu yaparak paneli başlattı, ardından panelistler ve kitapları hakkında bir bilgilendirme yaptı.

Kendisi olmadığı için Nuri Akalın'ın romanını tanıtan Sadık Albayrak, ”Nuri Akalın, kitabına 19 Aralık ismini vererek bize bir mesaj veriyor. Sadece günleriyle bildiğimiz tarihleri hatırlarsak, karşı taraftan 23 Nisan, 29 Ekim, bu taraftan bakarsak 1 Mayıs, 15-16 Haziran'ı sayabiliriz, buna bir de 19 Aralık eklendi. Kitaba bu ismi vererek, Nuri Akalın da 19 Aralık önerisini yapıyor bizlere.

2.Dünya Savaşını aratmayacak bir romanla karşılaşıyorsunuz. O savaşta eşitsiz silahlarla aç, sihahsız, barikatlarla savaşıyor o insanlar. Bu insanlarlar kurşunlara karşı sapanlarla, oklarla savaşıyorlar. Katliama karşı gösterilen direnç göz yaşartıcıdır. Ve direnç karşısında hapishane yıkılıyor. Hapishane yıkılması aslında Bastil'le başlar. Ama bakın ki tarih nasıl tersine dönüyor. 19 Aralık'ta devlet cezaevlerini yıkıyor.

Edebiyat gizli duyarlılıkları öne çıkarır. Belki 19 Aralık da böyle bir şeye vesile olur. Ama edebiyat mücadeleye de vesile olmalıdır. Bu açıdan kitapta geçen, devrimcilerin son anda silahlarını çıkardığı ve kitlesel ölümlerin önüne geçtiği örnek önemli.

Romanda savaş yaşanırken tiyatro sahnesinden bahsediliyor. Sanat da yapılıyormuş cezaevinde, bunu da öğreniyoruz. Yine gece 4'te nöbette roman okunuyormuş. üniversitelerde verilmeyen eğitim ve düzey var orada, bunu görüyoruz.

Gün Ağarmasa romanında 80'ler de anlatılıyor ve orada cezaevlerine kapatılanlar binlere varmıştır. Demek ki kitleselleşme var mücadelede. F tipi de binlerin sorunu olan bir soruna dönüşmüştür. Ama bir duyarsızlaşma olmuştur. 19 Aralık'taki savaş sanki sadece devrimcilerin savaşına dönüşmüştür.Bu açıdan İçerde Dışarda Hücreleri Parçala sloganı çok güzel bir slogan. İçimizdeki hücreleri parçalamak dileğiyle”
diyerek Sadık Albayrak sözü Osman Akınhay'a verdi.

Osman Akınhay, konuşmasında özellikle, Türkiye devrimci hareketinin yaşadığı onca şeye ve zengin tarihine rağmen bunun edebiyata dönüşmesinin çok çok zayıf olduğuna, bir elin parmaklarını geçmediğine, olanların da çoğunlukla kişisel çabalarla sınırlı olduğuna vurgu yaptı. Ayrıca dil ve iktidar ilişkisine değinerek, 12 Eylül'deki dilsel hegemonyanın kırılamadığını, öfkeyi anlatan edebiyattan nedense özellikle imtina edildiğini, bir ağlama edebiyatının geliştiğini söyledi. Akınhay, “Sistemin suilandırılmış diline karşı yeni geliştirilmiş, bugün aklıyla ele alınan bir dil, devrimci bir dil ve jargon gerek” dedi.

Kemal Bekir'se kitabında 1950'lerdeki gözaltıda çözülüşü anlattığını, bunu çok açık bir şekilde yapması gerektiğini,yazarların bunları aynen yazarken, kendisinin de yaşadıklarını aynı açıklıkla yazması gerektiğini, açmazları dile getirmesi gerektiğini söyledi.

Gazeteci Aysel Sağır 19 Aralık günlerinden sonra ÖO'lar ve tanıklıklara dayalı olarak yaptığı çalışmasını anlattı. Konuşmasında ağırlıklı olarak “Bir gösteri toplumuna dönüştük. Biz olan biteni gösteri gibi izliyoruz. Başımıza gelince de bizi seyrediyorlar” diyerek toplumsal kayıtsızlaşmaya değindi. “19 Aralık saldırısını sadece topluma değil, kendime de yönelik bir saldırı olarak düşündüm ve ne yapabilirim diye düşünmeye başladım ve bu insanlarla röportaj yapmaya karar verdim” dedi.

Panele Ankara'dan katılan şair Müslüm Kabadayı da “Hücre cezaevini biraz da tersten okumalı. Hücreye karşı hücrelerimizi çoğaltmalıdır edebiyat. Yazarlar hep cezaevinden çıkıyor. Demek ki yaratıcılık yok edilemiyor. Nazım Hikmet buna örnek. Hücreler, hücrelerimizi çoğaltmanın vesilesi oldu. Cezaevinde direnmeye, üretmeye örnek olarak Masala, Vız Gelir mizah dergilerini örnek gösterebilirim. İnsanın her koşulda umudunu yitirmemesi edebiyatla gerçekleşiyor gördüğünüz gibi” dedi.

Konuşmalardan sonra izleyicilere de söz verildi, karşılıklı konuşmaların ardından panel sona erdirildi.