Fırtınaların Kopacağı Denizler: Sanayi Havzaları

GÜNCEL
Çarşamba, 21 Aralık 2005 (20 yıl 10 ay önce)

Bugün, yerleşim bölgeleriyle iç içe giren klasik sanayi merkezlerinin aksine, giderek şehir dışına taşınan ve muazzam bir hızla dev boyutlara ulaşan yeni sanayi havzaları gün geçtikçe gelişerek bünyesinde yüz binlerce, hatta milyonlarca işçiyi barındırıyor. Gelişmekte olan bu yeni sanayi havzaları bugün ve gelecek açısından burjuvazinin can damarları niteliğine bürünerek, gelecek on yılların sınıf mücadelesinde fırtınaların kopacağı uçsuz bucaksız denizler olarak kendisini gün geçtikçe hissettiriyor.

Üretim organizasyonlarındaki değişim, işçi sınıfının değişen yapısıyla birlikte bir bütün olarak burjuvazinin sanayi bölgelerindeki yerleşim-mimari konumlanışında da değişime gitmesini beraberinde getiriyor. Üretimin parçalara bölünmesinin yanında, sanayinin belirli bölgelerde merkezileşerek yoğunlaşması, burjuvazinin bu bölgelerde işçi sınıfının gelişebilecek herhangi bir hareketlenme olasılığına karşı ipin ucunu en baştan sıkı tutmasının önemini de arttırıyor. Yeni gelişmekte olan bu sanayi merkezlerine yukarıdan kuş bakışı bakıldığında, burjuvazinin bu çerçevede ciddi adımlar attığı gözlerden kaçmayacaktır. Hızla gelişen bu sanayi merkezlerinde bölge patronları kendi aralarında dernekler kuruyor, bu derneklerin bir üst çatı altında toplanmasıyla federasyonlar tarzında örgütlenmelere giderek kendi aralarındaki örgütlülüğü işçi sınıfına karşı güçlendiriyor. Yeni üretim modellerinin uygulanarak yüksek kalite ve azami ölçüde üretim kapasitesi için yurt dışından getirttikleri uzmanlar tarafından eğitim seminerleri düzenliyor.

Güvenlik çerçevesinde tugay komutanları ve deneyimli polis şefleri tarafından seminerler veriliyor. Öncü işçiler kara listelere alınıyor, sendikalarla mücadelede zarara uğrayan firmaları desteklemek için fonlar oluşturuluyor. Patronlar fabrika içerisindeki muhbirliği geliştiriyor, fabrikaların her yerine yerleştirdikleri kameraların fazla konuşan işçileri tespit etmesiyle sakıncalı olabilecek işçileri işten çıkartıyor, bizzat kendi elleriyle tuttukları faşist silahlı çeteler aracılığıyla öncü işçileri dövdürtüyor ve bulundukları sanayi bölgelerini kısa sürede yüksek güvenlik adı altında bir bütün olarak tel örgülerle çevirerek işçilerin dahi kart sistemiyle bölgeye girişini zorunlu hale getiriyor.

Bölgenin güvenliğini içeride motorize ve devriye dolaşan jandarma-polis ekipleri sağlıyor, hatta bölgenin belirli noktalarına süreklileşmiş jandarma-polis bekleme noktaları kurduruyor. İşçilerin dışarıyla temasını tamamiyle engellemek için öğle yemeklerinde dışarı çıkışlarını yasaklıyor. Kimi fabrikalarda isim listeleri kapılara asılarak “ bu isimler ve bu memleketliler işe alınmaz” deniliyor (örneğin Hadımköy’de bulunan TIBSET fabrikasında “Varto lular işe alınmaz” yazısı gibi).

BÜYÜYEN HOŞNUTSUZLUK DALGALARI

Yeni gelişmekte olan bu sanayi merkezlerindeki işçi yapısı ise sınıf mücadelesi arenasında neredeyse hiçbir deneyime sahip olmayan (daha önce sendikalaşma mücadelesi içerisinde yer alan kimi öncü işçileri dışında tutarsak), işçi olduğunu dahi söylemekten çekinen-utanan, fabrikasındaki olumsuzlukların çözümünü çoğu zaman ceketini sırtına alıp kapıdan çıkarak “çözmeye” çalışan genç bir işçi kesiminden oluşuyor. Buna bir de işçi sınıfı mücadelesinin gerilemesi, hatta dibe doğru vurması koşulları eklendiğinde, gelişmekte olan ve neredeyse sınıf mücadelesi sahnesinde hiçbir deneyime sahip olmayan çoğunluğu genç işçi bileşiminden oluşan bu sanayi havzaları, burjuvazinin belirli bir noktada hakimiyeti elinde tuttuğu-tutmaya çalıştığı bölgeler niteliğine sahip.

Hiç kuşkusuz bütün bu olumsuz koşullara ve burjuvazinin tüm önlem-baskı ve terörüne rağmen büyüyen hoşnutsuzluklar, yer yer eylemli biçimlerde ifadesini buluyor.

“Fabrikaya ilk girdiğimde koşullar çok kötüydü, fabrika içinde sigara içmek yasaktı, öğle aralarında dışarı çıkmak yasaktı, soyunma odalarında dolap namına hiçbir şey yoktu, yemekhanede fareler cirit atıyordu, ücretler zamanında ödenmiyor ödenenlerde parça parça ödeniyordu. Fabrikada 3-5 ay geçirdikten sonra tüm işçi arkadaşların rahatsız olduğu bu koşullara müdahale etmek gerektiğini düşünerek bu durumu işçi arkadaşlarla konuşmaya başladım. Her hafta sonu işçi arkadaşlarla bir yerlerde buluşup fabrikadaki koşulları nasıl düzeltiriz babında sohbetler ediyorduk. Sonunda taleplerimizi bir kağıt parçasına yazıp patronun karşısına çıkma kararı aldık ve çıktıkta. Hem de toplam 50 işçi arkadaşla patronun odasına girdik, diğer arkadaşlar üretim bölümünde bekliyorlardı. Patron önce kem-küm yaptı fakat bizi kararlı görünce taleplerimizin tümünü kabul ederek 10 gün içerisinde yerine getirdi… “ (Beylikdüzü’nde 800 kişilik bir metal fabrikası)

“Çalıştığım fabrikada ücretler sürekli erteleniyor ve zamanında ödenmiyordu. İşçi arkadaşlarda bu durumdan oldukça rahatsızdı. Yine aybaşı gelmişti ve ücretler yine ödenmemişti. Fabrika çıkışı yaklaşık 30-40 işçi arkadaşla deniz kıyısına gidip bu sorunu nasıl çözerizi konuştuk ve fabrikada iş bırakma kararı aldık. Cuma günü fabrikaya gider gitmez tüm bölümlere iş bırakma haberi uçuruldu ve şarteller tırak diye indirildi. Patron hemen üretim bölümüne indi ve esip gürledi fakat biz ücretlerin artık zamanında ve tam ödenmesi talebimizi kararlı bir şekilde dile getirince patron odasına çıktı ve 10 dakika sonra bir grubu odasına çağırdı. Bizim belirlediğimiz 20’ye yakın işçiyle beraber patronun karşısına çıktık ve o akşam ücretler ödendi… “ (Bakırcılar’da 250 kişilik bir fabrika)

“Geçenlerde yine ücretler ödenmedi, bizim ustabaşı hemen şartelleri indirdi ve “burada ücretler ödenene kadar kimse makinalara dokunmayacak” diye bağırdı, bizlerde işi durdurup beklemeye başladık. 1 saat içerisinde ustabaşı patron ile görüştü ve aynı gün akşam ücretler ödendi" (Mermerci’ler de 300 kişilik bir fabrika)

“Bizim fabrikada fazla mesailer uzun süredir ödenmiyordu. Bunun yanında birde uzun çalışma saatleri canımızı çıkartıyordu. Arkadaşlarla bir araya gelerek zorunlu mesailerin ödenmesi ve istediğimiz zaman mesaiye kalmak ve mesailerin zorunluluktan çıkması için bir şeyler yapmaya karar verdik. İlk başta 3-5 arkadaştık, ama kısa sürede herkesin rahatsız olduğu bu durumu diğer işçi arkadaşlarada açtık ve olumlu yanıtlar aldık. Bizde 40 kişilik bir ekip kurarak işi durdurup patronun karşısına çıktık ve taleplerimizi söyledik. Patron başta “bakarız” dediyse de bizim iş başı yapmıyacağımızı anlayınca taleplerimizi kabul etmek zorunda kaldı. En önemliside yaklaşık 40 işçi arkadaşla birlikte patronun karşısına çıkmamız oldu.“ ( Bakırcılar’da 250 kişilik metal fabrikası )

“Çalıştığım fabrikada biz işçileri çok aşağılıyorlardı. Mesala yönetimde çalışanlar, sekreterler vb.’leri yemekhanede ilk sırayı alıyorlardı.Biz imalatdaki işçilere sonra yemek veriliyordu. Diğer taraftan bizlere çay molaları dışında sigara içmek yassaktı, fakat ustabaşları ve kalifiyeli işçiler içeride sigara içebiliyorlardı. Bu gidişe dur demek gerektiğinin farkına vardık, daha doğrusu bir kalifiyeli işçi arkadaş bu durumu düzeltelim diye bizlerle konuşmaya başladı. Kısa sürede bir çok işçi bu durumu düzeltmek gerektiğini kabul etti ve kendi aramızda kararlar aldık. İlk olarak yemekhanede sıraya ilk biz girecektik ve yönetimdekilere yer vermiyecektik. Bunu uyguladık ve ortalık biraz karıştı. Patron bizleri odasına çağırdı ve ne olduğunu sordu, bizlerde rahatsızlıklarımızı sıraladık. Patron bir daha olmasın diyerek bizleri odasından çıkardı. Fakat biz her gün bunu yapmaya devam ettik, birkaç arkadaşımız işten atıldı ama biz devam ettik. Sonunda patron bizi tekrar çağırdı ve bizlerle resmen kağıt üzerinde olmayan bir anlaşma yaptı ve durumumuz bizlerin istediği gibi oldu. Bu olaylardan sonra işçiler birbirlerine daha da güven duymaya başladılar.” (Avcılar’da 1500 kişilik metal fabrikası )

MAVİ DENİZİN GÖRÜLESİ FIRTINALARI

Bir bütün olarak sınıfın tüm parçalanmışlığına, bölünmüşlüğüne, örgütsüzlüğüne ve en önemlisi de öncüsüz oluşuna rağmen yeni gelişmekte olan bu sanayi merkezlerinde bileşiminin büyük çoğunluğunu oluşturan genç işçilerin kendiliğinden ve salt ekonomik talepli istemlerle de olsa eylemlilikleri giderek yaygınlık kazanmakta. Neredeyse hiçbir yayın organına yansımayan, hatta duyulmayan bu eylemlilikler her şeye rağmen bulunduğu bölgede işçiler arasında sanki gizli bir haberleşme ağı tarafından kulaktan kulağa yayılarak yan fabrikadaki işçilere de olumlu ve yol gösterici olmaya devam ediyor.

Bugün açısından salt ekonomik istemlerle eylemliliklere girişen bu bölgelerdeki fabrika işçilerinin bu eylemlilikler sonucu elde ettikleri kazanımlar adı konsun veya konmasın, kağıt üzerine imza atılsın veya atılmasın her biri mini fiili “TİS” niteliğini taşımaktadır. Fakat kağıt üzerinde belirlenen Tis ‘lerde de olduğu gibi bu bölgelerdeki bu mini fiili “TİS”’lerde güç dengelerine bağlı olarak uygulanıyor. Fakat bu mini fiili TİS’lerin hemen hemen hepsi 2-3 ay sonra uygulamadan kaldırılarak eski haline geri dönüyor.

Gelişmekte olan sanayi havzalarında giderek yaygınlaşan bu eylemlilikler her şeyden önce buraların gelecek yıllarda sınıf mücadelesindeki belirleyici öneminin ipuçlarını vermekte. Diğer taraftan ise biz işçi sınıfı devrimcilerinin bu havzalardaki çalışmalarının eskiye oranla yüz, bin hatta milyon kere daha sistemli ve profesyonelce yürütme zorunluluğunu da önümüze koymakta.


*Bu yazı Ufuk Çizgisi dergisinin 1 Aralık 2005 tarihli 27. sayısından alınmıştır