Pazar, 25 Aralık 2005 (20 yıl 9 ay önce)
Önce, tam da 1 Mayıs'a denk getirerek, "Kapitalizmi seviyorum!" kampanyasını açtı ve sendikal tasfiyecilikte dip noktasına ulaştı. Ardından, sınıf kutuplaşmasının derinleşmesinin geliştirdiği arayışlara karşı yeni bir barikat oluşturmak ve sendikal tasfiyeciliğini siyasal tasfiyecilikle bütünleştirmek üzere, "yeni bir sol parti" kurmaya girişti. Şimdi de, hükümet ile TÜSİAD arasındaki kapışmada, "Gerekirse TÜSİAD için miting yaparız!" diyerek, sınıf işbirlikçiliğinde yeni bir adım daha atıyor.
DİSK'ten söz ediyoruz. TÜSİAD ile hükümet arasındaki seçim barajı, Van Üniversitesi rektörü vb. üzerinden gelişen ağız dalaşı sırasından, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, "Koç ve Sabancı bu ülkenin önemli gruplarıdır. Bu önemli insanların ülkenin sorunlarını konuşmaları demokratik haklarıdır. Bu konuşmalar hakkında dava açılması ise demokrasinin gelişmediğinin kanıtıdır. Şiddetle kınıyorum. Aynı söylemleri biz de yapıyoruz. Değerlendirmelere biz de katılıyoruz. Bu konuda dayanışmaktan asla çekinmeyiz. Bu konuda beraber olmaktan kaçınmayacağız. Ulusal ve uluslararası alanda her türlü desteği vereceğiz" diyerek, "gerekirse miting yapacaklarını" açıkladı.
TÜSİAD ki, 12 Eylül faşizminin arkasındaki güçtür. Vehbi Koç'un orduyu göreve çağıran, darbe isteyen mektubu hatırlanacaktır. Faşist darbe sonrasında, "Şimdiye kadar onlar güldü, şimdi gülme sırası bizde" diyen onlardır. İşçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarını; ücretlerini bastırarak, işsizliği çığlaştırarak, grev ve direniş yasakları, sendikasızlaştırma, özelleştirme, yeni İş Yasası vb. ile sömürünün ve baskının alabildiğine arttığı emek gücünün yeniden üretirme olanaklarının ortadan kaldırıldığı, kölece çalışma ve yaşam düzeyine zorla düşüren onlardır. İşçi sınıfını özgürlük ve demokrasi mücadelesinde, can düşmanı TÜSİAD'ın kuyruğuna takma çabaları, icazet, ihanet ve işçi sınıfına korkunun en açık ifadesidir.
Yeni misyon
Bu konuyu DİSK'in "kapitalizmi seviyorumcu" yeni süreciyle değerlendirmek lazım.
İşçi sınıfının
15-16 Haziran Direnişi ile, burjuvazinin saldırısına karşı can pahasına koruduğu sınıf örgütü DİSK’in, 12 Eylül faşist askeri darbesi sürecinde, kanlı ve uzun bir iç savaşa göre hazırlanmış olan cuntayı bile şaşırtacak şekilde, işçi sınıfını mücadelesiz teslim edip kendilerinin de ya yurtdışına kaçtığını, ya da kışlaların önünde rezilce teslim olma kuyruklarına girdiklerini; ardından, DİSK’in cunta tarafından el konulan mallarının iade edilmesi sürecinde yağmadan pay almak üzere nasıl üşüştüklerini; sınıf işbirlikçisi “çağdaş sendikacılık”ın tezleri olan
Ören Tezleri’ni deklare edişlerini; son dönemde ise, emperyalist Avrupa Birliği’nin işçi sınıfı içinde bir fonlama, ajitasyon, propaganda ve örgütlenme aracına dönüştüğünü biliyoruz.
Emperyalist ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin sınıflar arasındaki ilişkiyi azami kar ve azami egemenlik doğrultusunda yeniden yapılandırma saldırısını olağanüstü yoğunlaştırdığı ve hızla yol aldığı, sınıf hareketinin, sendikal hareketin, emekçi halk hareketinin ve devrimci hareketin dibe vurduğu, siyasal-sendikal tasfiyeciliğin boyutlandığı günümüzde, DİSK’i kuran ve kurşunların üzerine yürüyecek denli sahiplenen öncü işçilerin değil ama Çelebi ağasının “öngörüleri” sınıf işbirlikçiliğinde hiçbir sınır tanımayacak denli yaşama geçiriliyor.
DİSK’in,
“taleplerini daha toplumla buluşan bir vizyona oturtma çabası”, işbirlikçi tekelci burjuvazinin stratejik vizyonunda “öncü bir misyon” üstlenmesi anlamına geliyor. “Misyon”, “işçi sınıfının bu yeni dönemde rolünün ne olması gerektiğini ifade ediyor.” Sınıf işbirlikçiliğinde sıçrama yapan ve onu nihai sonucuna vardıran bu yeni vizyon ve misyon, sendikal yapıların ve sendikacılığın, artık ücret dahil işçi haklarıyla her türlü ilişkisini kesmesi; işgücünün kolektif pazarlanmasından tümüyle kopması; kısacası, işçi örgütü olmaktan tamamen çıkarak, sermayenin verimliliğini, karlılığını arttırma ve bunu işçi sınıfına benimsetme aracı olmasıdır.
Faşizme karşı mücadele
Faşizme karşı mücadele edilmeden, ekonomik-sendikal, siyasal, toplumsal hakların korunması ve geliştirilmesinin olanaksız olduğunu, hemen her işçi, kendi mücadele-yaşam deneyiminden bilir. Çünkü, en ufak bir hak koruma direnişi karşısında polisi, jandarmayı, yasaları ve kendi içinde de bunların içselleştirilmiş hali olan korkuyu bulur. Bu “genel hal”, son süreçte, Kürt halkına yönelik katliamların yeniden tırmandırılması, işçi direnişlerine polis-jandarma saldırıları ve tutuklamalar, sendika kapatmalar, yeni TCK, Genelkurmay muhtırası ile daha bir yoğunlaştırıldığı için, işçi sınıfının siyasal özgürlük mücadelesi için(de) donatılıp hazırlanması yakıcı bir önem taşıyor.
Faşizme karşı mücadelede, işçi sınıfının öncülük misyonuna yaklaştığı, sınıf bilinç ve deneyimi açısından tarihsel bir kazanım olan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne karşı mücadelenin bugüne taşınması; yeni, genç, deneyimsiz işçi kuşaklarının bu mücadelenin deneyimleri ile eğitilmesi özel bir önem kazanıyor.
İşte DİSK’in yeni “misyon”u, işçi sınıfının siyasal özgürlük mücadelesinde devrimci misyonunu ve öncü rolünü oynayabilmesi için kendi tarihsel deneyimlerinin genç kuşaklara özümletilmesinin reddine; tarihsel deneyimlerin kolektif bilinçten tasfiyesine dayanıyor.
“Bugün DGM yok”, “141-142 yok”; öyleyse “Kahrolsun Faşizm” de yok! Ne hızlı dönüşüm: “Kahrolsun Faşizm!”i “Demokrasiyi seviyorum”a, “Demokrasiyi seviyorum”u da Genelkurmay muhtırasına biata çevirivermek! Oysa, (elbette faşizmi bunlara daraltmamak kaydıyla) bırakalım “yok olmayı”, bu sayılanlar çok daha güçlendirilmiş haldeler. DGM, ismi değişince yok olmadığı(!) gibi, 141-142’nin yerini
Terörle Mücadele Yasası ve yeni
Türk Ceza Yasası aldı. Ve yeni TCK’da, işçi sınıfının sınıfsal ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda düşünmesi, bunu ifade etmesi, bu yönde örgütlenmesi, eyleme geçmesi tümüyle yasaklanıyor!
Burjuvazinin sınıf egemenliğini pekiştirme, faşist baskı ve sindirmeyi olağanüstü arttırma yasasının karşısına, “Demokrasiyi seviyorum” ile çıkmak; işçi sınıfını, mücadele eden bir sınıf olmaktan çıkarma; acı çeken ve kendisini sömüren ve ezenlerin lütfuna sığınan bir kitle derekesine düşürmek demektir.
DİSK’in emperyalist AB’nin uşaklığına soyunarak, özgürlük ve demokrasinin de AB’den geleceğine dair beklentiyi, işçi sınıfının örgütlü, görece sınıf bilinçli kesimlerinde yaygınlaştırma çabası, özgürlük ve demokrasi ile
işçi sınıfı öncülüğünde sınıf iktidarı hedefli militan siyasal mücadele arasındaki içsel bağlantıyı koparmayı hedeflemekte.