Rahatsızlığının nedenini bilmiyordu; ama tek bildiği artık dayanamayacağı, hastaneye gitmesi gerektiğiydi. Herhangi bir sağlık güvencesi olmadığını da biliyordu ama dayanamıyordu ağrılara. Düzce Devlet Hastanesi'ne gitti, ona durumunun ağır olduğunu söylediler ve Cerrahpaşa Tıp'a sevkettiler. "Veremsin" dediler, hastaneye yatması gerektiğini de.
Bir akşam hemşire akrabalarına, "Gidin şu eczaneden şu iğneyi alın" dedi. Akrabası vakit geçirmeden eczaneye gitmişti ama tam o sırada elektrikler kesildi. Mum ışığında iğne arayan eczacı iğneyi verdi. Akrabası koşarak onu doktorlara verdi ve iğne vuruldu. ARKADAŞIMIZ ÖLDÜ, çünkü eczacı solunumu kesici iğne vermiş ve 20 saniyede arkadaşın beyin ölümü gerçekleşmişti. Daha sonra paniğe giren doktor ve hemşireler sağlık güvencesinin olmamasını bahane ederek hastane kapısının önüne koydular onu. Akrabaları ve ailesi onu aldılar ve Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundular...
Cuma günü başka bir arkadaşla aynı servise bindik. Yanıma oturan arkadaş "İş buldum para yetişmiyor; benim için iyi olacak sanmıştım ama kafayı yemek üzereyim" dedi. Nedenini sordum. "Zengin bir doktorun köpeğine bakıyorum. Önce çok sevindim ama taşta yürüttüm, ayaklarını yıprattım, onu elimle sevdim diye bana kızdılar ve Düzce'de hiçbir veterinerin onunla tam ilgilenmeyeceğini söyleyerek, ayak bakımı için Adapazarı'nda ünlü bir veterinerin yanına götürdüler." dedi.
Arkadaş ağlamaya başladı. Servisten indik, yürümeye başladık. Konuşmadık sadece düşünüyorduk; ölen Mehmet Düzenli arkadaşımızı ve o köpeği…