Salı, 27 Aralık 2005 (20 yıl 9 ay önce)
Güç toplama taktiği, öncünün işçi sınıfı ve emekçi kitleler içerisinde yürüttüğü günlük ve süreklileşmiş çalışma ve bu çalışmaların yoğunlaşmış, özel hedeflerle ve zaman olarak tanımlanmış biçimi olan kampanyalar bütünlüğünde yaşam bulacaktır.
Gerek bu bütünlüğe, gerekse onun her bir unsurunda gelişkinliğe ulaşılması, elbette ki ne sadece günümüz koşullarına ve ne de bize ilişkin bir sorundur. Komünist partiler, işçi sınıfı hareketine nüfuz ve önderlik etmenin, işçi sınıfının diğer emekçi sınıflar üzerindeki hegemonya ve önderliğini gerçeklemenin önkoşulu olarak, dikkatlerini her dönem emekçi kitleler içindeki devrimci politik çalışmanın etkinlik düzeyi, sınıf ve kitle bağlarının yaygınlık ve derinliği üzerinde toplamışlardır. İktidar hedefli bir mücadele ve politik çalışmanın mı yürütüldüğünün yoksa işçi sınıfı içinde dar bir sekt olarak mı varolunduğunun temel ölçütlerinden biri budur.
Ne yazık ki, kitlelerle ilişki kuruşumuz bu bütünlük ve örgünlüğü taşımadığı gibi, “Kitlelere!” sloganını kavrama/uygulama biçimimiz de genellikle direniş/grev süreçleri ile ya da kampanya dönemleriyle sınırlıdır. Bunun çerçevesi ise, kesintili olarak yapılan ajitasyon-propaganda faaliyetidir. Birebir, bir çevreyi ya da alanı tümden örgütlemeyi amaçlayan, uzun süreli ve soluklu, daha çok emek vermeyi gerektiren bir çalışma, neredeyse hiç yürütülmemektedir.
Ajitasyon-propaganda ve kitle çalışmasının biçimi: Süreklilik
“Bu kış boyunca, tüm parti üyeleri hakkında, aşağıdaki soruların cevaplarını içeren bir rapor hazırlanmalı ve parti örgütlerine gönderilmelidir:
i. Parti üyesi, partili olmayan işçiler arasında ajitasyon çalışmasını nasıl yürütmektedir?
a. düzenli olarak
b. ara sıra
c. hiç yürütmemektedir.
i)Parti üyesi, öteki parti çalışmalarını nasıl yürütmektedir?
a. düzenli olarak
b. ara sıra
c. hiç yürütmemektedir.” (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, s. 374)
Yukarıdaki sorular, yalnız güç toplama taktiğinin konusu olmayan, ancak kitle hareketinin durağanlığı koşullarında
yakıcılaşan, kitleler içinde süreklileşmiş günlük çalışmaya öncü partinin verdiği önemi ortaya koymaktadır.
Kitleler içinde süreklileşmiş günlük çalışma nedir? En özlü ifadesiyle onu
“güçlü ve amaçlarına kilitlenmiş partinin her bir üyesi(nin), gündelik devrimci çalışmaya katıl(ması) ve bu katılımı doğal bir pratik olarak gör(mesi)” olarak tanımlayabiliriz. Bu tanım, pratiğimizi dosdoğru değerlendirebileceğimiz bir ayna olmanın yanı sıra, hızla terketmemiz gereken bir düzleme de işaret etmektedir. Bırakalım süreklileşmiş kitle çalışmasının her parti işçisi tarafından “doğal bir pratik olarak görülmesi”ni,
bugün, ajitasyon-propaganda faaliyeti, kitlelerle hemen hemen tek temas noktasını (anını) oluşturmaktadır ve bu dahi bizim için olağanlaşmış değildir. Sınırlı bir ölçekteki bu faaliyet, işçi sınıfı ve emekçilere, emekçi kadınlara, halk gençliğine olan yabancılığımız ve kitleler karşısındaki tutukluğumuz koşullarında henüz büyük oranda
bizim deneyim hanemize yazılmaktadır. Aynı biçimde, öncünün çalışmasının hiçbir alan ya da kolu, sınırlı ilişkilerin dışına çıkamadığı gibi, olan bağları da son derece kesikli, süreksizdir ve haliyle onları bir alanı, işyeri, havza, sektör, okul, aydın çevresi vd olarak örgütleme günlük hedefi ile de yürütülmemektedir. Birçok durumda, bu, öncünün iç zayıflıkları ile bağlantılı ve zorunlu olarak, örgütsel önderliği de gelişen bir kitle çalışmasının içeriklendirilmesi düzleminden çok gerilere, içerikten bağımsız olarak sınırlı ilişkilerin sürdürülüp sürdürülmediğinin takibi, ajitasyon-propagandanın organize edilmesi vd noktasına çekmektedir.
Kitle çalışmasında bugün daha da ağır biçimde ortaya çıkan
yapısal zaafımız aşılmaksızın, bırakalım öncünün ve kitlelerin güç toplamasını, onlarla bir direniş ya da kampanya vd. döneminde kurduğumuz ilişkiler bile kesitsel kalmaya mahkum olacaktır. Kitle hareketinin gelişim seyrini içerden okumak, nabız atışlarını hissetmek, yaygın ve derin bir ağa ulaşıldığı koşullarda bir sektördeki kriz belirtilerini önden tespit ederek ona göre mevzilenmek, kitlelerin güvenini günlük yaşam ilişkilerinin içerisinden kazanmak, onlara en sıradan günlük mücadelelerinde önderlik etmek ve başarı kazanmalarını sağlamak… için işçi ve emekçilerin içine yerleşmek zorunludur. Çıkış noktası ne olursa olsun, her türlü dar ölçütlendirme ve değerlendirmenin karşıtı olarak süreklileşmiş kitle çalışması pratiği zorunlu olarak şunları içerir:
“Komünist çekirdekler parti faaliyetinin çeşitli alanlarındaki gündelik çalışmayı (ev ev dolaşarak ajitasyon yapmak, parti okulları, grupça gazete okuma, enformasyon servisleri, irtibat çalışmaları, vb.) yürütmek için kurulmalıdır.” (age, s. 69, abç)
“Her parti üyesi, partili olmayan işçiler arasında ajitasyon çalışması yürütmelidir. Ajitasyon, işçilerin bulunduğu her yerde ve her zaman yapılabilir: Fabrika ve her türlü işyerinde, sendikalarda, kitle gösterilerinde, spor klüpleri ve korolar, kiracı dernekleri, kooperatifler, vb dahil işçilerin tüm klüp ve derneklerinde, halkın eğlence mekanlarında, işçi lokantalarında (çay ocakları-küçük kafeler -bn), demiryolu seferlerinde, köylerde vs. Ajitasyonun mümkün olan en etkin biçimi, evleri tek tek ziyaret etmektir.” (age, 372)
Kilit sorun: Güven ve özgüven
Kitle hareketinin durağanlığı koşullarında, sınıfın hem öncüye güven duyması hem de özgüven kazanması, derinleşerek yaşanan kilit bir sorundur. Sınıfa zaman zaman giden örgütçünün etkin olabilmesi, en doğruları dahi söylese mümkün değildir. Sınıf hareketinin eylemler düzeyinde süreklileştiği koşullarda, gündelik mücadelenin dışına çıkan bir eylem olduğunda ya da SEKA gibi eylem kesitlerinde, işçiler
“dışardan gelen“e en azından destekçi olarak ihtiyaç duyarlar ve onunla ilişki ve iletişime nispeten açık olurlar. Bu durum sonuna dek değerlendirilmeli ve hedef, ulaşılabilecek en ileri noktadan koyulmalıdır. Öte yandan, o koşullarda bile içerden önderlik önemlidir ve asıl derin etkinin yaratıcısı, hazırlayıcısı odur. Birçok durumda, direnişin içerisinde oluşan etkinin abartılması yanılgısına düşülmektedir. Bu, bir yanıyla kitlelerle geniş ölçekli ilişki deneyimlerinin sınırlılığı ve süreksizliği ile ilgilidir. Aynı biçimde, direniş bittikten sonra burada kurulan ilişkilerin sürdürülmemesi, işçilerde ortaya çıkan boşluğun bir başka biçimde öncü cephesinde de yaşanması da aynı “çevrim”i yaratan bir olgudur.
Zira işçiler, olağan koşullarda verili durumun sınırlılıkları içerisinde düşünür ve yaşarlar. İşçilerde direniş/eylem sürecinde ortaya çıkan canlılık, bir yandan onun sınıf içgüdüleri ile bir yandan da onları eylemi sevkeden soruna kısa sürede çözüm arayışı ile ilgilidir. Örgütlenme ve eylemin sınıf tarafından da
“doğal bir pratik” haline gelmediği koşullarda verili durumun dışına çıktığında alacağı riskler, onları ileriye doğru adım atmaktan alıkoyar. Işçiler,
“dışardan” olanı,
“Geliyor, söylüyorlar, ama işten atılacak olan benim!” diye algılarlar. Buna karşın, kendileriyle aynı koşullarda bulunan, onları günlük olarak ekonomik, politik, sosyal, kültürel, ailevi vd her sorunda aydınlatan, aynı sorun ve risklerle karşı karşıya olan, yaşam içi ilişkiler dahil onların güvenini kazanmış sınıf öncüsü, kesinkes etkili olacaktır. Sınıf örgütçüleri,
“dışardan” da gelseler, işçilerle aynı emek dünyasının içinde bulunup tüm enerjilerini proletaryanın kurtuluş davasına hasrettiklerini tüm davranışları ile ortaya koymalıdırlar.
Buradan, sınıf/kitle örgütçüsünün günlük yaşamı şekillenmektedir. O, işyerine/okuluna gitmeden önce çay ocaklarında, işyerinde, molalarda, gece mesailerinde, işten çıktıktan sonra ev ve kahvelerde işçi ve emekçilerle, öğrencilerle hedefli bir iletişim halindedir. Gazetesini, ajitasyon/propaganda materyallerini yanında taşır ve onun çağrı ve makalelerini sürekli olarak emekçilere anlatır. Bulunduğu her yerde, gazeteye yeni okurlar bulmaya çalışır ve onlara gazeteyi düzenli olarak ulaştırır. Bunun için günlük çalışmanın yanı sıra, sözlü ajitasyonla birlikte yapılan, işçiler için çekim merkezi oluşturacak -müzik, sokak tiyatrosu vd.- biçimlerle birleştirilen satış ve ajitasyonun sürekliliği, gazetenin işçiler için bilindik ve giderek “adres” haline gelmesinde tayin edici önemdedir. İşçi mektupları, genellikle ekonomik-sendikal çerçevede seyredecek içeriklerinden de önce, örgütçünün çalışmasının hem göstergeleri hem de açılım noktalarıdır. İşçi, sınıf kültürünün kapısından içeriye, yazdığı ilk mektupla girecek, giderek gazetenin doğal muhabirler ağının bir parçası olarak sınıf kardeşlerinin aydınlatılması ve örgütlenmesinde aktifleşecektir. Sınıf örgütçüsü, bununla da kalmayacak; işçinin çalışma ve yaşam alanının tüm sorun ve olgularını gazeteye en canlı biçimde taşıyacaktır.
İşçi ve emekçilerle günlük olarak yüzyüze bulunmayan, yaşam deneyimini bilimsel sosyalizmin kılavuzluğunda geliştirmeyen,
“küçük, ikincil ayrıntılar“ın bilgisini emekçilerin düşünce ve ruh dünyasının içine girmek için kullanmayan bir ajitasyonun günümüz koşullarında etkili olabilmesi düpedüz imkansızdır:
“Toplantı ortamları ve sokaklardaki yaşam, dikkatli bir parti çalışanına çok sayıda küçük ayrıntıyı gözlemleme ve eleştirel bir biçimde değerlendirme fırsatı verir. Bu küçük, ikincil ayrıntılar, onların günlük ihtiyaçlarından haberdar olduğumuzu, politikaya karşı kayıtsız kalan işçilere bile açıkça kanıtlayabilmek için gazetede kullanılacak ayrıntılardır.” (age, s. 89-90)
Elbette ki öncünün rolü,
“işçilere gündelik mücadelelerinde yardım etmeye” indirgenemeyeceği gibi, ajitasyonun içeriği de günlük ve basit sorunlara çözüm getirmekle sınırlı olamaz. Sınıf çalışmasının farkında bile olmadan ekonomist-sendikalist bir çember içerisine daralıp uvriyerizme doğru yozlaşmaması için, ajitasyon,
“… ister temel isterse de ikincil önemde olsun, her bir olaydan devrimci dersler çıkarmalı, bu derslerin işçi kitlelerinin en geri kesimleri tarafından kavranmasını sağlamalıdır.” (age, s. 112).
Devrimci sınıf ajitasyonumuzun
zayıf karnı, sınıfın gerçek durumunun deneysel bilgisine sahip olunmasına rağmen, bunun sınıf hareketinin bütünsel gelişim eğrisinin kavranışıyla birleştirilerek canlı ve etkili bir tarzda yeniden içeriklendirilememesindedir. İşçi gazetesinin manşet ve çağrılarında, haberlerin verilişinde, işçilerin günlük koşullarından, politik ve sendikal sorunları sınıf dışı algılama biçimlerinden haberdar olduğumuzu gösteren pek az şey vardır. İşçi sınıfindaki içsel çözülmeye yol açan faktörler ve bunların oluşturduğu sosyo-kültürel biçimlenişler bilinmeden, etkili bir ajitasyon-propaganda faaliyeti ve sınıf çalışması yürütülemez. Sınıf örgütçülerinin de gazeteyi ileri ölçütler içerisinden değerlendirmeye başlaması ve işçilerle daha geniş bir ilişki düzlemine girmesiyle kavramaya başladıkları bu durum, çözümünü de içinde barındırmaktadır. -Söylediklerimiz, öncelikli olarak sınıf çalışmasındaki zayıflıklarımıza işaret etmekle birlikte, gençlik dahil tüm kitle çalışmalarımızın ortak paydasını oluşturmaktadır.-
Sınıf içindeki ajitasyon-propagandamızın temel aracı olan gazetemizin hem bir bütün olarak hem de tek tek sorunların ele alınışı düzleminde “rating”ini çıkarmalıyız! Hangileri devrimci sınıf bilincini kazandırmak açısından işçiler üzerinde daha etkili ve çekicidir? Hangileri işçilere yabancı ve dışsal bir tarzda verilmektedir? Hangileri işçilerin sınıf dışı şekillenişini, gericilik ve şovenizmin etkisini kırmak için yetersizdir ya da pek çok kez olduğu gibi “bizim için anlaşılır olanı onlar için de anlaşılır kabul ederek” yazılmıştır? Gazetenin yeniden içeriklendirilmesinde devrimci sınıf ajitasyonumuz sınıfın gerçek durumu ile ilişkilendirilerek oluşturulmalıdır.
Etkili bir sınıf ajitasyonu için bu da kesinkes yeterli olmayacaktır. Sınıf çalışmasının süreklileştirilip derinleştirilmesinde yerel, bölgesel, sektörel, ya da sınıfın tümünü kapsayan acil sorunlara ilişkin ve dolaysız politik ajitasyon, tayin edici önemdedir. Bunlar, sektöre, bölgeye özgü dil ve jargonun da kullanıldığı yerel bildiriler, çağrılar, bültenler ve sözlü ajitasyon biçiminde yürütülmelidir. Herbiri ve tümü, sınıfın kolektif davranışını, örgütlülüğünü sağlamanın ve somut kazanımlarla ilerlemenin zorunlu koşuludurlar. Aynı biçimde, işçilerin günlük yaşamıyla doğrudan ilgili olmadığını düşündükleri -çoğu kez de gerici bir tutum içerisinde bulundukları- politik sorun ve gelişmelerin işçilerin sınıf çıkarlarını nasıl ilgilendirdiği, temel sloganların “şablon” tarzı kullanımı ile sınırlı kalarak değil, en somut ve yaratıcı biçimde kavratılmalıdır.
Neoliberal saldırganlığa karşı ve emeğin korunması mücadelesinde mevziler kazanılmasında emekçilerin günlük mücadelelerine önderlik etmek, kitlelerin özgüven bunalımının aşılması ve girişkenliğinin açığa çıkarılması açısından özel bir önem taşır. Ekonomizm ve sendikalizmle sınırlar net çekilirken, kitlelerin günlük talepleri için
“Kölece yaşamaya ve kölece çalışmaya hayır!” sloganı ile yürütülecek çalışma, salt bir kampanyanın konusu olmakla sınırlı tutulamaz. Emeğin fiziksel ve moral yıpranma ve çürütülmesine karşı, sınıfın devrimci enerjisini açığa çıkarma hedefiyle süreklileşmiş bir çalışma yürütülmelidir.
Günlük çalışmanın sürekliliği, devrimci kitle çalışmasının temel bir unsurudur ancak biricik biçimi değildir. Kitlelerin bir mücadele talebi olarak ifade edemedikleri talep ve özlemlerini tanımlayarak bu hedefler doğrultusunda onları mücadeleye kanalize etmek için aynı zamanda
güç yoğunlaştırmaya ihtiyaç vardır. Bunun için sadece günlük çalışma ile sınırlanılmamalı,
kampanya, kurultay gibi biçimler de
etkin güç toplama yönünde devreye sokulmalıdır. Kampanyanın konulmuş hedef ve temel talebi doğrultusunda kitleyi dinamize etmek, onu alt taleplerle birleştirmek, talep ve sloganların sahiplenmesini sağlamak, bunların somut birer kazanım olarak elde edilmesiyle de
mücadele için yeni bir zemin oluşturmak hedefiyle hareket edilmelidir. Kampanyalar, tekil, yerel ve sınırlı olanın ötesinde kitlelerin ihtiyaç ve özlemlerinden kaynağını alan dönemsel/kesitsel talep(ler) etrafında örgütlenirler. Geniş kitleleri etkileme, örgütleme ve harekete geçirme gücünü
buradan alırlar. Burada sözkonusu olan, sadece öncünün güçlerinin kolektif olarak aktive edilmesi değildir. Aynı zamanda, sınıf ve kitle hareketinin içerisinde potansiyel olarak duran dinamikleri açığa çıkararak sıçrama yaratmak hedeflenmektedir. Seçilen talep ve sloganların emekçi kitleler için
en yakıcı sorunlardan hareket edilerek belirlenmesinin (çalışma koşullarının ağırlığı, parasız eğitim, vd.) nedeni budur.
Geniş kitle seferberliği: Kampanyalar
Propaganda-ajitasyon aygıtını, örgütlenme faaliyetini ve eylemlerini kitlelerin üzerine geniş bir ağ temelinde harekete geçiren öncü, onların ilgi ve dikkatini bu talep ve sloganlarda, önerdiği mücadele ve eylem biçimlerinde yoğunlaştırır. Kendi içinde de basitten karmaşığa doğru geliştirilerek planlanan eylem biçimlerini de kullandığı bir yükseliş ivmesini barındıran kampanyalarla, belirli bir zaman diliminin en etkin tarzda değerlendirilmesi hedeflenmektedir.
Kampanyaların etkili olabilmesi, kendiliğinden kitle bilinci üzerindeki dönüştürücü gücü, kitlelerin ihtiyaç ve özlemlerinden çıkış alınarak belirlenmiş talep ve sloganları onların kendi talep ve sloganları haline getirerek benimsemeleri; öncünün kampanyaya
kilitlenme ve onu
profesyonelce örgütleme düzeyi ile yakından bağlantılıdır. Öncünün kendi güçlerinin gündemine sokulmakta ve ona göre mevzilenilmekte zorlanılan, tüm alan ve güçler tarafından etkin bir tarzda işletilmeyen, ara boşluk ve kesintilerle sürdürülen, ajitasyon-propaganda aygıtını ve malzemelerini yaratıcı bir biçimde kullanamayan… bir kampanyanın
vuruş gücü de düşük olacaktır.
Kampanya türü çalışmalar, kapsamının genişliğine uygun olarak farklı araç ve biçimlerin, değişik yöntemlerin
içiçe, ardışık ve birlikte uygulanmasını gerektirir. Araç ve yöntem zenginliği, kitlelere farklı yollardan ve farklı biçimlerle ulaşabilmeyi sağladığı gibi, kitlelerin bilinç düzeyi bakımından birbirinden farklı kesimlerine ulaşabilmeyi de olanaklı kılar. Dolayısıyla öncünün bütün güç ve mekanizmalarının, uzman kurumlarının harekete geçmesini gerektirir. Öncünün gücünün bütün kurum ve mekanizmalarıyla birleşik, kolektif hareketinin yaratılması, etkin bir kampanya yürütmenin ve kampanyanın başarısının koşuludur. Genel bir örgüt çalışmasından farklı olarak öncünün güçleri dönemsel taktiğe ve onun içerisinde yer alan kurultay ve kampanya çalışmalarına göre mevzilendirilir. Tüm güçlerin yeni bir konumlanış içerisine sokulmasının yanı sıra, gerekirse bazı
özel görev komiteleri de kurulur. Öncünün faaliyetinde bir
senkronizasyon ve bağlantılı bütünlük oluşturularak çalışmanın çeşitli biçim ve cephelerinin birbirini güçlendirecek tarzda birleştirilmesi hedeflenir. Çalışmanın tüm alan ve biçimlerde profesyonelce uygulanması, herbirinin
kendi dolgunluğa ulaştırılması ile hem içinde bulunulan kampanya sürecinde hem de sonrasında daha ileri bir politik-örgütsel zemine varılması sağlanacaktır.
Kampanya türü çalışmalar,
zaman ve tempo tanımlıdırlar. Bunun anlamı, elbette ki kampanya süreçleri dışındaki günlük çalışmanın bu açılardan hedefsiz, “keyfi” ve denetimsiz bir tarzda yürütülmesi değildir. Ancak, öncünün yoğunlaşmış kolektif hareketi olarak kampanyalarda zaman ve tempo unsuru, çalışmanın temel bir hedef ve etkinlik göstergesini oluşturur. Politik ve örgütsel örgü ve reflekslerde ortaya çıkan ağırlaşma, nitelik ve nicelik bakımından oturmuş komite ve yerel birimlerin olmaması ve öncesinde çalışmanın ajtasyon-propaganda boyutu dahil geniş ölçekli yürütülememesi, kampanya düzlemine geçildiğinde her düzeyde zorlayıcı olmaktadır. Koyulan hedeflerin zamansal bakımdan tutturulması, kampanya dönemlerinde örgütsel önderliğin yoğunlaşma noktalarından biridir.
Yoğunlaşmış kolektif hareket olarak kampanyalar, öncünün tüm komite ve birimlerinin faaliyeti için
ortak paydayı oluştururlar. Politik ve örgütsel çalışmasını kampanya ile her düzeyde ilişkilendirmeyen ve iç örgüsünü bu eksenden güçlendirmeyen bir komite çalışması, öncünün faaliyeti ile uyumlu değildir. Ajitasyon-propagandanın kampanya ile bağlantılandırılarak içeriklendirilmesi ve kitlelere ulaştırılması; kampanya çerçevesinde belirlenmiş örgüt ve eylem biçimlerinin yaşama geçirilmesi; kültür sanat vd. tüm faaliyetlerin bu seferberliği kendi özgüllükleri ile zenginleştirmesi: Ortak paydanın yaratılması, bütün bu cephelerde yol alınarak sağlanacaktır. Aynı biçimde, bu, kampanyanın öncünün çekirdek ve çevre güçlerinin, kitle ilişkilerinin, ‘bilinçli dostlar ve bilinçsiz yardımcılar’ın
gündemine sokulması anlamına gelir. Daha dolaysız bir ifadeyle, çevremizde, ona en ilgisiz kalacağını “düşündüklerimiz” dahil yürüttüğümüz kampanya faaliyetinden ve onun politik hedeflerinden habersiz tek bir kişi dahi varsa, kampanya ile ilişki kuruşumuz yetersiz demektir. Bu da yetmez; kampanya ve kampanya taleplerinin, çeşitli tipteki kitle örgütlerine, sendikalara, yerel örgütlülüklere vd. taşınması da çalışmanın olmazsa olmaz bir parçasıdır. Bu doğrudan kampanyanın tüm unsurları ile
taşınması biçiminde bir tarzda olabileceği gibi, kampanyanın alt taleplerinden birini öne çıkaran bir kitle örgütlülüğü, platformun kampanya perspektifiyle değerlendirilmesi görüş alanımız içerisinde bulunmalıdır.
Bu, öncelikle, kampanyanın ajitasyon-propaganda ile sınırlı algılanmaması gerektiği anlamına gelir. Kampanya düzeneği, tüm günlük çalışmamızın
boşluk bırakmaksızın eksenini oluşturmalıdır. Buradan bakıldığında kampanyanın birkaç kez bildiri dağıtmaktan ibaret olmadığı anlaşılır bir şeydir. Kampanyaların yoğunlaştırılmış ajitasyon/propaganda ile sınırlanması, tek yönlü olarak öncünün çalışmasına indirgenerek algılanması, kaynağını kampanya taleplerinin dar kavranışından alır. Kampanyalar, genellikle kitlelerin en yakıcı sorunları için mücadeleye atılarak
somut kazanımlar elde etmelerinde sıçratıcı bir dinamik yaratma ile kavrayışıyla yürütülmezler. Elbette ki kampanyanın yükselttiği talep bir çırpıda elde edilemeyecektir! Ancak çalışmanın yarattığı yaygın etki ile talep doğrultusunda daha geniş bir kitlesel mücadele zemininin yaratılması sözkonusudur. Kölece yaşamaya ve kölece çalışmaya karşı mücadele, parasız eğitim gibi hedefler, öncelikle öncünün güçleri tarafından bu tarzda kavrandığı takdirde kitlelerin davranışı haline gelebilirler. Yükselttiği taleplerin
elde edilebilirliğine kilitlenmeyen, bunların salt propagandası ile yetinen bir algılayışın ise bu noktaya ulaşma şansı yoktur. Bunun kırılmasında, kampanya süreçlerinde öncünün bizzat kitle güçleri üzerinden
eylemler örgütleyerek ilerlemesi, belirleyici önemdedir. Eylemler, kampanyanın etkinlik düzeyini göstermenin yanı sıra, onun daha geniş kitleler için
çekim merkezi oluşturmasının da anahtarını oluştururlar. Kitle eyleminin örgütlenmesine yönelik özel çalışma yürütülmeli ve bunun için her fırsat değerlendirilmeli, mevcut kitle eylemlerine kampanya taleplerinin taşınması örgütlenmelidir.
Gündelik çalışmada olduğu gibi, kampanya, kurultay gibi çalışmalar da çıkış noktasını öncü ve yakın çevre güçlerinden alsalar da, kampanya talepleri doğrultusunda ilk ulaşılan öncü işçilerden başlanarak kendi örgütlenmesini yaratmalıdır. Bu, kampanya sırasında ortaya çıkan örgütsel biçim ve ilişkilerin yaratılmasının da zorunlu koşuludur. Bir kampanya, ancak ona ilk elde sahiplenebilecek kitle güçlerine dayanarak yürütülmesiyle,
en uçtaki taraftarın günlük etkinliği haline getirilmesiyle yaşam bulabilir. Genel bir gereklilik olmanın ötesinde, bu, kampanyada tanımlanan
ara hedeflere ulaşmanın da anahtarıdır. Örneğin, kampanyanın daha geniş bir örgütsel ve kitlesel temel üzerinden yürütülmesi KHK’ların kurulması ile gerçekleştirilebilir bir hedef olarak tanımlanmışsa, bunun aksi her durum, çalışmanın öncü ve yakın çevre güçleri ile yürütüldüğü anlamına gelir. Bu koşullarda, geniş kitlelere ulaşma damarları kesik demektir. Keza, sözleşmeli memurların örgütlenmesini amaçlayan dernek kurulmamışsa, bu da çalışmanın hala kitleleri pratik olarak hedefleyen bir düzeneğe kavuşturulamadığı anlamına gelir. Benzer bir biçimde, kampanyada tanımlanan
alt bir hedef, talep ya da sorunun çözümü, ana hedef doğrultusunda daha geniş bir zemini ortaya çıkaracaktır. Örneğin, parasız eğitim talebi için dekanlık önlerinde kitlesel protestoların gerçekleşmesi, üniversite bütçesinin açıklanmasını sağlanması, kampanyanın alışılageldik sınırlarını genişletecektir. Bunu gerçekleştirebilmek için, temel ve bağlantılı sloganların ilişkisinin kuruluşundaki zayıflık giderilmeli, araç ve yöntemlerle sloganlar, eylemler arasındaki bütünlük güçlü bir tarzda kurulmalıdır.
Kampanya çerçevesinde yükseltilen talep ve sloganlardan kimileri, çeşitli nedenlerle kitleler için daha kolay benimsenir hale gelebilirler. Bu, salt öncünün etkinliğinden kaynağını alan bir durum da olmayabilir. Böylesi durumlarda, ilk yürütülen çalışmalar sonrasında ortaya çıkan sonuçlar değerlendirilerek kampanya bütünlüğü bozulmadan ağırlık yönünün buraya kaydırılması gibi
iç taktikler< de geliştirilmelidir. Yine, kullanılan kimi araç ve yöntemlerin kitleler için daha fazla çekim merkezi oluşturması da mümkündür. Kampanya çerçevesi belirlenirken kitle hareketinin mevcut koşulları gözönüne alınarak bunlara başlangıç itibariyle ağırlık verilmelidir. Bu, örneğin bir
imza kampanyası sözkonusu olduğunda, onun salt bir imza kampanyası olarak düşünülmemesini gerektirir. Bir imza kampanyası yığınsal bir mücadele aracı olarak kullanılabilir. Dahası, toplanılan imzalar eğer yüzleri, binleri değil onbinler, yüzbinleri buluyorsa, bu talep doğrultusunda daha ileri mücadele biçimlerinin uygulanması için
birebir etkileşim ve örgütçülüğe dayalı daha geniş bir zemin ortaya çıkmış demektir.
Güçlerin kampanya gündemine kilitlenmesi kadar, kampanyaların
“kendindeleştirilerek algılanması“na karşı politik uyanıklık da zorunludur. Kampanya, kurultay gibi hedefler, siyasal-toplumsal sürecin, sınıf ve kitle hareketinin koşullarının değerlendirilmesi üzerinde yükselirler. Bu, kampanyaların formüle edildiği süreçte pratik olarak kendisini ortaya koymayan ancak potansiyel olarak işaret edilmiş yeni politik süreç ve gelişmeleri dışlamaz. Çoğu kez yaşanagelen, kampanya faaliyeti yürütmenin tüm toplumu, emekçi kitlelerin bütününü ilgilendiren olgu ve gelişmelere karşı ilgisizlik, çalışmanın ajitasyon-propaganda düzleminde dahi bunlarla ilişkilendirilmemesidir. Devrimci hareketin, sınıf ve kitle hareketinin, emekçi Kürt halkının koşullarını ileriye veya geriye doğru etkileyen siyasal-toplumsal gelişmeleri ve bunlara ilişkin tutumu dışında tutan bir kampanya algılaması, çalışmayı statikleştirir; kapsama ve etki gücünü, kitlelerin gözündeki meşruiyetini zayıflatır. Kampanyanın statikleştirilmemesi, aynı zamanda, onun temel ve alt talepleri ile bağlantılı toplumsal gelişmeler karşısında da
esnek bir kavrayış ve konumlanış içerisinde bulunmayı gerektirir. Harcını ödeyemediği için intihar eden bir üniversite öğrencisinin ölümü, bir havzada aleladeleşen iş cinayetleri, vd. kampanyanın direkt konusu olmalı; kampanya, yönünü bunlara çevirerek somut tutumlar geliştirebilmelidir. Dağıtacağımız onbinlerce bildiriden etkili olabilecek bu tür olgu ve gelişmeleri sadece bir teşhir malzemesi olarak ele alma darlığını aşmalıyız. Kampanya faaliyetlerinin
periyodik değerlendirmelerinde onun gelişkinlik ölçütlerinden biri de bu olmak zorundadır.
Bununla birlikte, kampanyaların etkinlik düzeyi, salt yürütüldükleri kesit ve koşullarla sınırlı düşünülemez. Kampanyalarla günlük çalışma arasında, olumsuz ve olumlu örneklerin de ortaya koyduğu gibi, örgün bir ilişki vardır:
“Belirli bir örgütlenme düzeyine erişmiş olan komünist partiler, özellikle büyük kitle partileri haline gelmiş olanlar, geniş politik kampanyalar başlatmaya ve onları örgütsel önlemlerle desteklemeye her zaman hazır olmalıdırlar. … Bu kampanyalarda kazanılan örgütsel deneyim, istikrarlı biçimde ve kesinlikle, geniş kitlelerle gittikçe daha sağlam bağlar kurulmasına yol açacaktır. … Çeşitli düzeylerdeki parti çalışanları ile fabrika delegeleri arasındaki karşılıklı güvene dayalı yakın bağlar, … düzenlenecek kampanyaların koşullara ve partinin etki düzeyine uygun bir ölçekte olmasının en iyi güvencesidir.” (age, s. 87, abç)
“Parti örgütleri, büyük ve orta ölçekli fabrikalardaki proleter kitlelerle yakın ilişki sürdürmedikçe, komünist parti, geniş ölçekli kitle eylemi ve gerçek devrimci kampanyalar yürütemeyecektir. İtalya’da geçtiğimiz yıl yaşanan, fabrika işgalleriyle doruğa ulaşan devrimci yükselişin erken sona ermesinin nedenlerinden biri, kuşkusuz sendika bürokrasisinin ihaneti ve siyasi parti önderlerinin yetersizlikleriydi. Ama bir başka neden de, parti ve fabrikalar arasındaki örgütsel bağları kurabilecek, parti yaşamına ilgi duyan, politik olarak eğitimli fabrika delegelerinden büsbütün yoksunluktu. Aynı nedenden dolayı bu yıl İngiltere’de gerçekleşen madencilerin büyük grevi, politik olaylar üzerinde, yaratabileceği kadar büyük bir etki yapmamıştır. ” (agy)
Bizim açımızdan da, kritik sorun, süreklileşmiş temel kitle çalışması, fabrika, işyeri, okul ve emekçilerin yaşam alanlarında yerel örgütlülüklerin olmamasıdır. Bu, olağan gündelik çalışma, emekçi kitlelerle birebir çok yönlü ve her an ilişki geliştirmenin yapılamamasına yol açtığı gibi, kampanya türü çalışmaların da dışsal kalması tehlikesini içerisinde barındırmakta, etkilerinin sınırlı ve gelip geçici olmasına yol açmaktadır.
Güç toplama taktiğinin somut başarısının
en açık görüleceği alan, en geniş kitle örgütlerinden başlayarak örgütü çevreleyen örgütler ağının her bir halkasına ve öncüye yeni güçlerin kazanılmasıdır. Ne kadar yaygın olursa olsun salt ajitasyon/propaganda düzleminde kalan bir çalışma; kitleleri eylem içerisinde örgütlemeyi, çevreleyen örgütler ağı içerisinde toplamayı başaramayan bir kampanya istenilen etki ve sonucu yaratamaz.
Bu sınırlar içerisinde kalındığında, kampanya, ne taktiksel başarıyı koşullayabilir ne de stratejik başarıyı hazırlayabilir. Kampanyanın öncünün güçlerinden başlanarak bizzat kitlelere dayanarak yürütülmesi, kitlelerle doğrudan ve içerden ilişki kurmayı, bunun sorunlarına kafa yormayı zorunlu hale getirir. Kitleleri örgütleme ve eyleme geçirmenin zorluklarından dolayı, bu çoğu zaman “unutulmakta” veya üzerinden atlanıp geçilmekteir.
Sonuç yerine
Kitle çalışmasının kampanya türü kimi biçimlerinde görece bir deneyim birikimine sahip olmakla birlikte, komünist kitle çalışmasının en temel ve süreklileşmiş biçimlerine olan uzaklık ve yabancılık, dar örgüt perspektifinin aşılamayışı ve kitlelerin bugün içerisinde bulundukları koşulların çözümlenerek egemen sınıfların kitleleri içerden örgütleme ve çözme biçimlerini etkisizleştirecek karşı yöntem ve biçimler geliştirerek gelişkin bir kitle çalışmasının örgütlenmesindeki zayıflık ve zaaflar sürmektedir. Güç toplama taktiği ekseninde tüm dikkat ve enerji, mevcut koşulların yarılması ve altedilebilmesi için bu zayıflık ve zaafların giderilmesinde toplanmalı, gelişkin bir kitle çalışmasının temelleri atılmalı ve bu yönde örnekler yaratılmalıdır.