Salı, 20 Kasım 2007 (18 yıl 6 ay önce)
Bugün, 20 Kasım'da doğanlar ya da eşi, dostu, seveni bu tarihte doğanlar dışındakilere pek bir şey ifade etmeyebilecektir. Fakat yine de bugün, herkes için ya da en azından yüzü geleceğe dönük herkes için önemli bir gün. Çünkü bugün, kapitalist dünyanın ikiyüzlülüğünün bir kez daha kendi imzalarıyla tescil edildiği bir gün: 1989 tarihli Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin kabul edildiği tarih.
Bu sözleşmenin 54 maddesiyle başta şu haklar "güvence altına" alınıyor:
- Fırsat eşitliği temeli üzerinde gerçekleştirilmesi gereken eğitim hakkının, bütün çocuklar için eşit ve nitelikli eğitim görmeleri ilkesi doğrultusunda düzenlenmesi.
- Özellikle kırsal alanlarda yaşayan ve bir önceki dönemin (feodalizmin) gelenekler kisvesi içinde sömürdüğü çocukların, sözleşmeye imza koyan devletlerin oluşturacağı mekanizmalarla koruma altına alınarak eğitim hakkından yararlanabilmesinin koşullarının oluşturulması.
- Yine bu bağlamda kız çocukları için özel ilgi gösterilmesi.
- Sakatlıkların çocukların yaşıtlarıyla aynı hakların kullanımını engellememesi için gereken önlemlerin alınması.
- Ulusal, kültürel, dinsel vd. azınlıkların kimliklerinin korunmasını, kendi dillerinde eğitim görmelerinin, kültürlerini öğrenmelerinin ve özgürce geliştirebilecekleri koşulların yaratılması.
Elbette bu uluslararası sözleşme yaşam hakkının korunması, fiziksel, psikolojik, düşünsel, kültürel vb. hiçbir şiddete, baskı, zorlama ve aşağılanmaya maruz bırakılmaması başta gelmek üzere, diğer temel koruma maddelerini de sözümona güvence altına alıyor.
Peki yaşamakta olduğumuz kapitalist dünyanın gerçekliği böyle mi? Bu süslü sözlerin ve altına atılan yaldızlı imzaların hayatta bir karşılığı var mı?
İşte İnsan Hakları Derneği'nin Ocak-Haziran 2007 tarihleri arası Çocukların Yaşam Hakkına yönelik ihlaller başlığı altında hazırladığı rapordan birkaç örnek;
Çocuk intiharları: • 21 intihar • 15 intihar teşebbüsü
Ev içi şiddete uğrayan çocuklar: • 7 ölü • 22 yaralı / 6 taciz ve tecavüz
Toplumsal alanda çocuğa yönelik şiddet, tecavüz ve taciz: • 21 ölü • 37 yaralı / 59 taciz ve tecavüz
Fuhuşa zorlanan çocuklar: • 13 çocuk
Rakamların soyutluğunun örtemediği kapitalizm
2006 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aralığında TÜİK tarafından gerçekleştirilen Çocuk İşgücü Araştırmasına göre, Türkiye genelinde 6–17 yaş grubundaki çocuk sayısı 16 milyon 264 bindir. Bu çocukların ise, yüzde 5,9'u (yüzde 47,7'si şehirlerde ve yüzde 52,4'ü köy ve mezralarda olmak üzere 958 bin çocuk) ücretli bir işte çalışmakta, fiilen emek sömürüsünün konusu yapılmaktadır.
Emek sömürüsüne konu edilen çocukların yüzde 66'sını erkek, yüzde 34'ünü kız çocukları oluşturmaktadır ve onların yüzde 31,5'i bir okula devam ederken yüzde 68,5'inin eğitim hakları gaspedilmektedir. Okula devam eden 6–17 yaş grubundaki çocuklarınsa, yüzde 2,2'si bir işte çalışırken, yüzde 26,3'lük bir kitle ise okul kapısından girmeye dahi fırsat bulamadan atölyelerin, terlelerın sömürüsüne maruz bırakılmaktadır.
Ucuz hatta ücretsiz işgücü olarak sömürülen çocukların yüzde 40,9'u tarım (392 bin çocuk), yüzde 59,1'i (566 bin çocuk) tarım dışı sektörde çalıştırılırken, onların; yüzde 53'ü ücretli veya yevmiyeli, yüzde 2,7'si kendi veya işveren hesabına, yüzde 43,8'i ise ücretsiz aile işçisi olarak çalışmaktadır.
Kapitalistlerin ya da onların devlet aygıtlarının ilgili mekanizmaları tarafından imza altına alınan bu tür uluslararası sözleşmeler elbette önemlidir. Herşey bir yana enternasyonal proletarya hareketinin, onlarca yıllık mücadelelerinin sonucudurlar. Kazanılmaları için sayısız savaşımlar verilmiş, bir o kadar bedeller ödenmiştir.
Kısacası kapitalistlerin sadakası değil, proleter öncellerin emanetidirler. Kapitalistler hangi yalanın ardına saklanarak, hangi demagojilerle maskelenirlerse maskelensinler sömürücü varoluşlarını sürdürmek için çocuklarımızın kollarına, kaslarına kadar uzanan doymak bilmez iştahlarına onları da katmak için her yolu kullanmaya devam edecektir.
Tıpkı bugün de olmaya devam ettiği gibi. Tıpkı
"devletin bekası" vb. gibi gerekçelerle sözleşmenin üç maddesine çekince koyan faşist anlayış gibi.
Ne de olsa aynı faşist bahane Erdal Eren'in 17 yaşında darağacında katledilmesinde işlerine yaramıştı.
Hakların kullanılması ve korunup daha da geliştirilmesi de mücadelenin konusudur. Kazanılması için verilen mücadele, bu hakların kağıt üzerinde kalmasına izin vermeden proletaryanın yaşamında ve mücadelesinde olumlu yönde bir gelişimin zemini haline getirilebilmelidir. Onların korunmasının yegane yoludur.
Hele çocuklarımız sınıf düşmanımızın insafına bırakılmayacak kadar değerlidir.