Çarşamba, 28 Kasım 2007 (18 yıl 6 ay önce)
22 Kasım 2007 tarihinde "grev yerinde bir öğrenci" vurgusuyla bir grev ziyareti aktarımını yayınlamıştık! Destekçi konumundaki öğrencinin ağzından okuduğumuz ziyaretin bu sefer işçiler cephesinden bir geri dönüşü oldu. Önce grevci işçi Kamer Özdemir'in sitemize gönderdiği yazıyı aktarıyor, hemen ardından DPG'li öğrencinin yazısına bir kez daha yer veriyoruz:

Grev ateşi
Bütün arkadaşlar toplanmış yanan ateş etrafında. Yanan ateş hiç sönmeyecekti. Gerçi biraz odun bulma zorluğu vardı onu gelen boş makaralarda bazen odun alarak ihtiyacı gideriyorduk. O ateş bizim için birleştirici, bütünleyici, kardeşliği pekiştirmiş ve perçinlemişti. Daha önce hiç tanımadığımız arkadaşları ateşin sıcaklığında tanıdık. Yeni yeni insanlarla bütünleştik ve en güzelide yeni gelen misafirlerin sembolik hediyeleriyle paylaşımı ve paylaşımının güzelliğini öğrendik. En güzel espriler, en güzel fıkralar, en güzel hikâyeler ve yaşanan en güzel maceralar o ateşin etrafında anlatılmış ve gülünmüştür. Onun için o ateşin sönmemesi bütün gözcülük yapan nöbetçilerin birinci vazifesiydi. Yanan ateş yaşamın bir sembolü ve zaferinde simgesi olacaktır.

Etrafı kartonlarla çevrilmiş, üzeri brandalı çadırın içine semaverden nefis çay kokusu yayılıyordu. Plastik bardaklarla isteyen gidiyor çayını alıyor ve yanan ateşin etrafında sıcak nefis çayını yudumluyordu. Ya da oturur gelen gazeteler ve dergileri okuyor, o gün gündemdeki olayların tartışmasını yapıyorduk.
Uzun boylu uzun parkalı yüzü yuvarlak bir ziyaretçimiz geldi elinde bir poşet ile, ve poşetin içinde yarım kg bir çay paketi vardı. Biraz sohbetten sonra birazda gelen samimiyet üzerine arkadaşlardan biri çayı getirdin bari şeker de getirseydin dedi. Uzun parkalı cebindeki parasını çıkardı göstererek,
"Yalnızca otobüs bileti için param kaldı, inanın bir dahaki sefere de şeker alırım." Belki bizimkide biraz yüzsüzlük olmuştu ama gelen misafirse mahçup olmuştu. İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci olduğunu, bu mücadeleyi önemsediğini ve desteklediğini belirtti. Bu grevin niye önemli olduğunu geniş bir çerçeve ile anlattı. En çok hoşuma giden ise kendisinin her ne kadar hala öğrenci olsa da amma yarının bir işçisi olduğunu bunun da kaçınılmaz olduğunu inanarak belirtiyordu.
Bu sözler aklımda bir takım anıları tazelemeye yetti. Öğrencilik dönemlerimde katıldığımız gösteri ve yürüyüşler gerek ailemiz tarafında gerekse okul yönetimi tarafında ve eğer gözaltına alınmışsan emniyet güçleri tarafından hep bir soru vardı. Bize sorulan sizin ne işiniz vardır gösteri ve yürüyüşler siz öğrencisiniz gidin okulunuzu okuyun? Belki hiçbir zaman düşünmediler bu günün öğrencileri yarının işçileri ve emekçileridir. Ya da işlerine öyle geliyordu, ailelerin, yöneticilerin ve yönetenlerin. Belkide korkuyorlardı, şimdiden böyle bilinçli emekçi kitlenin geleceğinden. Okuyanların hepsinin birer kaptan olacağını düşündüler, hani gemisini yürüten kaptan deyimi var ya. Amma düşünmedikleri ya da hesaplamadıkları bir şey vardı bir gemide ancak iki kaptan olacağı. Oysaki o gemide kaptandan çok tayfalarında olacağın da.
Uzun parkalı öğrenci arkadaşın ve kardeşin bu simgesel ziyareti ve çepindeki üç beş kuruşluk öğrenci harçlığı ile bizi onurlandırmıştı. Keşke diyorum bütün öğrencilerimiz bu onurlu duruşu sergiliye bilseler. Unutmasınlar ki bu günün öğrencileri yarının işçileri ve emekçileridir. Bu mücadelenin başarısı onlar için geleceğin daha aydınlık daha güvenli ve rahat bir yaşam sunar.
Yakılan bu zafer ateşi hiçbir zaman sönmeyecek. Daha da gürleşecek ve daha da büyüyecektir. İşçi sınığına ışığı ve sıcaklılığı ile öncülük edecektir.
Kamer Özdemir
Ümraniye'den grev soluğu
Grev yerinde bir öğrenci! DPG okuru, Ümraniye Telekom işçilerinin soluğunu aktarıyor:
22 Kasım 2007
Ümraniye'nin çamurun eksik olmadığı cadde ve sokaklarından direnişin lokomotifine, grevci işçilerin ziyaretine,
"batmayan ada"mıza ilerliyorum. İlk durağım, işçilerin daha önce cop ve gaz bombalarıyla saldırıya uğradığı Ümraniye-Fabrika Şubesi.
Büyük bir sevinçle karşılıyor işçiler kapıda. Öğrenci olmamadan kaynaklı olarak işçi-öğrenci iletişiminin sağlanamamasından şikayetçi işçiler.
"Bizim için üniversitelerde birşeyler yapın" diyorlar. Hep birlikte bir dayanışma gecesi örgütleyelim diyorum ve memnuniyetle karşılıyorlar.
Sıcak sohbetimiz bugün yapılacak Telekom ile sendika arasındaki görüşmeye kilitleniyor. Ve büyük oranda devletin geri adım atacağını düşünüyor işçiler. Fakat Telekom'un geri adım atmaması halinde ise
"durmak yok, mücadeleye devam" diyorlar.
Daha önce fiber kabloları tamir etme adı altında sabotaja gelen taşeronu kovmaya çalışan işçiler polisin gazlı-coplu saldırısına maruz kalmış, 12 işçi gözaltına alınmıştı. Askeri harcamaların yüzde 60'ları bulduğu, eğitime ayrılan payın yüzde 2'lerde olduğu ülkemizde polisin işlevini anlatıyorum. Yürütülen grevin işçi sınıfı mücadelesindeki önemini ve emekçilere yapılan diğer saldırılara karşı da birleşik mücadeleyi örebilmenin koşullarını konuşuyoruz. Tekrar görüşmek dileğiyle oradan ayrılıp Ümraniye Şubesine ilerliyorum.
Artık saldırma sırası bizde
İşyerindeki grev çadırına geldiğimde onlara aldığım bir paket çayı veriyorum.
"Ama şeker almamışsın" deyip takılıyor işçiler.
"Eee öğrenciyiz, bi daha ki sefere alırım şekeri" diyorum. Ümraniye Şubesi, işçilerin anlatımına göre direnişin önemli kalelerinden biri haline gelmiş.
İşçilerin hırsları yüzlerinden okunuyor.
"Fiber kabloların kesilmesini duyar duymaz soluğu orada alıyoruz. Artık saldırma sırası bizde" diyorlar.
"Çok farkında değiliz, ama direnişimizin aldığı boyut ciddi düzeyde. Eğer kazanırsak -ki bizler tek yumruğuz ve sonuna kadar inanıyoruz- işçi sınıfı mücadelesinde bir kilometre taşı olacağız" diyorlar.
İşçiler adeta küçük bir çığı andırıyor; her yuvarlanışında büyüyor, büyüyor. Hatta bir çok emekçi sofralarındaki lokmaları paylaşıyor şube işçileriyle.
"Daha önce Şişe Cam direnişinde yer alan bir ablamız hemen her gün yemek getiriyor. Çünkü o da biliyor bizim yaşadığımız zorlukları" diyorlar.
Sohbetimiz koyulaşıyor. Patron medyasına, özelleştirme saldırılarına ateş püskürüyor işçiler. AKP'ye oy atan bir işçi:
"Elim kırılsaydı da atmasaydım" diyor. Ve düzen partilerinden açılıyor konu. Bugün hükümet olan her partinin IMF ve yıkım politikalarını uygulamakta mükellef olduğunu söylüyorum. İşçiler de hemen
Bayram Meral'i örnek veriyor;
"Baksana mecliste sus pus oturuyor, o da bu sistemin parçası oldu" diyorlar.
Onlara "Öncü İşçi Kurullarımızı" ve örgütleyeceğimiz kurultayları anlatıyorum. Taban örgütlenmesinin çok ciddi bir önem arz ettiğini, hem bolca karşılaşılan sarı sendikacılığın paramparça edilmesi için kurulların ciddi bir araç olabileceğini tartışıyoruz işçilerle.
"Tabanı sağlamlaştırmalıyız, ancak tabanın yani işçilerin tek yumruk olmasıyla grevlerimiz istediğimiz sonuçla gerçekleşebilir" diyor bir işçi.
Ümraniye Telekom işçileri kararlı, direngen. Adeta gözlerinden ateş fışkırıyor.
"Bir dahaki sefere şekeri unutma" diyorlar. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle diyerek oradan ayrılıyorum.