Pazartesi, 9 Ocak 2006 (20 yıl 9 ay önce)
Satılık Değil Yaşamlarımız
Liseye gittik
kayıt parası istediler, “mecbur”duk verdik. Vermesek yapmayacaklardı kaydımızı…
Dersaneye gittik gidebilenlerimiz. “Dişimizi sıkacaktık”, milyarlar verdik. Kitaplar aldık, para verdik. Sınavlara girecektik, yine banka önündeki kuyruklardı tabi ilk adresimiz. “Mecburduk”, başka ne yapabilirdik?
“Bu bir yarış” lafını bazen en yakın arkaşımızdan duyduk, lanet ettik.
Üniversiteye gittik gidebilenlerimiz, hayatımız değişecekti değil mi burada? Ama ilk günden “tanıdık” birşeylerle karşılaştık. Yine kayıt parası, harç parası, kitap parası, yurt parası, yazokulu, yemekhane, fotokopi, öğrenci belgesi parası, kimlik parası, “hadi kimliği yeniliyoruz” parası… gider bu.
Son sınıfa geldiğimizde yine sınavlara girmeye başladık ve elbette bunun da bir “bedel”i vardı. Banka önünde bir kuyruk insanıydık artık.
Neredeyse
“Ben mühendislik eğitimi aldım” diyene
“Öyle mi? Çok yakışmış, kaça aldın?” diyecek duruma geldik. Oysa “bilinçli toplum için herkes okumalı, haydi okula” demiyorlar mıydı? Nasıl oldu da böyle “kutsal” dedikleri bir şey üzerimize alacağımız lüks bir giysi gibi oldu? Ya da, ne oldu da Manisa Celal Bayar Üniversitesinden Özkan harç parasını ödeyemediği için intihar etti? Peki ÖSS’yi kazanamayınca beraber intihar eden iki liselinin katili kimdi?
İçiniz mi sıkıldı bu yazıdan? O zaman biraz daha sıkılacak…
Duvarlarına “Vizyonumuz ve Misyonumuz” yazıları asan işletmeler okullarımız, biz de haliyle onun müşterileri. Müşterinin parası yoksa ya gelmeyecek oraya ya da illa geldiyse
“bulaşıkları yıkayacak” hesabı ödemek için. Üniversitede bunun kibar adına
“burs karşılığı çalışma” diyorlar.
Geçtiğimiz günlerde çocuğunun kayıt parasını ödeyemeyen bir veli okulun çatısını onarmaya zorlanmış ve çalışırken çatıdan düşüp ölmüştü. Bir insanın yaşamını kaybetmesinin bir okul demirbaşının kaybedilmesi kadar öneminin olmadığı bir düzende buna da
“eğitim zaiyatı” deniyordur herhalde!
Peki bu kadar tantanaya rağmen okulu bitirebilenlerimize ne oldu? Küçük bir kısmı iş buldu, beklentilerinin epey altında bir işe güç bela kapağı attı desek daha doğru olur, ve şimdi muhtemelen geçmişte almış oldukları harç kredilerinin geri dönüşünü -faiziyle birlikte- nasıl ödeyeceklerini düşünüyor, her an haciz memurunun kapılarını çalma ihtimali ile yaşıyorlar.
Ya diğerleri? Bir dizi sınava girdikten sonra kendileriyle aynı durumda olan milyonlarca insan olduğunu farkedip elinde sadece bir kağıt parçası olan diplomalarıyla, artık işsizler ordusunun birer ferdi olduklarını kabullenmek zorunda kaldılar. Şimdi ya bir dersanede “bir gün belki para da verirler” umuduyla 12 saat kendini paralamakta, ya part-time bir işten diğerine koşmakta ya da üç beş arkadaş bir araya gelip bir internet cafe mi açsak diye hesap yapmakta. E hani “koooskoca” diploması vardı? Hani artık herşey farklı olacaktı?
Durun düşüncelerinize tercüman olalım: Bu yazı iyice sıkıcı olmaya başladı sanki! Ama yaşadığımız şu yaşam müsveddeleri bundan daha da sıkıcı değil mi?
Her günümüz birbirine benzemiyor mu sizce de? Dünün bugünden bir farkı yok, yarının da muhtemelen bugünden. Eğitim hayatımız boyunca kaç gün okula heyecan içinde gittik? Ya da yarının da aynı sıkıcı gün olacağından emin olarak hatta buna alışmış bir şekilde nasıl yaşadık? Modern küçük Emrah filmlerine dönen yaşamlarımızda belki Emrah gibi “Ağlama küçük kardeşim, bir gün herşey daha güzel olacak” bile diyemedik.
Kuşak olarak şanssız bir kuşaktık evet. Dünya “başka türlüsünün de” olabileceğine tanık olmuştu ama biz olmamıştık. O yüzden belki kim ne dese de inanmıyorduk birşeylerin değişebileceğine. Ama artık çok sıkıldık!
Herşey bizim dışımızda mı şekillenecek? Bu kimin hayatı öyleyse! Artık kendi hayatımızla ilgili bizim de bir çift laf etmemizin zamanı gelmedi mi? Kendi kendimize söylenmek değil artık yapacağımız şey, hepimiz aynı şeyleri düşünüyoruz...
Neye ihtiyacımız var? Öncelikle sözümüzü ortaya dökmeye. Hele bir konuşalım bakalım, niye yanmıyor bizim kaloriferler, niye bu kadar pahalı bu kantindeki kötü yemekler, niye kendi transkriptimizi almak için para veriyoruz ve nereye gidiyor bu paralar?! Hele bir tartışalım bakalım parasız eğitim de olur muymuş ya da herkesin bir işinin olduğu bir yer var mıymış? Mızmızlanıp muhalefet olmak değil derdimiz. Sözü sözümüz olacak, dediğini yaptıracak bir şey lazım bize: bir sendika. Bir
öğrenci sendikası! Yapar mıyız – yaparız! Hep beraber bunu başarırız…
Yarın aynı iç sıkıntısıyla gitmeyeceğiz okula. Çünkü yarın değilse öbür gün birşeyleri değiştirebileceğimizi biliyoruz. Yarın biz sözümüzü söylediğimizde başka bir gün olacak. Çünkü artık Paralı Eğitime ve Diplomalı İşsizliğe karşı birleşiyoruz!
- Öğrencilere Parasız Sağlık, Parasız Barınma, Parasız Ulaşım Hakkı!
- Üniversite ve Lise Bütçelerinin Kullanımı, Öğrencilere ve Velilere Açılsın!
- Bütünleme Hakkı Geri Verilsin Yaz Okulları Kapatılsın!
- Çan Eğrisi Kapitalist Rekabettir, İstemiyoruz!
- Yurtlarda Gerici-Faşist Baskı ve Yasaklara Son! İnsanca Yaşanacak Mekan!
- Sınırsız, Örgütlenme, Toplantı, Gösteri Özgürlüğü!
- Kapitalist Meslek Yasaları Geri Çekilsin, Ucuz İşgücü Olmayacağız!
- Herkese İş, Herkese Çalışma Hakkı!
- Staj Sömürüsüne ve Okulda Öğrencilerin Çalıştırılmasına Son!
- Kitlesel, Militan Bir Öğrenci Sendikası İçin Hep Beraber Mücadeleye!
- Dünyayı İstiyoruz, Kırıntı Değil!
Devrimci Proleter Gençlik