Perşembe, 12 Ocak 2006 (20 yıl 9 ay önce)
İşçilerin birbirleriyle ilişki kurmalarını önleyen, aralarındaki bağları kopartan, üretimin mekansal ve coğrafi parçalanması... Bir ürünün üretimi süreci içerisinde farklı üretim kollarının iç içe geçmesi... İşçileri bir değil bir çok kapitalistle karşı karşıya bırakan bu durum ve sınıf içerisindeki heterojenliğin çalışma koşulları ve ücret düzeylerinde, beklenti ve istemlerde ortaya çıkardığı farklılıklar... Bir bütün olarak üretimin örgütlenişindeki değişim, işyeri ve işkolu temelinde örgütlenmiş geleneksel sendikal yapıları etkisizleştirmekte ve çözmektedir.
Günümüzde üretimin örgütleniş biçiminde köklü değişiklikler oldu. Üretim, fabrika içinde ve dışında daha parçalı hale gelip, mekansal ve coğrafik bir dağılım gösterdiği gibi, alt ve yan bağlı sektör oluşumlarının yanı sıra bir ürünün nihai üretimi en az bir kaç sektörün daha katkı ve katılımlarıyla gerçekleşir hale geldi. Ürün tasarım ve bilgisinin daha fazla önem kazanması, kol-beden işçiliğinin ağırlıkta olduğu üretimle ilgili safhaların alternatif çözümlere imkan sağlayan bir kolaylıkta yapılabilir hale gelişi, bir bütün olarak sermayenin karar ve kontrol süreçlerindeki hakimiyetinin artması, yeni proleterleştirme dalgasının sınıf içerisindeki ayrım ve farkları -çalışma koşulları, ücretler, yeni oluşan statüler- derinleştirmesi, üretimin örgütlenmesindeki köklü değişimin belirtilen etki ve sonuçları, sendikaları ve sınıf hareketini çözen başlıca faktörlerdir. Önceki mücadele ve örgütlenme biçimlerini etkisiz kılan bu durum, işçi sınıfı hareketinin ve sendikaların yeni bir temelde örgütlenmesinin zorunluluğunu da göstermektedir:
BİR:
İşçi sınıfının farklı iş kollarında olmakla birlikte çalışma ve yaşam koşulları, ücret düzeyleri açılarından benzer koşullarda olan kesimlerinin
ortak talepler etrafında örgütlenmeleri ve birlikte eylemlerinin gerçekleştirilmesi (taşeron işçileri, organize sanayi bölgeleri gibi).
İKİ:
Sendikaların üretimi durdurma tehdit ve gücünü ellerinde tutabilmeleri, toplu pazarlık ve grevlerin başarısı için,
bir ürünün üretiminin bütün safhalarını üretim öncesinden başlayarak ve her bir parçasının üretim yerini içerecek tarzda ve ürünün nihai gerçekleşmesinin pazarda satılması olduğu bilinciyle katı işkolu ayrımlarını ve dikey örgütlenişi aşan bir mücadele ve örgütlenme yaklaşımının yaşama geçirilmesi (Farklı sektörleri kapsayan, ülke ve uluslararası düzeylerde birlikte grev ve direnişleri örgütleyebilecek işlevselliğe sahip yeni örgütlenme model ve stratejilerinin geliştirilmesi gerekiyor. En son
IBM’in işçi çıkartma kararına karşı 5-6 Avrupa ülkesinde işçilerin birlikte protesto eylemleri yapması gibi, vd.).
ÜÇ:
Büyük çoğunluğu düzensiz işlerde, iş güvencesinden yoksun, daha düşük ücretle ve daha kötü ve daha ağır koşullarda, sigortasız-sendikasız çalışmak zorunda bırakılan
kadın, çocuk ve ezilen ulustan emekçilerin (büyük fabrikalara Kürt işçilerin alınmaması bir kural haline gelmiştir) ve
işsizlerin özgül taleplerini ifade eden ve sınıf eyleminin organik bir parçası haline getiren bir yaklaşımın yaşama geçirilmesi (işsizlerin örgütlenmesi; herkese iş ve çalışma hakkı ve işsizlik sigortası için mücadelenin de).
DÖRT:
İşçi sınıfının ücret düzeyleri, statü vb. açılardan aralarında farklılıklar olan bölüklerinin
ortak kesenler üzerinden birleşik eyleminin örgütlenmesi. Çalışma sürelerinin uzunluğu (günlük çalışmanın uzaması, hafta sonu tatilinin kalkması, düğün ve cenazelerde dahi izin alamamak, izinlerin düzensiz iş koşullarına tabi olması emekçinin sosyal yaşamını da alt-üst eden bir anomaliye yol açıyor ve sınıfın küçük bir kesimi dışında çoğunluğunu eşitleyen başlıca faktör), ağırlığı (işçinin hiç bir söz hakkının ve gücünün kalmaması, aşağılanma dahil her türlü saldırıya maruz kalmasına ve boyun eğmesine de yol açıyor), yeni işçi aristokrasisini oluşturan bir kesim dışında her düzeyde ücretlerin sistematik olarak aşağıya çekiliyor olması (çok büyük sayılarda işsiz kitlelerin varlığı, az vasıflı ve orta vasıflılıktaki emek türlerinin ülke düzeyinde ve küresel ölçeklerde kolaylıkla bulunabiliyor oluşu ve vasıflı yeni emek türlerinin de vasıfsızlaştırılması yönünde sürecin işlemesi, ücretlerin sistematik olarak düşürülmesini sınıfın bütün kesimlerini etkileyen ve ilgilendiren ortak bir sorun haline getiriyor ). Emekçilerin fiziksel, düşünsel ve moral sağlığını tehdit eden ve yok eden, günlerini ve geleceklerini karartan, onları kölece çalışmaya ve kölece yaşamaya mahkum eden bu koşullara karşı
emeğin korunması mücadelesi, işçiyle birlikte ailesini, sınıfın bütün bölüklerini ilgilendiren bir mücadele olarak yürütülmelidir. (10 saate varan, izinleri iptal eden, işçilerin tuvalete gitmesini dahi engelleyen, küfür, taciz ve aşağılamanın sıradanlaştığı işçileri fiziksel ve moral yönden çökerten fabrika ve işyerindeki ağır çalışma koşullarına karşı mücadele,
sınıftaki iç çözülme, korku ve güvensizliği aşabilmenin, işçi sınıfının sınıf olarak varlığını koruyabilmesinin koşullarından biridir. Bununla birlikte, emeğin korunması mücadelesi, sadece fabrika ve işyerlerinde işçi sağlığı ve çalışma koşullarının iyileştirilmesiyle de sınırlı bir mücadele değildir; işçinin ailesiyle birlikte barınma, beslenme, sağlık, eğitim, kültürel gelişme, ulaşım, iletişim, yaşam çevresi, gelecek, hepsini kapsayan sosyal ve bireysel haklar bütünlüğünü de içerir. En basit ifadesiyle bunlar, günümüzdeki ekonomik, tarihi-sosyo-kültürel gelişim düzeyinde,
iş gücünün yeniden üretimi için zorunlu haklardır. İşçinin ücretini ailesini de dışta bırakarak yaşamını en alt düzeyde sürdüreceği asgari ücretle/asgari yaşamla sınırlandıran neo-liberal saldırıya karşı işçi ve ailesinin sadece ekonomik değil sosyal ve kültürel gelişim gereksinimleri de ileri süren bir mücadele ve bunların tekrar ve daha ileri düzeyde kazanılması… ) Sadece ücretler ve fabrika koşullarıyla sınırlı olmayan, işçi ve ailesinin yaşam koşullarının bütün yönleriyle iyileştirilmesini içeren bir mücadele, işçinin yaşam alanını ve çevresini de içermelidir ki, sınıf örgütlenmesi yönüyle de havzalar (organize sanayi bölgeleri), üretim ve yaşam alanlarını yakınlaştırmakta, tekrar bir içiçelik kazandırmaktadır. İşçi sınıfını sınıf dışılaşmaya doğru iten, iç çözülmeyle birlikte bireyselleşmeyi büyütüp, fiziksel, düşünsel, ruhsal çöküntü yaratan, çürütücü etkenlere karşı
sınıf içi dayanışma ve paylaşımı güçlendirecek, sınıf onurunu koruyacak, sınıf bilinç ve kültürünü ayakta tutup geliştirecek etkinlikler, kooperatifsel yapılar, imece davranışları, kurslar geliştirilmelidir. Bu yön ve içerikteki örgütlenme ve çalışmalar, kapitalist düzene vatandaş bireyler kazandırmak için işçilere “mesleksel ve kültürel eğitim” veren çağdaş sendikacılıkla sınırlarını net olarak çekmenin dışında, sınıfı yaşam alanlarından örgütlemeyi öne çıkartan toplumsal hareket sendikacılığı yaklaşımıyla da sınırını çekmiş olmalıdır.
BEŞ:
Belirtilenlerin toplamından çıkartılması gereken bir sonuç olarak işyeri ve işkolu esası üzerine dikey bir temelde örgütlenen geleneksel sendikal örgütlenme biçiminin yetersizliğinden hareketle,
yatay, esnek, sınıfı farklı düzeylerden kucaklayıp, sorunlarına daha geniş açılı çözüm arayan, bazen tek bir sorunun çözümü için örgütlenen çeşitli tipte sınıf örgütlülükleri geliştirilmelidir. Fabrika ve iş yerlerini işkolu ve işyeri ayrımı yapmadan bölgesel-yerel düzeyden kucaklayacak bölge işçi (temsilcileri) birlikleri\kurulları, havza işçi birlikleri, işçi (delege, temsilci) koordinasyonları, kurultay ve alt kurultaylarda oluşan delege platformları, temsilci platformları,
EKK gibi sosyalist bir öncü işçi kuşağı yaratmayı hedefleyen öncelikle sınıfın biliçli öncülerini bir araya getirmeyi amaçlayan platformlar gibi. Bugün aynı fabrika veya işletmenin çatısı altında daimi ve geçici işçiler; taşeron işçileri, sözleşmeliler, hatta ayrı ayrı kapitalistlere bağlı olarak yer alabiliyorlar. Bir bölümü artan sayıda çoğunluğu sendikasız ya da ayrı sendikalarda örgütlü olabiliyor. Tümünü kapsayacak biçimde fabrika\işyeri meclis ya da kurulları oluşturulmalıdır.
ALTI:
Ekonomik ve sendikal mücadele ve örgütlenmenin
siyasal bir perspektif ve stratejiyi de içerimine alarak yürütülmesi. Sınıfın içerisindeki meslek-statü, gelir düzeyi ve çalışma koşullarına dayalı ayrımlar ne olursa olsun bir bütün olarak
sermaye karşısında sınıfın çıkarları ortaktır. Sınıfın bu perspektif dahilinde örgütlenmesi, verili durumdaki iç bölünüm ve rekabeti aşmak ancak ortak ve genel talep ve hedefler üzerinde birleşilerek olur.
Bu, sınıf hareketinin siyasal mücadele düzeyine yükselmesinin gerekliliğini, onun elzem oluşunu gösterir. Neo-liberal saldırı, emperyalist ülke ve tekellerin hakimiyetindeki uluslararası kurumlar ve devletler tarafından yönlendirilen ve yönetilen stratejik bir ekonomik ve politik programın uygulanması temelinde kapsamlı bir saldırı olarak yürütülmektedir. Bir çok yarı-sömürge ve bağımlı ülkede, ön gelen askeri faşist darbeler gerçekleştirilmiştir ve günümüzde de sınıfın mücadelesini kısıtlayan ve yasa dışılaştıran vahşi kapitalist sömürüye süreklilik ve rasyonellik kazandırıcı faşizan yasalar çıkartılmaktadır. Bu kapsamlı ekonomik ve politik saldırıya ideo-politik, kültürel bir saldırı eşlik etmektedir. Medyanın tetikçileştirildiği bu saldırılarla da orta sınıfların desteği alınıp sınıf mücadelesinin, grevlerin ve direnişlerin etkisiz kılınmasıyla, işçilerin üretim sürecine, yeniden yapılanmaya uygun olarak üretimi kesintisiz kılacak ve artıracak bir performansla katılmaları hedeflenmekte ve sağlanmaktadır. İşçi sınıfının bu düzeydeki saldırı karşısında, neredeyse tümüyle savunmasız ve etkisiz kalmasının başta gelen nedeni,
ekonomik ve siyasal mücadelenin ayrılması, siyasal mücadelenin sınırlı reform talepleri düzeyine indirilmesi ve sendikaların kurumsal olarak düzenin parçaları haline gelmeleridir. Siyasal bir perspektif ve stratejiye sahip olmayan bir ekonomik-sendikal mücadele anlayışının günümüzde hiç bir başarı şansı yoktur.
Grev ve direniş stratejisini bu topyekun saldırının karşı etkenlerinin bütününü yok edecek bir idelojik-politik, kültürel bir karşı saldırı ve sınıfsal-toplumsal destekler oluşturacak biçimde örgünleştirmeyen bir sendikal örgütlenme ve hareketinde başarı kazanabilme koşulu bulunmamaktadır. Sendikal mücadele, aynı zamanda, sınıfı tam olarak örgütsüzleştirme, paralize etme, teslimiyet ve moral yönden çökertmeyi amaçlayan neo-liberalizmin ekonomik ve siyasal terörüne karşı öz savunma eylemleriyle
militan bir çizgide örgütlenmelidir. Sermayenin emek üzerindeki baskı ve saldırısını ağırlaştırdığı, işçi sınıfını dağıtıp sindirmeye, atomize etmeye giriştiği koşullarda tarihsel örneklerde de görüldüğü gibi, bu saldırılara karşı bir sertlikle yanıt veren direnişçi ve militan bir sınıf hareketi ancak başarıya ulaşabilir. İşçileri toplu olarak işten atan, kara listeler oluşturan, sendikalaşan ve direnişe geçen işçilere köpeklerini saldırtan, grev kırma fonları toplayan, işyerinde işçilere dayak atan, horlayan, aşağılayan, küfreden, cinsel tacizde bulunan kapitalist patronlar “huzur”lu bir yaşam sürdürememelidirler. Fabrika ve iş yerlerinde etkili bir teşhirle birlikte yumruğun gücünü de tatmalıdırlar. Sınıfı içerden çözmeye, bölmeye çalışan işbirlikçi sınıf hainlerinden de esirgenmemelidir bu yumruk.Yeni devrimci bir sendikal hareket, teslimiyet ve moral çözülmeyi her düzeyde ortadan kaldıracak mücadele biçim ve stratejilerinin uygulanmasıyla, güven ve özgüven sorununun çözümüyle birlikte, örgütlenebilir. Sınıftaki yenilgi psikolojisine, fiili ve moral çözülmeye yol açan
bütün etkenlere karşı mücadele edilmelidir.
YEDİ:
Sınıfın bütün diğer örgütleri gibi sendikalar da,
sınıfın tam kurtuluşu için, artı-değer sömürüsünü ve baskı ve sömürünün tüm biçimlerini sona erdirmek için mücadele ederler. Bu görüş, sendikal mücadeleyi işyeriyle ve ekonomik mücadele ile sınırlayan her türden sendikalist reformist görüşle
sınıf sendikacılığının,
DSB’nin temel ayrım çizgisini oluşturur. Bu temelde devrimci sınıf sendikaları, sadece kapitalist sömürünün sınırlandırılması için değil onu nihai olarak sona erdirmek için, proletaryanın tam kurtuluşu için mücadele ederler. Bunun gereği olarak ta, sınıf sendikaları
emek\sermaye çelişkisini merkeze koyan bir çizgide, uzlaşmaz karşıtlık oluşturan bu çelişkinin çözümü perspektifiyle mücadele yürütürler. Devrimci sınıf sendikacılığı çizgisine damgasını vuran genel olarak “halk”, “ezilenler”, “toplumsal hareket” gibi farklı sınıfları içerisinde barındıran kategoriler değil işçi sınıfıdır. Köylülük, esnaflar, diğer kent küçük burjuva kesimleri ancak emek-sermaye temel çelişkisinin bir kutbunu oluşturan proletaryanın müttefiki olarak, bu temel çelişki ekseninde bozunum yaratmadan, hareketin bileşenini oluştururlar. Proletaryaya doğru hızlı bir çözülüm halindeki bu sınıf ve tabakaların örgütlenmesi, sınıf savaşımını kazanmanın, hatta çoğu kere tek bir çarpışmayı kazanmanın koşulu haline de geldiğinden özel dikkat gerektirir.
Proletarya hareketininin bağımsızlığının korunması ve sulandırılmaması, halkçılık çizgisine doğru çekilmemesi koşuluyla! Dolayısıyla, sınıfın tam kurtuluşunu sağlayacak emek-sermaye çelişkisinin çözümü için mücadele eden sınıf sendikacılığı çizgisi, kendisini sadece burjuva reformist sendikalizmden değil, “toplumsal hareket sendikacılığı”, “ezilenlerin hareketi” gibi halkçılığın yeni versiyonu olan kategorilerden de ayırır.
SEKİZ:
Sınıf içerisindeki çalışmanın ve sınıf örgütlenmesinin
bütün biçim ve düzeyleri arasındaki korelasyon çok daha güçlü ve birbirini güçlendirecek şekilde kurulmalıdır. Proletaryanın farklı tipteki yığınsal sınıf örgütlerinin alan ve işlevleri farklı olmakla birlikte bugünün örgütlenmeleri, daha heterojen ve esnek ve muhtevalarında -ekonomik-sendikal, ideolojik-politik, kültürel- daha içiçe ve bütünsel olması gerekmektedir. Sınıf içi bölünümleri aşmanın en etkin ve birleştirici biçim ve düzeyi, sınıfın tam kurtuluşu için yürütülecek mücadele, politik mücadeledir.
DOKUZ:
Üretimin ve emeğin toplumsallaşmasının bugünkü düzeyinde
kolektif emekçi özelliği kazanmış olarak işçi sınıfı, bu nesnel durumunu bilince çıkarttığı ölçüde sınıf içi bölünme ve rekabeti aşarak gerek ekonomik, gerekse siyasal düzeyde etkin bir mücadele yürütebilir. Bunun için, bugün nesnel olarak gelişmekte olanın öznel yönden de kavranmasını sağlamak, kolektif emekçi özelliğine kimliksel bir bilinç niteliği kazandıracak
kolektif işçi bilincinin gelişimi, ekonomik-sendikal mücadelenin başarısı için olduğu gibi siyasal kurtuluş için de temel önemdedir. Sınıf hareketinin yeni örgütlenme şekli ve mücadele biçimleri, sadece nesnel koşulların gereği olarak değil, bilinçli ve hedefli bir faaliyet olarak ta kolektif işçi bilincini geliştirici olmalıdır. Kolektif emekçi özelliğini bilince çıkartmış bir işçi sınıfı, sınıfsal ve toplumsal kurtuluş için dolayımsız bir mücadeleye hazır, burjuvaziyi ve kapitalizmi tarih sahnesinden silme hedefini önüne koyan bir işçi sınıfı haline gelecektir.
*Bu yazı Söz Alınterinin Kurultayı Broşür Dizisi içerisinde yer alan "Devrimci Proletarya ve Kolektif İşçi Bilinci" broşürünün "İşçi Sınıfının Mücadele ve Örgüt Biçimlerinin Etkisizleşmesi; Sendikaların Tasfiyesi ve Sendikal Kriz" arabaşlığının altında kalan kısmından alınmıştır. Başlık ALINTERİ.NET olarak tarafımızdan konulmuştur.