Perşembe, 12 Ocak 2006 (20 yıl 9 ay önce)
Sosyal Hareket Temsilcisi (Belçika): Hareketin dinamiği kaybediliyor. Kapasite momentini kaybediyor. Ağlar oluşturma dinamiği, perspektifler oluşturma… Dünya çapında bir şey yapma kapasitemizi kaybediyoruz. Genelde ulusal hareketler dinamiğini kaybediyor. Avrupa’da ciddi bir koordinasyon sorunu yaşıyoruz. Avrupa çapında bir hareketlenme yaratamadık. Avrupa’da ortak toplantı yapılıyor ama ortak eylem gerçekleştirilemiyor. Radikallerle liberaller arasındaki bölünme büyük.
Sosyal Hareket Temsilcisi (İtalya): Hareketler arasında ayrışma var. Hareketin kökleri daha kapsayıcı olmalı. Bağlantı kurmak zorundayız. Başka bir dünya mümkündür sadece bir slogan oluyor ve zayıflıyor. Hareketin köklerine inen başka konulara girmek durumundayız. Başka bir dünyadan bahsettiğimizde, başka şeylere girmek zorunda kalırız.
Sendika Temsilcisi (Fransa): Daha önceki düzeye erişemiyoruz. Seattle’deki enerjiyi ortaya koyamıyoruz. Ne yapacağız? Stratejik tartışmalar… azami katılım… Tek bir düşünceye kilitlenemeyiz.
Bu görüşler Ekim ayında Cenevre‘de yapılan “Sosyal Hareketlerin Geleceği” başlıklı toplantıda dile getirildi. Her yıl düzenli olarak yapılan toplantılara dünyanın çeşitli kıta ve ülkelerinden sendika, “Yeni Toplumsal Hareketler” (YTH), “Sivil Toplum Kuruluşları” (STK), federasyon, dernek vb. örgütülükler katılıyor. Toplantılarda, “sosyal hareketler” başlığı altında toplanan söz konusu örgütlülüklerin geleceği konusunda tartışılıyor, tek tek ülkelerin durumları ve mücadele dinamikleri hakkında fikir alış verişinde bulunuluyor ve ortak eylem takvimleri çıkartılmaya çalışılıyor. Cenevre toplantısında konuşmacılar, “hareketin yaşadığı tıkanma, bölünme ve eski gücünden yoksun olduğu”na vurgu yaptı. Vurgu, asıl olarak KKH’in bugün artık gizlenemez derecede açığa çıkmış olan tıkanma, durağanlaşma, güç yitimi ve ayrışmasının net olarak ortaya konmasıdır. Peki, ezenle ezilen arasındaki binlerce yıllık mücadele tarihiyle kıyaslandığında ufacık bir nokta kadar bile olamayan, henüz 10 yıllık geçmişinin sonunda -bunun da asıl olarak son 5-6 yılında aktif olan- KKH’in bugün hızla bir “alternatif” ve “umut” olmaktan çıkma noktasına gelmiş olmasının ve geri dönülmez derecede girdiği ayrışma sürecinin sebebi ne?..
[foto]seattel2.jpg[/foto]
KKH’in kısa tarihi
KKH’in miladını kimileri, reformist
Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu‘nun (
EZLN)
1994 yılında
Chiapas eyaletini “kurtarılmış bölge” ilan etmesi ve sonrasında çeşitli uluslardan sosyal hareketlere küreselleşme karşıtı hareketin örgütlenmesi çağrısı yapmasıyla; kimileri de, bu çağrıya cevap veren çeşitli ülke ve kıtalardan örgütleri temsilen gelen
6 bin kişinin 1996′da Chiapas dağlarında yaptığı toplantıyla başlatıyor. Ancak, Chiapas toplantısının KKH’lerin bir aradalığına bir ölçüde zemin hazırlamış olmasına rağmen her iki tarih de, KKH’i bir olgu olarak dünya işçi sınıfı ve emekçi hareketinin gündemine taşıyan,
Dünya Ticaret Örgütü‘nün (DTÖ)
Seattle zirvesinin engellendiği 30 Kasım 1999 tarihinden sonra gelir. Emperyalist burjuvazinin, ABD işçi sınıfı başta olmak üzere, orta sınıfların alt katmalarını da içine alan çeşitli sınıf ve katmanları, kazanılmış tarihsel hakları gaspederek ezen neoliberal saldırı politikalarına karşı duyulan öfkenin patladığı DTÖ zirvesi, KKH’in asıl itici gücüdür.
Seattle’da polis barikatlarını aşan ve toplantının yapılacağı binayı kuşatma altına alarak zirveyi engelleyen küreselleşme karşıtlarının bu somut başarısı, aynı neoliberal saldırıların oluşturduğu muazzam direniş zemininde duran dünyanın diğer bölgelerindeki emekçileri de hareket geçirdi. Kitlelerde; hem de ABD gibi sınıf ve emekçi halk hareketinin oldukça düşük düzeyde seyrettiği bir ülkede engellenen zirve sonrası
“başarılabileceğine” dair oluşan güven duygusu, birbirini tetikleyerek emperyalist kurumların zirvelerinde öfke olup sokağa taştı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde peşpeşe eylemler düzenleyen KKH, parti, örgüt, sivil toplum kuruluşu, sendika vb. yapılanmaların da katılımıyla giderek büyüdü. Emperyalist cenah Seattle sonrası
Kanada‘da
NATO,
İspanya‘da
Dünya Bankası zirvelerini protesto eylemlerinin basıncıyla iptal ederken, yaklaşık bir yıl boyunca yaptığı zirveleri de
Katar‘ın çöllerine ve ya
Japonya‘nın askeri adalarına taşımak zorunda kaldı! Sadece bu örnek bile, emekçi kitlelere “şiddetle yol alınmaz” zehirli fikrini enjekte etmeye çabalayan liberal reformistlerin uzlaştırıcı tezlerinin aksine; her gün şiddetin dik alasını uygulayan emperyalizme karşı, ancak militan mücadelelerle somut başarı kazanabileceğini bir kez daha açığa çıkardı.
KKH’in bir taraftan yaygınlaşması, diğer taraftan da sadece sistemi sorgulamakla sınırlı kalmasına rağmen
“başka bir dünya mümkün” sloganı üzerinden gelişmesi emperyalist kapitalizm için tehlike çanlarının çalması demekti! Üstelik, Seattle’da ABD mali oligarşisini dahi “hoplatan” yoğunlukta katılım sağlayan işçi sınıfının kitleselliği ve radikalleşme eğilimin, dünya ölçeğinde yeniden yapılandırılan sistemin tüm toplumsal kesimlere kabul ettirilmesi için ilk saldırı dalgasının vuracağı işçi sınıfının diğer bölüklerini esinleme ve tetikleme tehlikesi, çanların desibelinin artması demekti!
İçerden Tasfiye!
Seattle’dan ve sonrasında gelişen süreçten
“gerekli dersleri” çıkartan emperyalist kapitalizm, hareketin zor ve baskı ile geriletilememesi üzerine düğmeye bastı ve içerden çevirme harekatını başlattı. İşçi sınıfı mücadelesinin geri çekildiği yıllarda bıraktığı boşluğu dolduran liberal reformist sivil toplum kuruluşları üzerinden hareket önce bulandırılmaya, sonra da adım adım pasifize edilmeye başlandı. Bunun temel kaldıracı da, bugün birçoklarının manipüle ederek, liberalizmin ’sancak beyi’
Fransız ATTAC ve
Brezilya İşçi Partisi‘nin (PT) “beyin fırtınaları” ile başlattığını söylediği ancak, gerçekte kokartında “emperyalizm” yazan sahne arkasındaki “suflör”ün fısıldaması ile oluşan
Dünya Sosyal Forumu (DSF) oldu. Büyüyen ve radikalleşen hareketin yarattığı basıncın etkisiyle emperyalist kapitalizm öylesine hızlı hareket etti ki, Seattle eylemlerinin üzerinden henüz daha üç ay geçmişken ATTAC ve PT, 2000 yılının Mart ayında alelacele bir araya gelerek DSF’ye kadar uzanacak süreci başlattılar. Aynı yılın Haziran ayında ATTAC,
L’Humanite Dostları ve
Le Monde Diplomatique Dostları Paris‘te
“Seattle’ın bir yıl sonrası” başlıklı bir “
alternatif sosyal forum”un sponsorluğunu yaptılar. Bu alternatif forumda, Fransa’nın
Nice kentinde yapılacak -
Avrupa‘da işçi sınıfı ile KKH’i buluşturan tek eylem!- büyük işçi yürüyüşü ve
AB zirvesine yönelik protesto eylemlerinin gündemi hazırlandı. Emperyalizmin sınıf içindeki uzantıları olan, bu liberal “yeni sosyal hareketler”in söz konusu gündemlere dair söyledikleri,
“IMF’yi yıkmak için değil, ama onun görevlerini yeniden yönlendirmek için uluslararası bir vatandaşlar hareketi inşa etmek gerekiyor” sözleri, burjuva sınıfsal konumlarının ve ondan çıkışını alan niyetlerinin de göstergesidir.
Dünya Sosyal Forumu Neyin Aracı?
Büyüyerek, militanlaşma eğilimi içerisinde olan kitle hareketinin “karıştır, pasifistleştir” temel stratejisi ile liberal reformizmin bulanık sularında boğulması için yaşama geçirilen forumun, ATTAC ve PT önderliğinde sivil toplumculuğun çıkış noktası olan ve kitle hareketinin yüksek düzeyde seyrettiği
Latin Amerika‘da başlatılmasının nedeni, yalnızca PT’nin
Porto Alegre yerel yönetiminde bulunmasının sağlayacağı organizasyon kolaylığı değil, buranın güçlü damarlarından beslenen dünyanın diğer bölgelerindeki YTH’lerede dolaylı olarak müdahale etmekti. Güçlü ve kitlesel tabanlara sahip olan Latin Amerika sosyal hareketlerinin katılımı ile güçlü bir çıkış yaparak, dünya emek hareketinin gündemine oturmak ve çekim merkezi olmaktı. Planları tuttu da! Zira, Seattle’dan yalnızca 14 ay sonra düzenlenen birinci DSF’na beklenilenin çok üzerinde gerçekleşen katılım, onu bir anda Seattle eylemi kadar popüler kılarak, gündeme taşıdı. Sıkışma ve çıkışsızlık durumu, işçi ve emekçi kitlelerin yüzünü “Seattle’ın misyonunu” yüklenmiş görünümünde olan DSF’na çevirdi. Bu nedenle Seattle eyleminin kazandırdığı özgüven ile daha merkezi bir güç yoğunlaşması olarak algılanan DSF’larının ikinci ve üçüncüsüne katılım, her seferinde bir öncekini aşarak sürekli yükselen bir trend izledi. Ancak, buna paralel olarak yükselme eğilimi gösteren diğer bir konuda, katılımcıların özlem, talep ve ihityaçlarının kontrastı oldu. Üçüncüsünden sonra DSF’na katılım artış göstermediği gibi düşüşe geçti.
Bu süreç, işçi sınıfının enternasyonel mücadelesinin örülmesenin yakıcılığına işaret ederken, bunun başarılamadığı sürece işçi ve emekçilerin nasıl kolayca manipüle edilerek liberal reformizme yedeklendiğininde göstergesidir.
DSF ilkeleri de, onun tarihsel misyonuna uygun şekilde, emekçilerin -asla çıkış noktasının gösterilmediği- muğlak bir
“başka dünya” sınırları içerisinde oyalanmasına ayarlıdır. Örneğin, ilkelerin 10. maddesinde geçen
“(…) DSF her çeşit üstünlük ve ya hakimiyet ilişkisini ya da bir insanın başka bir insanı tahakkümü altına almasını kınar” gibi ’süslü’ laflarla emekçilerin ruhlarına gül takdim edilirken, sınıfları ortadan kaldıran genel bir “insan” soyutlaması üzerinden sosyalizme koca bir çizik çekilmektedir. Liberal reformizm manifestosunun 9. maddesinde geçen
“siyasi parti temsiliyetleri ve ya askeri örgütler foruma katılamaz. Bu tüzüğü kabul eden devlet liderleri ve ya parlamento üyeleri kişisel kapasitelerinde katılmak üzere foruma davet edilebilir” ilkesizliği ile de, sistem karşıtı mücadelede salt bir “başka dünya” ile yetinmeyen, onun adını sosyalizm olarak koyan ve buna uygun olarak silahlı mücadele yürüten devrimci yapıların önü kesilmektedir. Bu tam da bir orta sınıf tutumudur ve orta sınıflardan da bundan başka bir “çözüm” çıkmaz, çıkamaz… Buna uygun olarak, DSF’na katıldığı günün akşamında, emperyalist tekel yöneticilerinin toplandığı Dünya Ekonomik Forum’una giden
Lula gibileri buyur edilmektedir. Çevrecisinden feministine, otonomundan pasifistine, liberalinden troçkistine kadar geniş bir “renk cümbüşü”nü biraraya getiren DSF kendisini, “yatay” (hiyerarşik olmayan) bir “süreç” (organ değil) olarak nitelendiriyor. Ancak, ar damarı çatlayanların yüzsüzlüğüyle yaratılan bu manipülasyonun aksine, kararlar, emperyalist yönetimlerce fonlanan YTH’ler tarafından alınıyor. DSF’na katılamayarak dışında kalan geniş emekçi kitlelerin de liberal reformizmin bataklığına çekilerek ‘uyuşturulması’ için ikinci DSF’da alınan karar gereği, 2002 yılından bu yana kıta forumlarıda düzenleniyor. Sınıfsal uçlaşmanın dünyanın dört bir yanında büyüterek biriktirdiği emekçilerin patlama dinamiklerine ’su sıkmak’ için…
Ufuk Çizgisi, sayı:27, 1 Aralık 2005