Komün'den 135 yıl sonra kapitalizmin sömürü ocaklarında

GÜNCEL
Cumartesi, 14 Ocak 2006 (20 yıl 9 ay önce)

Romanya'da bir madende sabaha karşı meydana gelen patlamada 7 çocuk öldü, 5'i ise yaralandı.

Proletaryanın ilk devleti olan Paris Komünü çocukların ve kadınların hem ağır işlerde, hem de gece çalışmalarını yasaklamıştı. Bundan tam 135 yıl önce yapılmıştı bu uygulama. Sosyalist Sovyetler Birliği de devam ettirmişti bu uygulamayı.

Romanya'daki o kömür madeninde tam 544 çocuk çalıştırılıyor. Patlama ise yerel saate göre 5:30'da gerçekleşti. Ve sabaha karşı 5:30'da gerçekleşen patlamada 7 çocuk işçi öldü. Aynı Romanya'da geçen yıl benzer bir kazada 5 çocuk işçi katledilmişti.

Romanya gibi kapitalizmin hüküm sürdüğü Türkiye'de de Zonguldak'ın kaçak maden ocaklarında çalıştırılan kaçak köle çocuklar, Romanyalı kardeşleriyle aynı “kaderi” paylaşıyor, Çin'de de... Komün'den tam 135 yıl sonra çocuklar maden ocaklarında hala katlediliyor.

Sınıflı toplum devam ettiği sürece insanlık teknolojik olarak ilerlese de bu ilerlemeden ezilen sınıflar ve halklar yararlanamaz. Onlar barbarlık koşullarında çalıştırılır ve yaşatılır.

Geçmişteki geleceğimiz..


4 Mart 1992 sabahı... Hava ağarmıyor Kozlu'da. yeraltında ezilen, katledilen yüzlerce madencinin ahları göğe vurmuş. Maden ocakları yanıyor, aile ocakları yanıyor. Kesif duman kokusu ve kül. Gönüllü madenci birlikleri sınıf kardeşlerinin cesetlerini çıkarıyor ocaktan bir bir. Kuyuların başında 500-600 kişilik gruplar, toplanmış bekliyorlar ölülerini. Kimi zaman bir ağıt yükseliyor aralarından. Kendini oradan oraya atan bir kadın... Acı burgaçlanıyor. Sonra yine ağır bir susku. “Kaç grizu içerisinden çıkıp geldi bizimki, gelir yine... Aşağıda yaralılar da varmış diyorlar...”, “Cesedini alayım bari, yüzünü göstersin bana...” Kalabalığın içinde onlarca polis. Kulak kabartıyor her ağıda, her fısıltıya, her kümeleniş bir tehlike işareti devlet için. Bir polis helikopteri leş kargası gibi dolaşıyor acının üzerinde. Uzun uzun videoya alıyor halkı. Bekleşen işçi ve yakınlarının önüne jandarma yığınak yapıyor durmadan. Mengen jandarmaları! Dün Mengen'de işçi ücretinin ucuzluğunu savunmuşlardı. Şimdi işçi hayatının ucuzluğunu savunuyorlar. Ölümün, acının, dehşetin bekçiliğini yapıyor devlet.

5 Mart sabahı...Ölülerimiz geri gelmeyecek. Umut ağır ağır uzaklaşıyor, kuyu başında bekleşen işçi ve yakınlarından. Burjuva basınında “ansiklopedik” bilgiler. Grizu nedir? “Boşluklarda biriken metan gazıyla...” Kimi kandırıyorlar? Acılı nutuklar atarak şatafatlı cenaze törenleri ile, sahte bağış kampanyalarıyla, hasta ziyaretleri ile örtbaş edebilirler mi hiç? Grizu kapitalizmin işçi öğüten dişlilerinden biridir. En yüksek karın daha çoğunu, daha çoğunu isteyen, en küçük bir güvenlik önlemini karlarından çalınmış sayan, kitlelere yaydığı işsizlik vebası sayesinde işçinin ölüsünü dirisini hesap etmeyen, kapitalizm? Susku yerini öfkeye bırakıyor yavaş yavaş, dalgalanmalar başlıyor bekleyenlerde, kümelenişler artıyor. Ölümün bekçileride boş durmuyor bu arada. Polisler, işçi yakınlarının giderek yükselen tepkisini devrimci demokrat basına yükseltiyor: “Onların niyetleri belli sizin acınızdan istifade etmeye geliyorlar buraya” diyor bir polis amiri. Bir ölçüde başarılıda oluyor. Sonrasında, “Ocak her an çökebilir” yalanı ile kitleyi dağıtıyor ve kapılara yığınak yapıyor polis. Acıyı, öfkeyi, tepkiyi bastırabilecekler mi bir kez daha?

Geçmişteki geleceğimiz Kozlu mu olacak, yoksa Paris Komünü mü?

Kadınlar bekleşiyor bu akşam
Kadınlar bekleşiyor bu akşam maden ocağının başında,
dehşetten kalpleri ha durdu ha duracak,
kirli gözyüzünde hortlaklar gibi bakan
çarklara dikmişler gözlerini
altında esir hayatı yaşanan
ölü sessizliğindeki çarklara,
kaderin sessiz çarklarına.
Fırtınadan kaçıp sığınmış koyunlar gibi toplanmışlar
küme küme
dururlar kımıldamadan,
dururlar sessiz soluksuz.
Ayaklar altındaki kuyularda az önce,
kayalıklar arasındaki kömür damarlarında
yanan ve parlayan gaz birdenbire
ölüm şaçtı dört bir yana.
Gece, kapkara gece soğuk
Yağmur yağıyor sis içinde.
Atkıları, üstleri başları sırılsıklam
çukur sıska yanakları mosmor
kadınlar bekleşiyor.
Bir mucize kurtarır onları kurtarsa kurtarsa,
böyle geldiydi kadınlara haber.
Ama kadınlar dönmeyecekler yuvalarına
kadınlar ocaklarının başına dönmeyecekler.
Bekleyecekler şafak sökene dek,
başlayıncaya dek dönmeye çarklar yeniden,
getirilinceye dek sedyeler içinde buraya
sevdikleri, bağlandıkları erkekleri,
güçlü, yumuşak, güzel erkekleri
buraya getirilinceye dek bekleyecekler.
Saatinden tanıyacaklar kimini,
kimini bir düğmeden,
kimini bir sezgiyle sadece.
Ve üç gün sonra bütün bu ölüler
hep birlikte gömülecekler büyük bir çukura.
Sevgilerini ve üzüntülerini gönderecek kral hazretleri.
O milletvekili de orada olacak,
hani şu bilinen kişi,
son grevde, madencilerin karşısına asker çıkaralım diyen
görünecek çok kederliymiş gibi,
parlak kara şapkası ışıldayacak başında,
gidecek cenazenin arkasından ağır ağır
şık iskarpinli ayakları.
Ocağın sahibi de orada olacak,
o herif ki belki yüz kere
demişti, anam avradım olsun
madencilere at etti yedirmezsem.
Papaz efendi de orada olacak.
Çocukların nafakası ile fare besleyen papaz efendi,
dua edecek ağlamaklı ağlamaklı,
yüreklerini parça parça edecek sevdiklerini yitirenlerin,
basa basa sözcüklerin üzerine
palavralar sıkacak papaz efendi.
Sayıp dökecek tehlikelerini maden ocağının,
ve madencilerin değerini sayıp dökecek ve yiğitliğini.
Ve bütün gazeteciler,
zehirlemek için kamuyu,
mürekkep harcamışlardı hani denizler dolusu,

“endüstrinin yıkıcılarına” veryansın etmişlerdi hani,
kimbilir şimdi ne acıklı öyküler döktürecekler.
Ve halk üzülecek:
“Ne acı” diyecek, “Ne acı”.
Unutulacak ama herşey haftasına varmadan
Ve milletvekili,
Ve maden ocağı sahibi,
Ve papaz efendi,
Ve gazeteler,
Ve beyni yıkanmış kamu,
devam edecekler zehirlerini, kinlerine depo etmeye,
gelecek ilk büyük madenci grevinde boşaltmak için.
Bu akşam kadınlar maden ocağının başında bekleşe dursun
tanrı bile görmüyor, tanrı bile,
ikiyüzlülüğünü ve utancını bu oyunun.

Joe Corrie