Cumartesi, 14 Ocak 2006 (20 yıl 9 ay önce)
Murat Yetkin, “Kuş gribinden doğalgaza.. Ankara şeffaflığı öğreniyor mu?” başlıklı yazısında (Radikal, 7 Ocak 2006), kuş gribi ve doğalgaz sorunlarında, son derece gecikmeli ve “iş işten geçince” de olsa, bakanların “gerçeği” açıklamalarını, “devletin şeffaflaşması” olarak değerlendiriyor:
“Belki kısa dönemde yanlış yapan bazı idarecilerin yanlışlarının, ya da politika yanlışlarının ortaya dökülmesine yol açar. Ama bu bile, halkın idareye güvenini ve daha geniş planda aidiyet duygusunu, sahiplenme duygusunu artırır. Bu şeffaf yönetim demektir. Şeffaf yönetim, yolsuzluklarla savaşta en etkili silahtır. Şeffaflığı içine sindiremeyen bir yönetimin, yolsuzluklarla etkin bir savaş vermekten söz etmesi, dolayısıyla yatırım ortamını iyileştirmekten, dolayısıyla daha çok istihdam üretme siyasetinden söz etmesi inandırıcı olmaz. Yapılan yanlışlardan özür dileyen, ayrıntılı açıklamalarda bulunan siyasetçilerin, bunu iş işten geçtikten sonra yapsalar bile ortaya çıkmaya başlaması, acaba şeffaflık dersinin alındığına dair bir işaret sayılabilir mi? Yoksa bu da bir hayal mi?”
Ne “işaret”, ne de “hayal”. İşçi sınıfı ve emekçileri, “devletin şeffaflaşması” ekseninde “olacak mı, olmayacak mı; olsun mu, olmasın mı; işaret mi, hayal mi?” ikilemine kıstırdıktan sonra; bu eksenin kuyruğuna takmak hedefleniyor. “Şeffaflaşma”nın, “devletin gerçekleri açıklaması” olduğu demagojisinin, işçi ve emekçilerin kendiliğinden bilincindeki, ekonomik-siyasal özdeneyimleriyle belli bir aşınıma uğramış olsa da, devlete bağımlılık zemininde “iş göreceği”ni hesap ediyorlar.
Devlete bağımlılığından kendiliğinden özgürleşmesi olanaksız olan ve fakat aynı zamanda, özdeneyimleri ile devletin üzerlerindeki terör ve baskısına, bürokratik kastlaşma ve dışlamasına, sonsuz yalan dolanına, asalaklığına tepki duyan işçi ve emekçileri, tam da bu yakıcı fakat sınıf bilincinden uzak ihtiyaçlarından yakalayarak; emperyalist ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin stratejik politikası olan “devletin yeniden yapılandırılması” doğrultusunda hizalamaya çalışıyorlar: IMF, Dünya Bankası, AB “Uyum Paketi” düzenlemelerinde başa yazılan “devletin şeffaflaşması”, burjuva devlet ile tekelci sermayenin bir üst düzeyde kaynaşması, devletin tümüyle tekelleşmesi, tekellerin devletleşmesini hedefliyor. Bu dönüşüm sürecinde “şeffaflık”, devletin emperyalist ve işbirlikçi tekelci sermayenin sınıfsal çıkarları doğrultusunda tümüyle “şeffaf” olmasıdır; azami kar “gerçeği”nden başka bir gerçek tanımaması, yok ve yük saymasıdır.
İşçi sınıfı ve emekçiler için “devletin şeffaflaşması” ise, buna tamamen karşıt bir yönde gelişmektedir. “Sosyal devlet” demagojisine zemin oluşturan kamusal alanın devlet tarafından bir bütün olarak tasfiye edilip özelleştirilmesi, azami kar alanına dönüştürülmesi; IMF, DB, AB dayatmaları ve bunların yine devlet eliyle zorla yaşama geçirilmesi vb. ile derinleşen sınıfsal kutuplaşma; bir yanda tüm zenginliklerin ve sefaatin, diğer yanda tüm yoksulluk, özgürlük yoksunluğu ve sefaletin birikmesinin alabildiğine yoğunlaşması... Krizlerin, doğal felaketlerin (deprem, kuş gribi vb.) devlet eliyle emekçi halka fatura edilmesi...
Depremde, onbinlerce emekçi enkaz altındayken, bunu fırsat bilip, mezarda emeklilik yasasını çıkarmasını unuttuysak eğer (!), kuş gribi salgını sırasında Devlet Bakanı Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in yaptıklarına bakalım: Salgından çocuklarımız ölmeye başladığı sırada, Çiçek, salgının ölüm getirdiğini, önlem alınmasını isteyenleri, “işgüzarlık” ile suçlayacaktı. Gerçek gizlenemez hale gelince de “özür” dileyecek; özrü kabahatinden beter olacaktı: “Tavuk ihracatımız zarar görmesin diye öyle söyledim.” Sektörün azami karları ile emekçi halkın sağlığı arasındaki uzlaşmaz çelişkide, devlet tümüyle “şeffaflaşmıştı.”
Sınıf bilinçli işçiler, “şeffaf devlet” demagojisinin kuyruğuna takılmak bir yana, burjuva devletin, burjuvazinin sınıf diktatörlüğü olduğu ve asli görevinin, işçi sınıfı ve emekçileri ezmek olduğunu bilirler. Onu paramparça ederek yıkmaktan öte hiçbir yolun, emekçilere özgürlüğe çıkmayacağını da: Proletarya diktatörlüğünün, tepeledikleri sömürücü sınıfları amansızca ezme ve sosyalizmi kurma yolunda, işçi sınıfının devleti olacağını...