Ateşten yükselen kadın çığlıkları

Üzerlerine benzin dökülerek yakılıyor, asılarak, kurşun sıkılarak, arabanın altına atılarak 'kaza'larla öldürülüyor kadınlarımız

KADIN
Pazar, 3 Şubat 2008 (18 yıl 8 ay önce)

Ufuk Çizgisi, Sayı: 76

Hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
Açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
Orda herkes kendi payına düşen
Bir yangınla karşılaşacak
Ve görülecek
Kaç kadın ezilmiş ayak altında
O canavar evlerin
Hicri İzgören


Hakkari'nin 30 kilometre kuzeyinde Qela Maran, yani Yılanların Kalesi denilen bir harabe var. Dik bir dağın sarp kayalıklarına bu kalenin kaç bin yıl önce yapıldığı bilinmiyor.

Söylenceye göre Yılanların Kalesi’nde zamanında zengin bir bey yaşarmış. Bu beyin, dillere destan çok güzel bir eşi varmış. Bey bir hastalığa yakalanmış. Bir parmağı incelmeye başlamış. Ne kadar hekime gitmiş, kaç ilaç kullanmışsa fayda etmemiş. Sonunda bir bilgeye gitmiş. Bilge, beye, güzel karısının aslında kılık değiştirmiş bir yılan, parmağını o hale getirenin de o olduğunu söylemiş. Bunu kanıtla demiş bey. Bilge, eşine farkettirmeden akşam çok tuzlu bir kebap yap; kalede bir damla su bırakma demiş. Tuzlu kebaplar yendikten sonra o gece uyumamış bey. Her şeyden habersiz güzel kadın, gecenin bir yarısı susamış, kalkmış yatağından. Kalede su bulamayınca kalenin penceresinden bir yılan gibi süzülmüş, kayaların üstünden aşağıdaki dereye inmiş, su içip çıkmış yukarı. Bey, sonraki gün tekrar bilgeye ne yapmam gerek diye sormuş. Öldüreceksin demiş; son defa bağırmasına, sesinin duyulmasına izin vermeden tandıra atarak öldüreceksin. Bey kollamış tandır gününü. Kadın tandır başına gidince, bey arkadan yanaşıp tekmeyi vurmuş, atmış tandıra. Ne var ki kadın düşerken ateşe, basmış çığlığı. Bu sesi duyan çevredeki yılanlar hemen yardımına koşmuş kadının. Kaleyi sarmış, beyle birlikte içerdeki bütün askerlerini öldürmüş yılanlar. Kale o günden beri Yılanların Kalesi olmuş.

Efsane değil, gerçek


Bu çığlık, Zağroslar‘ı aşarak bütün dünyaya yayılmadan önce Kürt ovalarından geçip gitti. İşte o ovalardan birinde, kadınlarının yüzde kırkdördünün hala okuma yazma bilmediği ovalardan birinde, Qela Maran’da yakılan kadının çığlığının duyulabileceği kadar yakın bir mesafede, birkaç bin yıl sonra aynı ses yükseldi tandırdan. Hayır, bu masal değil. Zamanımızın bir gerçeği.

Van‘ın Muradiye İlçesi, Kandahar Mahallesi‘nde, 2007 yılının 30 Kasım günü bir cinayet işlendi. "Bir kadın tandırda yanarak can verdi" diyordu gazeteler!

Ama bu bir kaza değildi. Gülten Ayaz tandıra kayınbiraderinin tekmesiyle düşmüştü. Derin bir kuyuda yanan ateşin başındaki genç bir çiçeğe sırtından tekme atmanın o ölümcül hazzını, bu kıyıcılığı, bu derin dondurucu mantığı anlamak zor. Düşünüyorum... Düş sınırlarımı aşıyor bu.

Katil Hasan, eşi Neriman ve Gülten’in kocasıyla birlikte cinayeti planlamışlardı. Neden? Bir koca eşini neden tandırda yakar? Bir adam yengesini ateşe atan son tekmeyi neden atar? Katil, iki hafta sonra cinayeti birlikte planladığı eşini de öldürmeye kalkıştı, yaraladı. Neriman iki hafta sonra silahla neden yaralandı? Belki de kadın vicdanı hareketlenmiştir. Bilemiyorum… Bu "neden"ler üzerine çok şey söylenebilir. Ne ki hiçbir söz, insan olarak suskunluğumuzu açıklayamaz. Tandırdan yükselen ve ar damarımızla birlikte bütün ruhumuzu baştan aşağı yaran o çığlık bile havada kaybolup gidiyorsa... Sözün bittiği yer burası olsa gerek.

Tandırda yaralı bir ceren


Daha 17’sine girmeden zorla evlendirilen, iki çocuk annesi Gülten Ayaz’ı düşünüyorum. 20’sinde dehşet bir cinayetle katledilen kadını... Bu küçücük yaralı ceren sırtından tekmelenip ateşe düştüğünde "ay xwede, ay daye!" diye bağırsa da ne tanrı ne annesi duydu onun bu son çığlığını. Gülten’in çığlığını duyan olmadı. Çevrede yardımına koşan yılan da yoktu. Orda herkes kendi payına düşen bir yangınla boğuşuyordu. Ama orman yanarken kendi ağacını kurtaramaz kimse. Birkaç bin yıl önce olduğu gibi günümüzün bilgesi de hala "hastalığın nedeni yılan kılığına girmiş kadındır" diyor, kadını sırtından tekmeleyen katile. "Son çığlığı duyulmadan yakın onu" diyor. Gazeteler de kaza dedi zaten; Gülten’in son çığlığı duyulmasın diye.

Duyulmadı. "Ruhu bile duymadı kimsenin" derler ya... Asıl ruhların duyması, ruhların kanaması gerekirken, kulakları bile duymadı kimsenin. Gültenler ölüyor, Ayşeler, Berfinler ölüyor... Batman’da, Diyarbakır’da, Dohuk’ta, Süleymaniye’de her gün kadınlar ölüyor; yanarak, boğularak, kurşunlanarak. Üstelik ruhları vahşice alınan kadınların cesetleri bile gömülmüyor. Ah ne denli acımasız bir dünyada, ne denli vicdansız bir zamanda yaşıyoruz ki Gülten gibi aynı kaderi paylaşan yüzlerce kadının ateşten yükselen çığlıklarını duymuyoruz.

Neden durmaz kadın kıyımları?


Ondört yaşında taşlanarak öldürülen çocuktan yükselen çığlığı duymayan tanrının adına ya da namus adına, töre adına, her ne pislik adına ise işte, her yıl binlerce kadının katledildiği modern kapitalist dünyada bu kadın kıyımı neden duyulmuyor; neden duyurulmak istenmiyor? Cinayetlerin üstündeki -töre, namus, din, cinnet, aşk- örtülerini kaldırdığımızda altından fışkıran toplumsal ezme ezilme ilişkisi olmasın sakın bunun nedeni. O erkeğe o tekmeyi atma hakkını veren düzenin toplumsal ezme-ezilme ilişkisidir; tekmeyi atan o erkeği de tekmeleme hakkını kendine tanıyan bir düzenin varlığıdır tüm bu vahşetin müsebbibi.

Bir su damlası güzelliğindeki gencecik bir insanı yok eden insanın, öldürürken geçirdiği o şiddetli hazzı kazıdığımızda, altında, kişiliği paramparça edilmiş özel mülkiyet dünyasının ezilmiş, aşağılanmış insanı çıkar. Kadınla birlikte kendisini de ezen toplumsal baskı ve sömürü ilişkilerine karşı gel(e)meyen, ruh çürümesinin en iğrenç kuytuluklarında sürünen insanı. Gültenler duyulmuyorsa, ruhları kanatmıyorsa ateşten yükselen bu çığlıklar, bunun nedeni tam da modern kapitalist bireyin bu ruh çürümesine yakalanmış olması değil midir? Tekmeyi atanla onu izleyenleri aynı duygusuz sessizlikte buluşturan bu aynı hastalık değil midir?

Kendi ezilmişliğini biçen erkek


Kadınlarımız üzerlerine benzin dökülerek yakılıyor... Kadınlarımız asılarak, kurşun sıkılarak, arabanın altına atılarak "kaza"larla öldürülüyor. Kadınlarımız “intihar” ederek öldürülüyor. Kadınlarımız tandıra atılarak yakılıyor... Cehennemin bundan başka adresi yoktur. "Ah ey büyük bir cürmün günahsız şehidi!" Ey emekçi kadın! Ne korkuyorsun hala?! Binlerce yıldır toprağa ektiğin kadın çığlıklarıyla kendi ezilmişliğinden başka bir şey biçmeyen ey erkek!..