Faşist katil Mehmet Ali Ağca, İtalya tarafından Türkiye'ye iade edildikten sonra delilik rolüne uygun bir beyanda bulunmuştu: “Vatikan bana katolik olmam için kardinallik teklif etti. Ama ben Vatikan'da kral olmaktansa, Afrika maymun olurum...”
Ağca ne Vatikan'da kral ne de Afrika'da maymun olabilirdi, ama onca faşist katliamın tetikçiliğini yaptığı Türkiye'de yıldırım hızıyla serbest bırakılarak aynı anda hem “kral” hem de medya maymunu olmayı başardı yine... Faşistler “Türkiye faşist katilleriyle gurur duyuyor” gösterileri düzenlerken, liberaller de buna karşılık “Türkiye Ağcasının serbest bırakılmasından utanıyor” tarzı “toplu utanma ve vızıldanma eylemleri” yapıyorlar.
Ağca'nın yıldırım hızıyla, “bağımsız yargı” yutturmacalarıyla alay edercesine, Şemdinli sonrası gelişmelere meydan okurcasına ve provokatif bir tarzda serbest bırakılmasında, AB'den derin pazarlıklarla teslim alınan bu tetikçinin, “dengesiz” tutumlarını Türkiye'de tutulduğu cezaevinde de sürdürmesinin, her mahkemesinde “konuşurum ha!” tehditlerinde bulunmasının bir rolü olmuştur kuşkusuz. MGK ve TSK'da yeniden düzenlemelerin gündemde olduğu, Şemdinli'den sonra kontrgerilla tartışmalarının kıyısından köşesinden yeniden gündeme geldiği bir süreçte, Ağca gibi sayısız faşist katil yetiştiren ve kullanan devlet ve kontrgerillası, Ağca'yı özel olarak kontrol ve koruma altına almakta yarar görmüş olmalıdır.
Ancak Ağca'nın serbest bırakılmasından sonra, faşistler ile neoliberaller arasındaki tartışmaların boyutlarına ve karşılıklı imalarına bakıldığında, Ağca gibilerin “kralı ve maymunu” olduğu bir hesaplaşmanın yeni bir boyut kazanarak sürdüğünü, ve yanısıra da Susurluk benzeri bir kamuoyu mühendisliğinin ve manipulasyonunun yürütüldüğünü farketmek zor değildir.
Susurluk'a karşı geniş kitlelerin tepkisi, hem Susurluk'taki devlet ve kontrgerillasının üzeri örtülerek hem de kitlelerin tepkisi hükümetteki Refah partisini indirmeye ve Kürt halkına karşı şovenizmi körüklemede bir kamuoyu mühendisliğine konu olarak, yeniden yapılandırmanın bir aracı haline getirilmişti. MGK'nın Susurluk manevrasında, bir çok liberal “sivil toplum” organizasyonu da – sonradan bazılarının itiraf ettikleri gibi- kitle tepkisini MGK'nın ve kontrgerillasının pozisyonunu güçlendirmeye çanak tutacak tarzda hareket etmişler, kitle tepkisinin rejim sınırları içerisinde tutulup manipule edilmesinde görev üstlenmişlerdi.
Bugün bir kez daha benzer bir kamuoyu operasyonu, devlet içindeki “bir takım karanlık güç odaklarını” ima ederek fakat tabii ki, devletin, TSK'nın, polisin, MİT'in, JİTEM'in, Özel Harp Dairesi'nin adını anmayıp çevresinden dolaşarak yürütülmek istenmektedir. İlginç olan bunun, TÜSİAD ve TSK'nın ABD emperyalizminin Irak, İran ve Suriye konusundaki yönergelerine daha açıktan entegre olmanın hazırlık ve pazarlığını yürüttüğü ve bununla bağlantılı olarak AKP hükümetinde ve yanı sıra Kürt sorununda bir operasyonal hareketliliğe girdiği bir sürece denk gelmesidir.
Kontrgerilla ve onun kökleri, devlet ve TSK'nın Kürt sorununda yürüttüğü destabilizasyon operasyonları çerçevesindeki, Şemdinli olayları ile yeniden gündeme taşınmıştır. Şemdinli'de Kürt halkı tarafından suçüstü yakalanan devlet, TSK ve kontrgerillası, beklemediği ölçüde diri bir antifaşist direnç ve dinamiklerle karşılaşmış, durumu “yeniden değerlendirmek” zorunda kalmıştır. Bu arada bir takım emekli or ve kor generallerden Denktaş'a kadar bir dizi kontrgerilla artığı, kitaplar yayınlayarak ya da medyada geniş yer verilen dizi ve demeçlerle kontrgerillayı “kurtuluş savaşı” ile kodlayıp aklamaya ve yasallaştırmaya çalışan, kontrgerilla konusunda ucundan kıyısından vızıldanan liberaller dahil rahatsızlık belirten ya da devleti işaret eden herkesi “iftiracı ve vatan haini” olmakla suçlayan “derin açıklamalar”da bulunmaya başlamıştır.
Ağca'nın 29 Aralık MGK ve MGK'nın isteğiyle Başbakanlık bünyesinde oluşturulan Terörle Mücadele Üst Kurulu'nun 5 Ocak'taki toplantısının ardından bırakılması bir raslantı olmasa gerek. Bu, “terörle mücadele” adı altında yeniden ve yeni bir temelde canlandırılan kontrgerillanın bir tür meydan okuması ve kontrgerillanın aklanması ve serbestleşmesi operasyonunun bir parçası olarak okunabilir. Nitekim, Ağca'nın bırakılmasıyla, liberallerin yargı ve hükümetin yanısıra rejime teğet geçen vızıldanmalarını arttırmaları üzerine, TSK emekli generaller üzerinden yürüttüğü kontrgerillayı aklama mesajlarının yetersiz kaldığını düşünmüş olmalı ki, bizzat sopasını kaldırmıştır.
Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği’nce 16 Ocak'ta yapılan açıklamada, geçmişte zaman zaman gündeme getirilen "Kontrgerilla", "Gladio", "Derin Devlet" gibi kavramların, son günlerde Özel Harp Teşkilatı’yla irtibatlandırılması gayretlerinin arttığının “dikkati çektiği” belirtilerek, bu gibi “Suçlayıcı ve amacını aşmış yazı ve yorumların bu birime zarar verdiği... Bilgi eksikliğinden kaynaklandığı değerlendirilen bu gibi suçlayıcı ve amacını aşmış yazı ve yorumların, Türkiye’nin maruz kalabileceği bir saldırıda mütecavize karşı çok hassas görevler icra etmek üzere Soğuk Harp döneminde teşkil edilmiş ve diğer birçok ülkede de benzeri bulunan bu birime zarar verdiği ve vatan savunması hazırlıklarında zafiyete sebep olduğu" gibisinden sopa sallanıyor. “Tamamıyla yetkili makamların onayı ile teşkil edilen, ilgili yasal mevzuat ve emir komuta disiplini içinde Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak görev yapan Özel Kuvvetler Komutanlığı adının, bu tartışmalara karıştırılmasından üzüntü ve endişe duyulmakta, bu tür tartışmaların, resmi, yasal ve ülke güvenliği için çok gerekli olan birimimizi haksız ithamlarla yıpratacak seviyeye tırmandırılmasının gereğine inanılmaktadır" deniyor.
Bu Genelkurmay'ın Şemdinli katillerini “iyi çocuklar, bizim çocuklar, görevlerini yapıyorlar” diye sahiplenmesinden sonra Ağca'yı da, kontrgerillayı da resmen sahiplendiğinin göstergesidir. Dahası “N'olmuş yani, kontrgerilla benim, sıkıysa bir laf daha söyleyin” pervasızlığıdır.
Bu gelişmeler Genelkurmay'ın Şemdinli'nin rövanşına hazırlandığını ve yığınak yaptığını da göstermektedir. Nitekim, Başbankanlıktaki “Terör Zirvesi”nde generallerin hükümeti “Terörle Mücadele Yasası niye gecikti? Liberallerin 301. madde konusundaki vızıldanmalarına niye prim veriliyor? Baharla birlikte terör olaylarının tırmanacağı konusunda duyumlarımız var. Yasa bir an önce çıkmalı ve 301. maddenin düşünce özgürlüğü konusunda düzenlenmesi, PKK'nın siyasallaşmasının önünü açmamalı” diye sıkıştırdığı biliniyor.
Tüm bunlar işbirlikçi burjuvazinin ABD emperyalizmi ve İsrail yörüngesinde askeri yayılmacılığın hazırlığını ve pazarlığını yürüttüğü bir süreçte, evinin içini de buna uygun olarak yeniden düzenlemeye yöneldiğini, Kürt sorunu, yargı, Terörle Mücadele Yasası, hükümet gibi bir dizi konuda da bu çerçevede, kitleleri manipule edip altlık olarak kullanmaya çalışacakları bir güçler mücadelesinin de bununla iç içe yürüdüğünü gösteriyor. Ağca ise üzerinden bu güçler mücadelesi ve manipulasyonun, daha önemlisi ise yargıda, yasalarda vb. yeniden yapılanma hamlelerinin yürütüldüğü bir tetikçi ve tetikleyicidir olsa olsa.
Bu velvelede, Ağca “bağımsız yargı, hukuk-guguk devleti, demokratikleşme, şeffaflık, sivil toplumun gücü...” gibi demogojilerle yeniden cezaevine konulsa bile, bu, aradan geçirilen halk ve özgürlük düşmanı bir dizi yeni düzenlemenin kenar süsünden başka bir şey olmayacaktır. Kontrgerilla ve faşist katillerin, emperyalizme bağımlı kapitalizm ve devleti içindeki derin kökleriyle birlikte sökülmedikçe bir Ağca veya Şemdinli tetikçisi sözde cezalandırılır, yerine bin tanesi, yeni katliam ve provakasyon hazırlıkları gelir. İşçi sınıfı ve emekçi halklara karşı sermaye efendilerinin kanlı baskı makinası bütün azametiyle yerinde durdukça, esas sorunun kıyısından dolaşmaya çalışan tüm liberal vızıldanmaların menzili, Genelkurmay'ın sopasını kaldırmasına kadardır.
Bu kanlı aygıtın alaycı meydan okumasına, onun çizdiği sınırları tanımayan bir toplumsal ve siyasal bir güç tam karşıt bir sınıf ekseninden cevap verebilir ancak. Emekçilere Özgürlük mücadelesinin öncüsü işçi sınıfı, küçük küçük sarsıntıları ve provaları çoktan başlamış bahar aylarına kendi ekseninden müdahaleye hazırlanmalı ve Ağca gibi her olay temelinde bunun için eğitilmelidir.