Kurultay çalışmamızda ve hareketin bütününde karşı karşıya olunan en yakıcı sorun, kitleselleşme ve kitlelerin özneleşmesidir.
İç ve Dış Siyaseteki Isınmayla Birlikte Yakıcılaşan Sorun: Komünist Devrimci Siyasetin Kitleselleştirilmesi, Kitlelerin özneleşmesi
Devrimci ve komünist hareketin kitleler içerisindeki çalışmada şu anda karşı karşıya olduğu en temel ve yakıcı sorun, devrimci siyasetin kitleselleştirilmesi ve kitlelerin özneleşmesidir. Bu sorunun, derinlemesine çözüm gerektiren tarihsel boyutları bir yana sorunu somut ve yakıcı kılan işçi sınıfı ve emekçi kitle hareketinin yıllardır süregelen ve sürme eğilimi gösteren durgunluğudur.
Komünist ve devrimci örgütlerin kitle tabanı son derece daralmıştır. Devrimci kitleler olarak nitelendirilebilecek kitleler, yüzlerle, binlerle sınırlıdır. Bir çok yapının birlikte gerçekleştirdiği, çok sayıda demokratik kitle örgütünün katıldığı eylemlere katılanların sayısı yüzleri geçmemektedir. Şemdinli’de kontrgerilla suçüstü yakalanmasına karşın toplam sayının bini bulmadığı İstanbul’daki ilk eylemden sonra eylemler, güçlenen bir anti-faşist dalgaya çevrilemediği gibi hızla sönümlendi. Demokratik siyasal içerikli eylemlerde büyük bir düşüş olduğu gibi, çoğu basın açıklaması vb. ile büyük ölçüde yasallığa yaslanan biçimlere hapsoldu. Kimi örgütlerin küçük çaplı askersel eylemleri ekleyerek bu durumu aşma girişimi, temeldeki sağcılığı perdelemediği gibi, emekçi kitleleri mücadele içerisine çeken bir etki, siyasal ruhsal bir coşku da yaratmamaktadır. Komünist ve devrimci hareketin kitlelerle buluşması, devrimci siyasetin kitleselleştirilmesi ve kitlelerin özneleşmesi sorununu bugün daha da yakıcı kılan ise, siyaset zemininin yeni bir ısınma sürecine giriyor olmasıdır.
ABD emperyalizminin GOP planının yeni ataklarında, bölgesel aktör olma yönünde adımlar atan Türkiye burjuvazisi ve egemen siyaseti rolünü büyütüyor. Rejim krizinin ve yönetememe krizinin çözülemeyen sorunlarıyla birlikte girilen bu süreç, yeni denklemlerle birlikte sadece dış politikada bir dizi değişiklik ve sarsıntıya yol açmakla kalmayacak, iç politikada da tırmandırılan küçüklü büyüklü krizlerle daha boyutlu çalkantılara yol açacaktır. Her versiyonu farklı uygulamalara sahip olan, kitle manipülasyonunun da buna göre gerçekleştirileceği, yeni medya ve kontra provokasyonların, birlik çağrılarının bolca yer alacağı, emekçilerin yaşamına yıkım getirecek bu saldırgan plana yanıt vermek, ancak devrimci siyasetin kitleselleştirilmesi ve kitlelerin özneleşmesiyle mümkündür. Türkiye işbirlikçi burjuvazisi, dünya ve bölge dengelerine oturtulmuş, genişleme hedefli ekonomik, siyasal ve diplomatik düzeylerde sürdürülen ince ayarlı siyasetine askeri bir boyut da eklemenin pazarlık ve hazırlığı içerisindedir. Türkiye-ABD, Türkiye-İsrail arasında siyasal-askeri diplomasi trafiğinin son kesitte kazandığı hız kotarılmakta olanın yönünün ne olduğunu gösteriyor. ABD emperyalistlerine, İsrail siyonistlerine askeri lojistik oluşturmaktan, dostanelik adı altında pazarlanacak işgalciliğe uzanan bu yeni konseptin deşifrasyonu ve etkisizleştirilmesi, ancak, kitle manipülasyonuna da karşı koyan bir siyaset özneleşmesiyle olanaklıdır. Bu tabloya bütün olarak bakıldığında derinleşmiş bir doğru açıyı yakalama sorununun varlığı görülür.
İşçi sınıfı ve diğer emekçi sınıflarla, kitlelerin değişik kesimleriyle buluşma sorunu kuşkusuz güncel ve kesitsel çözümleri aşan, daha köklü ele alışları ve çözümlemeleri gerektiriyor. Bu noktada ilk akla gelecek teori ve program konuları, onların bugünkü dünya ve ülke gerçekliğine yanıt verecek ve çekim oluşturacak düzeyden üretimidir. Bu yönde atılmış ve atılacak her adım politikaları ve pratiğimizi daha sonuç alıcı kılar. Temele bunu yazsak dahi, sorun bundan da ibaret değildir. Ekonomik, toplumsal, siyasal koşullardaki değişimin sınıfların durumlarında, düşünce ve psikolojilerinde, algı ve davranışlarında yarattığı değişikliklerin çözümlenmesi de gereklidir. Bunlarla birleşik olarak, dikkat ve enerjimizi toplamamız ve yoğunlaştırmamız gereken bir diğer nokta, politikaların içeriklendirilmesi ve nasıl uygulandığıdır. Politikaların kitlelere götürülüşü ve kitleler tarafından nasıl algılanıp kavrandığı, bizim kitlelerle olduğu gibi kitlelerin de bizimle nasıl ilişki kurduğudur. Güncel çalışmalarımız içerisinde sorunun toplanıp düğümlendiği nokta burasıdır. Biz bu düğümü güç toplama taktiği ekseninde, Kurultay ve Kampanya çalışmalarımızla içerik kazandırarak çözmeye, sınıf mücadelesi koşullarını devrimci yönde değiştirmeye çalışıyoruz. Bu, bilinçsiz sürece bilinçli müdahalenin adımı oluyor ve bizi daha güçlü kılıyor. Bununla birlikte, kitlelerle yüzyüze olduğumuz bugün onları örgütlemekte yaşanılan sorun ve sürtünmeler, atılması gereken başka adımların varlığını da gösteriyor. Bu açıdan bu yazı bir parantez açmakla birlikte onun içini dolduracak olan çalışmaların yürütücüleri olacaktır. Sorunla karşı karşıya geldikleri yerde yaratıcı düşünüp yeni biçimler bularak…
Kitle hareketinin durgunluğu koşullarında, komünist devrimci siyasetle kitleler arasındaki açı farkının genişlediği koşullarda, sadece koşullara uygun doğru bir devrimci taktik belirlemek, politikanın doğru saptanmış olması yeterli olmaz. Gerek taktiğin, gerekse süreçte uygulanacak olan politikaların kendi bütünlüğüne ve güçlü bir iç örgüye sahip olmaları, uygulamada ayrıntılara doğru inmek de gereklidir. Bir taktik, hiç bir zaman, tek bir istem, tek bir eylem ve tek bir örgüt biçimiyle sınırlı olamaz. Süreç boyunca bir çok istemi, eylemi ve örgüt biçimini konusu haline getirir ve başarısı da birbirini izlemeler ve içiçe geçmelerle bunların arasında güçlü bir bağlantı ve iç örgü kurulmasına bağlıdır. Politikalar açısından bu, sadece taktiğe karşılık gelen temel bir politikanın kitlelere götürülmesini değil, o politikayla, kitlelerin kendi durumları arasında ilişki kurmalarını kolaylaştıracak bir dizi politikayla, ara istemlerle, ara hedeflendirmelerle birleştirilerek götürülmesini öngörür ve içerir. Ara istem ve hedeflendirmeler, kitlelerle ilişki kurmamızı ve temel politkaların da daha iyi anlaşılmasını sağlar. Kitleleri, temel politikalara yaklaştırır ve onları soyut görünümden çıkartır. Bu bağlantılar içerden ve iyi kurulduğunda en temel sloganları dahi anlaşılır kılabiliriz. Ki, neo-liberal saldırı ve yıkım politikaları, çok cepheli bir direniş ve karşı saldırıyı örgütlemeyi olanaklı kıldığı gibi, her bir cephedeki istemler de birbirini bütünleyici olacaktır. Emekçi sınıfların devrimci politika ve eyleme olan ilgilerinin azaldığı ve güçlü bir çekim oluşturulamayan bugünkü koşullarda, politika ve istemler örgüsünün doğru ve bütünsel kuruluşu kritik bir sorundur ve kitlelerin bilincini-düşünüş, algı ve psikolojilerini ve bunlardaki değişkenlikleri, çaresizlik ve boyun eğişi, bunlarla içiçe gelişen öfke ve tepki birikimini hesaba katmayan, bu konuda hassas barometrik ölçümler ve ince ayar yapmayan bir kitle çalışması başarıya ulaşamaz.
Sorunun örgüt ve mücadele biçimleri, çalışma tarz ve yöntemleriyle ilgili yanına gelince, bu noktada da düğümün çözümü kabaca, taktiğe uygun örgüt ve eylem biçimleri bulmaktan ibaret değildir. Dönem taktiğine denk düşen mücadele ve örgüt biçimlerine yaşam kazandıracak doğru yöntemler ve geçişi sağlayacak biçimler de bulabilmeliyiz. Dağılma ve bir iç çözülme yaşayan işçi sınıfı için çözümü hedefleyen Kurultay’ımız doğru araçtır. Kurultayı örgütlemek için KHK’lar doğru örgütsel biçimdir. Bununla birlikte ne Kurultay’ı kolaylıkla ve kısa yoldan örgütleyebiliriz ne de KHK’ları bir çırpıda kurabiliyoruz.
Zaman kaybına da yol açan bir zorlanmayla aşılan Kurultay’ın duyurulması yönündeki ajitasyon, bildiri ve broşür dağıtımları genişlemekle birlikte Kurultay’ı örgütleyeceğimiz -sonuçları kalıcı kılacak ve Kurultay sonrası için de belirleyici olacak- araçlar -KHK’lar- konusunda yeterli bir gelişim sağlanmış değildir. Sınıf ve sınıfın öncüleriyle bağlarımızın zayıflığı bir engelse de kitlelerin güven-özgüven, inanç kaybı, korku ve tedirginlikleri, neo-liberalizmin dağıtıcı ve çözücü etkisinin ortaya çıkarttığı bireysellik ve farklı -sınıfsal olmayan- aidiyet biçimlerine yönelme gibi etkenler belirleyici olmakta, yol almayı güçleştirmektedir. Çağrılarılarımız kitlelerin dikkat ve ilgisini çekse de onları örgütlemeye ve eyleme çekmeye yetmemektedir. Ağırlaşan sömürü, çalışma ve yaşam koşullarının kötüleşmesi, kitlelerin kendi durumları içerisindeki karşıtlığın devrimci yöndeki çözüm olanağını güçlendirecektir. Gelişmenin yönü budur. Verili durumda ise, hassas ve özenli bir yaklaşım gereklidir. Doğru bir sloganı ileri sürmek, nasıl kendi başına yeterli olmuyorsa, doğru bir örgütsel biçimi belirleyip kitlelere bu yönde çağrı yapmak da yeterli olmuyor. Kurultay çalışmamıza ilgi gösteren işçileri değişik yol ve yöntemlerle işlevlendirmeyi, işin şu ya da bu parçasına katılımlarını sağlamayı başarmalıyız. Kurultay bildiri ve broşürlerinin dağıtımı sırasında soru soran, telefonlarını veren işçilerle, bu amaçla, kurulacak ilişkiler iyi bir adım olabilir. Ya da gençlik kampanyasında çalışan öğrencilerin tanışma toplantısı… Sorun bu noktada, ara biçimler bulmakta, ara hedeflerin konulmasında, öncüleşme potansiyeli taşıyan unsurların hedeflerimiz yönünde, fakat onlara adım attırmayı da başaracak biçimde işlevlendirilmesindedir. Günümüzde kitlelerin örgütlenmesinde düğüm noktasını bu halkanın kurulması oluşturur. Örgütsel çalışmanın başarısı da büyük ölçüde buna bağlıdır.
Bütünleştirerek söylersek, taktiksel bir başarı, politikaların, örgüt ve eylem biçimlerinin her birinin kendi içerisinde ve birbirleriyle bağlantılandırılarak, güçlü bir iç örgünün kuruluşuna bağlıdır. Bunun için, düz ve doğrusal olmayan, esnek ve yaratıcı biçimler geliştirebilen bir uygulama ve taktiksel bir zeka gereklidir. Kitlelerin devrimcileştirilmesi, devrimci politikalar olmaksızın mümkün değildir fakat kitlelerle ilişki kurmanın doğru yöntem ve biçimleri bulunmaksızın da kitleler devrimcileştirilemez. Sorun oldukça ağır ve çözümü zor görünmekle birlikte, kitlelerle ilişki kuruşta yakalanacak ilk halka hiç de sıralı olmayan bir şekilde diğer halkaları yakalamayı kolaylaştıracaktır.
Kitlelerin, proletaryanın, emekçi sınıfların özneleşmesi de kapsamlı bir sorundur ve bir devrimin de sosyalist kuruluşun da en temel sorunlarından birisidir. Bugün ise, sadece kendi sorunlarına sahip çıkmanın, şu ya da bu istem için mücadele etmenin ötesinde bir anlama sahiptir ve bunların olabilmesinin, mücadeleyi süreklileştirmenin, birikimleri kalıcılaştırabilmenin de koşuludur. Emekçi kitlelerin mücadeleye atılmalarıyla güven ve özgüven kazanmaları, güven ve özgüven kazanmalarıyla mücadeleye ve daha üst mücadelere atılmaları arasında sorunun çözümünü güçleştirip ağırlaştıran bir çelişki, gerilimli bir diyalektik ilişki vardır. Emekçi sınıfların kaybettikleri bize ve kendilerine olan güvenlerini kazanmanın, korku ve tedirginliklerini yenmenin kilidi buradadır; bunun için, onları dışsal kılmayacak, kitlelerin gerçek istek ve özlemlerinin doğru tespitinin yanı sıra, küçüklü büyüklü atılacak her adımda katılımlarını sağlayıcı ve artırıcı, süreçte onları özneleştiren bir politika tarzı geliştirilmelidir.
Grev ve direnişlerin başarısızlığı ve sendikal çözülmeyle birlikte sınıfın iç rekabet ve dağılması artmış, güvensizlik, mücadeleye inançsızlık, beklentisizlik ve neo-liberalizmin paralize edici etkisiyle de birleşmiş olarak tercihlerde bireyselleşme, farklı aidiyet ve çözüm arayışları, düzen partilerine bel bağlama ön plana geçmiştir. Mücadele yönünde bir eğilim gösterdiklerinde dahi bu koşulsuz ve tüm gövdesiyle bir katılım olmamakta, katılımını sınırlandıran, iradesini kolektifin iradesine gönülülükle ve tümüyle tabi kılmayan seçici bir tutum ve davranış gösterilmektedir. İşini kaybetme ve diğer korkular da buna eklenmektedir. Bu seçici tercih ve sınırlı katılım ancak esnek yaklaşımlarla, derin ve inandırıcı ikna süreciyle ve mücadele içerisinde kazanılacak özgüvenle aşılacaktır. İşçi sınıfının ve bütün emekçilerin bize olan güvensizliği kendilerine olan güvensizlikle -özgüvensizlikle- içiçedir. Komünüst ve devrimci politikalara ilgiyi azaltmakta ve devrimci etkiyi zayıflatmaktadır.
Kuşkusuz, işçi sınıfına ve emekçi kitlelerin bütününe güven ve özgüven kazandıracak olan mücadeledir. İşçilerin kendilerini bir sınıf olarak görmeleri de mücadele içerisinde olacaktır. Bu gerçekleştikçe de işçi sınıfının daha üst mücadelelere geçişine de tanık olacağız. Bununla birlikte, bugün kitleleri mücadeleye çekici adımların da sorunu çözecek bir perspektifle atılması, politikalarımızın kitlelere götürülmesinde, benimseme ve sahiplenmelerinde, güven-özgüven kırılmasını aşacak özneleştirici yöntemleri bulmayı başarmalıyız. Kitlelerle ilşki kurabilmemiz, kaynaşıp bütünleşebilmemiz buna bağlıdır. Onlara dışsal gelmeyecek, her adımda kendilerini daha çok bir parçası olarak ve giderek sorunun sahibi olarak hissedecekleri bir ilişki biçimimiz, çalışma tarzımız olmalıdır. Kitlelerle ilişkilerimiz, iknaya dayalı ve sabırlı, yanılgıları temelinde öğretmeye ve öğrenmeye açık, eleştirel ve özeleştirel, onları daha çok konuşmaya teşvik edici, karar süreçlerine katıcı, yeri geldiğinde sarsıcı bir ilişki olmalıdır. Kitlelerin bize nasıl baktıklarını, politikalarımız hakkında ne düşündüklerini, duruşumuz ve davranışımızla ilgili görüşlerini öğrenmeliyiz. Yaşam tarzmız sınıf değerleriyle çelişmemelidir.Komünist öncünün politika ve taktiklerini kitlelere götürüşüyle, kitlelere maledilişi sürecinde katılımlarını artırıp dolaysızlaştırarak aşağıdan bir inisiyatifin geliştirilmesi birleştirilmelidir.
Bu, kabaca biçim dayatmamayı, esnek biçim ve yöntemler bulabilmeyi, politika ve yöntemlerimiz ikna edici olamıyorsa bunun nedenleri üzerine düşünmeyi ve yeni yöntem ve biçimler bulabilmeyi gerektirir. Propaganda ajitasyonu nasıl içeriklendirdiğimiz, çağrı biçimlerimiz de ne kadar etkili oldukları ya da olamadıkları yönlerinden gözden geçirilmelidir. Emekçi kitlelerle sağlam bağlar kurulabilmesi için çalışmanın yerelleşmesi ve onların içerisinde olmak güven sorununu çözmekte zorunlu olduğu gibi, her sorunu sınıf bilincinin geliştirilmesinin konusu haline getirecek süreklileşmiş günlük çalışma, bilinç gelişimiyle özgüven sorununu çözmenin adımlarını oluşturacaktır.
Kitleleri ilgilendirmeyen hiç bir sorun yoktur ve hiç bir konu, onların dışında “yüksek siyaset”in konusu olarak görülemez. Bir burjuva siyasetçi böyle düşünebilir ve kitlelerin yaşamını ilgilendiren yaşamsal konular dahi onların görüş ve ilgi alanlarınını dışına çıkartılarak ya da onların burjuva bilincin sınırları içerisinde oluşlarından yararlanılarak sağlanan manipülasyonla karara bağlanır ve uygulanır. Bunun için devrimci siyasetin görevi, gerçeği kitlelere olduğu gibi ve bu çarpıtmaları da açığa çıkartacak biçimde açıklamak ve kendi sınıf çıkarlarının ne olduğunu anlatmaktır. Bundan dolayı da kitleleri ilgilendirmeyen hiç bir sorun yoktur. Bununla birlikte, ne türden olursa olsun her sorunun onların yaşamlarıyla ilişkisi doğrudan kurulmalıdır. Asıl sorun da bunun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinde, kavratıcı bir biçimde ne ölçüde gerçekleştirildiğindedir. En karmaşık ve anlaşılması güç siyasal sorunların dahi kitlelerin yaşamında hangi sonuçlar yarattığı ve yaratacağı anlatılırsa kitlelerin kendi sınıf çıkarlarına uygun bir bilinç gelişimi ve bu yönde bir tutum alışı sağlanabilir.
Dış ve iç politikada bir dizi sarsıntı ve değişikliğe yol açacak, siyasal entrika, komplo ve provakasyonlarla birlikte, emperyalizmin güdümündeki işgalci ve yayılmacı politikaları kitlelere kabul ettirebilmek için kimi zaman ulusal birlik çağrılarıyla, laiklik çığırtkanlığı içiçe geçecek, kimi zaman şovenist histeri yükseltilip Kürt halkına karşı saldırılar artırılacak, gerillasından soyutlanıp reformist politikaların içerisine çekildiği ölçüde de onlar da genişleyen konseptin bir bileşeni haline getirileceklerdir. ABD emperyalistleri ve bölgedeki etkinliğini artırmak isteyen işbirlikçi burjuvazi bir kaç seçenek üzerinden hazırlıklarını yapmaktadırlar. Hangi seçeneğin öncelikle uygulanacağı ya da o uygulanamadığında hangi seçeneğin devreye sokulacağı üzerine kuşkusuz düşünülmelidir. AKP‘li ya da AKP’siz, Kürtlerle ya da Kürtlersiz …, farklı ittifak ve konseptleri ortaya çıkartacak, sadece dış politikada değil iç politikada da belirleyici olacak hiç bir biçim, ilgi ve görüş alanımızın dışında olamaz. Ve her biri taktiksel farklılıkları da gerektirir. Bununla birlikte seçenekler ne olursa olsun Irak, İran ve Suriye halklarına karşı emperyalizmin dümen suyunda işgalci ve saldırgan bir politikanın aktörlerinden biri ve lojistiği olma yönünde atılacak adım hazırlanmaktadır. Emekçi halkın yaşamını, oğullarının-kızlarının yaşam ve geleceklerini derinden ilgilendiren, bölgeye barış getirmek bir yana emperyalist müdahaleler, gerici iç savaş ve darbelerle akan kanı büyütecek, yeni düşmanlıklar ortaya çıkartıp bedelleri ağır olacak ve onlarca yıla yayılacak, kabarmış bir iştahayla uygulanmak istenen bu sefil politika, ancak kitlelerin “dur” demesiyle önlenebilir. İşçi sınıfının ve bütün emekçilerin kendi sınıf çıkarları doğrultusunda siyasette özneleşmeleri, zorunlu ve acildir. Başka bir konuda kitlelerin karşı bir irade ortaya koyması bugünkü koşullarda pek mümkün olmasa da bu konuda, 1 Mart tezkeresi sürecinin de gösterdiği gibi, tarihsel, siyasal, kültürel birikim önleyici bir iradeyi ortaya çıkartmıştır. Bu kez sorun daha karmaşık, kullanılan ve kullanılacak olan yöntemler daha incedir. Kitlelerin desteğini alabilmek için kah şovenist histeri, kah laiklik çığırtkanlığı yükseltilecek, başarılırsa Kürt halkı da aynı oyunun küçük bir aktörü haline getirilecek, tüm bunlara “ulusal birlik” çağrıları ve işgalin “dostaneliği” demagojileri eşlik edecektir. Egemen sınıf medyası provalara başlamıştır ve iç siyaseti gerekirse yeniden biçimlendirecek hazırlıklar, sıkıştırıcı hamleler yapılmaktadır. Devrimci siyasetin ekseni emperyalist saldırı ve işgalin genişletilmesini ve Türkiye’nin suçun bir parçası olmasını önleyici, emekçi kitleleri yanıltıp yedekleyecek politikaları açığa çıkartıcı bir çizgide kurulmalıdır. Bu başarıldığı ölçüde, emekçi sınıflar işgalci politikaların karşısına dikilir.
Emperyalist işgal ordusuna uşaklığa, işgalci bir ordunun askeri olmaya hayır denilmelidir. ABD emperyalistleri ve İsrail’li siyonistlerle saldırı ortaklığına son verilmeli, bütün anlaşmalar yırtılmalıdır. Bölge halklarının düşmanları, ulusları ezen ve köleleştirenler, emekçi sınıfları ezen ve köleleştirenlerdir. Filistin halkının, Irak, İran ve Suriye halklarının düşmanları halkımızın, Türk ve Kürt emekçilerinin de düşmanlarıdır. Kurultay ve Kampanya çalışmaları yürütülürken, emekçi sınıfların, gençliğimizin yaşam ve geleceklerini derinden etkileyecek olan iç ve dış siyasetin ısınan sorunlarına dikkat çekilmeli ve kampanyalarımız bunları da içerecek tarzda genişletilmelidir. Kendi sınıf çıkarları için döğüşmeyen bir sınıf ve halk, başkaları için döğüşmeye mahkumdur.