İç ve Dış Siyasette Gerilim Eksenleri

GÜNCEL
Perşembe, 19 Ocak 2006 (20 yıl 9 ay önce)

2006 iç ve dış burjuva politikasında sarsıntı, provokasyon, savaş ve linç çığırtkanlığı ve krizlere gebe zorlu bir yıl olabilir. “Zor bir yıl” öngörüsü her yeni yıl için geleneksel olsa da bu kez, Türkiye ve Kürdistan‘da, Ortadoğu‘da ve Avrasya kapsamında iç içe geçen gerginlik eğilimleri ve sinyalleri daha belirgin.

- Rusya yeni yılın ilk günlerinde doğalgaz yaptırımıyla Ukrayna‘ya diz çöktürdü. “Turuncu darbe” ile ABD yörüngesine giren Ukrayna’da, Rusya’ya boyun eğen hükümet düşürüldü ve bir hükümet krizi patlak verdi. Kartların yeniden dağıtılmaya başlandığı Ortadoğu’yu da gözeten Rusya’nın hamlesi, Avrasya jeopolitiğinde yeni taktik harekatların başladığının da bir işaretiydi.

- Geçen yılın son haftalarında Alman istihbaratı, ABD ve İsrail‘in Türkiye üzerinden Mart ayı sonunda hava saldırısıyla İran‘ın nükleer ve askeri hedeflerini vuracağı yönünde haberler sızdırması Ortadoğu’da gerilim yükseltti. ABD-İsrail ve TSK arasında, Türkiye’nin hava harekatına siyasal ve lojistik destek vermesi konusundaki pazarlık ve planların “ilerlediği”; ABD’nin İskenderun limanında yakıt depolamaya başladığı; ABD’nin Irak‘tan kısmi asker çekmesinin İran’ı vurmaya dönük bir manevra olduğu yolundaki haber ve analizler Arap medyasına yansıdı… ABD ve İsrail’in, İran’ın nükleer pozisyonu üzerinde Mart ayında tamamlanacak BM raporunu gerilimi artırarak etkilemeye, böylece hava harekatına NATO ve BM Güvenlik Konseyi desteğini almaya çalıştığı biliniyor… İran ise yaptığı keskin çıkışlar ve açıklamalarla, ABD ve İsrail’i diplomatik harekatlarının tamamlanmasından önce harekete geçmeye ve Çin, Rusya, Arap devletleri ile Türkiye’yi pozisyonlarını netleştirmeye zorluyor. Ortadoğu da, yeniden kesinleşen taktik savaşlarıyla ısınıyor…

- ABD’nin Suriye üzerindeki baskısı da artıyor. İstifa eden Suriye devlet başkan yardımcısının Hariri suikastini Suriye’nin düzenlediğini ima eden açıklaması, ardından vatan haini ilan edilmesi, Suriye’deki “rejim sıkışması”nın bir göstergesi. ABD-İsrail ile İran arasında bir sıcak çatışma durumunda, İsrail’in Lübnan‘ı işgal etme olasılığı da senaryolar arasında…

- ABD Türkiye’nin Suriye ve İran’a karşı hamlelerin yanı sıra, Irak işgalinde de daha doğrudan askeri, siyasi, lojistik rol oynamasını istiyor. Türkiye’nin bu yöndeki direncini kırmak için de, AKP bünyesindeki İslami kesimlerin pozisyonunu güçlendiren “ılımlı islam” modelini revize ediyor. Daha önemlisi, Türkiye burjuvazisini, hem Güney’de Irak işgalinin içine çekebilmek için, hem de bununla bağlantılı olarak Kuzey’de de, Kürt hareketini GOP‘un bir bileşeni ve dayanağı haline getirebilmek için, Kürt politikasını yeniden düzenlemeye zorluyor. Kürt sorununda ABD-Türkiye pazarlığı, çok sınırlı bazı liberal reformizasyon kırıntılarının da eninde sonunda zorunlu göründüğü, gerillayı tasfiye operasyonu yönünde gelişiyor. Bu yüzden hem son dönemde TÜSİAD ve TSK tarafından sıkıştırıldıkça dinci aparkütler çıkaran AKP’nin daha sıkı denetim altına alınıp zayıflatılmak istenmesi, hem de Kürt sorununda imha ve inkar çizgisi nedeniyle, kitlelerin de manipüle edileceği laiklik-dincilik ve şovenizm eksenli burjuva güç mücadeleleri ve provokasyonlar gündeme gelebilecektir.

- 29 Aralık MGK ve 4 Ocak Terörle Mücadele Yüksek Kurulu toplantılarının başlangıcı gündemi, Kürt sorunu ve PKK‘ydi. Bu toplantılarda, “Bir süredir eylemlerine ara veren, ancak güçlerini kış aylarında Irak’a çekmeye çalışan PKK’nin, bahar ayları ve Newroz‘da daha büyük bir ’silah ve bombalı saldırı dalgası’na hazırlanıyor olabileceğinin konuşulduğu” yolundaki provokatif haberler medyada görünmeye başladı. 23 Şubat’taki MGK toplantısına dek, Kürt sorununda hem imha ve inkar operasyon ve provokasyonların hem de bazı liberal tasfiye düzenlemelerinin gündemleştirilmesine, yükselen bir gerilim içinde, iç içe ve ardışık, karşılıklı biçimlerine tanık olacağız. Devletin Şemdinli‘den çıkardığı “ders”, Kürt sorununu Kandil Dağı ve gerillanın tasfiyesi ile sınırlı görmemesi, asıl Kürt halkındaki dinamizmi kırmaya ve tasfiyeye dönük operasyonları gündemine almasıdır. Bu açıdan Gündüz Aktan gibi bir dizi “derin devlet” kalemşörünün, son günlerdeki yazılarında “katliam” ima ve çığırtkanlığı yapmaya başlamaları raslantı değildir, ve bahar ayları ve Newroz’a doğru olası gelişmeler üzerine açık ipuçları sunmaktadır. Terörle Mücadele Yasası da bu temelde yeniden pişirilmeye başlanmıştır.

- Bir diğer gerilim ekseni de, AB’nin bu yıl başlarında müzakereleri başlatmak için getirdiği Kıbrıs’a ek protokol koşulu. Demirel, Denktaş, CHP, DYP, MHP‘nin ortak Kıbrıs toplantıları yaması ve Denktaş’a TBMM’de konuşma yaptırılmasından, TSK’nın biraz direteceği ve müzakerelerin Ekim ayına ertelenebileceği görülüyor. İlginç olan, bunun Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığını devralacağı tarih olmasıdır! ABD’ye stratejik mecburiyet ve GOP’ta yer alışı ve ABD’yi bir nebze AB’yi gözeterek dengelemek isteyen eğilim ile ABD-GOP’a tam entegrasyonu savunanlar arasında güç mücadeleleri de bu eksende canlanacaktır.

- Emperyalist ve işbirlikçi burjuvazinin bir dizi bakanın kellesini istemesiyle, bir kabine değişikliği gerçekleşecek. Bu, AKP içinde sarsıntı ve çözülmeleri başlatabilir. Fakat daha önemlisi, TÜSİAD ve Cumhurbaşkanı’nın seçim barajının düşürülmesi ve seçim ve partiler yasasında değişiklik isteğiyle, gerçekte bir erken seçim tehdidini de içeren, AKP’ye “balans ayarını” başlatmış olmalarıdır. AKP hükümeti “hizaya gelmezse” büyük çaplı yolsuzluk dosyalarının hazırda bekletildiği de medyaya sızdırıldı bile. Tüm bunlar bir hükümet krizi olasılığını gündeme getirmektedir. AKP hükümeti ya büyük bir operasyon ve krizle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce erken seçime zorlanacak ya da büyük patronlarının kendisinden istediklerini eksiksiz yerine getirerek, özellikle de “alternatifli ve çok taraflı Ortadoğu stratejisi”nden vazgeçerek, fakat tabanı nezdinde ciddi biçimde yıpranarak genel seçimleri kurtarmaya çalışacak. Her iki durumda da AKP yine birinci parti olarak kalsa da, yıpratılıp irtifa kaybedecek. Zaten farklı hükümet kombinasyonları arayışına giren ABD, TÜSİAD ve TSK’nın isteği de, AKP’yi törpüleyip bir koalisyon hükmeti denetimine sokmak ve daha kolay güdümlenebilir hale getirmek. İyi koku alan köpekler gibi Mehmet Ağar‘ın “gerilla’yı dağdan ben indiririm” türünden mesajlar vermesi rastlantı değil.

- “Alternatifli ve çok taraflı uluslararası strateji” anlayışı, ABD, AB ve İsrail’e nispeten mesafeli yaklaşmayı, aralarındaki çatlak ve dengelere oynamayı, bu arada Suriye, İran vd. devletlerle tarihsel kültürel dini bağları gözeten daha güçlü ilişkiler geliştirip değişimi zamana yaymayı ve ikili oynamayı öngörüyordu. (Yani hem Suriye vb. kendi üzerinden “batı”ya açılmasını sağlamak hem de bu ülkelerle daha güçlü ilişki geliştirerek “batı” karşısında pazarlık payını artırmak…) 1 Mart tezkeresinde, belli yalpalamalarla birlikte MGK’nın da bu çizgiye yakın durması etkili olmuştur. Ancak AB’nin “imtiyazlı ortaklık”tan fazlasına yanaşmayacağının anlaşılması ve kendi içinde tıkanması, işgalci ABD ve Kuzey Irak’ın değişen statüsünün TSK’nın kırmızı çizgilerini işlevsizleştirmesi, dengeleri yavaş yavaş değiştirmeye başladı.

Ne var ki değişimin tek etkeni, ABD ve AB’nin yeniden düzenleme baskılarına ve dış politikaya ilişkin değildir. Sorunu salt dış güçler ve etkenlerle açıklayıp işbirlikçi burjuvaziye de salt edilgen bir taşeronluk rolü biçenler, kaçınılmaz olarak küçük burjuva milliyetçi bir konuma savrulmaktadır. Oysa aynı ölçüde önemli bir etken de, işbirlikçi sermayenin derinleşen iç çelişkiler temelinde bölgesel çıkış arayışıdır. Bir yandan emperyalist sermaye bağımlı Türkiye kapitalizminin, tüm stratejik ve kilit sektör ve alanlarında nüfuzunu artırırken; diğer yandan belli bir sermaye birikim düzeyine ulaşan işbirlikçi burjuvazi de, bölge çapında güç dengelerini gözeten ve yararlanan ekonomik, siyasal, diplomatik nüfuz ve yatırımlarını genişletmeye çalışmaktadır. İşbirlikçi burjuvazi şimdi bunlara, hem iç hem de dış politika dengelerini sarsacak bir askeri yayılmacılık ve saldırganlık boyutu eklemenin pazarlığı ve hazırlığı içindedir. Emperyalizm ve siyonizmin güdümünde ve yörüngesinde, fakat halk düşmanı kanlı çıkarlarını azamileştirmek iştahasıyla, daha saldırgan ve yayılmacı bir bölge gücü ve lojistiği olmaya soyunmaktadır.

Türkiye ve Kürdistan’ın merkez kuşağında durduğu Ortadoğu ve Avrasya jeopolitiğinde, yeni dönem açılmakta, emperyalist ve işbirlikçi yeni taktik hareketlenmeler başlamaktadır. Bu, yeni emperyalist ve işbirlikçi harekat ve savaşlar, işgaller, provokasyon ve entrikalar, hürkümet krizleri, darbeler, gerici iç savaşlar, emekçi halklar arasında derinleşen ezilme, parçalanma ve düşmanlıklara açılan kapılar demektir. Türkiye işbirlikçi burjuvazisi de iç güç mücadeleleri ile birlikte, bu süreçte bölge ülke ve halklarına karşı askeri ve lojistik daha saldırgan ve yayılmacı bir rol üstlenmenin arayış ve pazarlığı içindedir. Bunun yolunu ve iç engellerini düzlemek için, iç çatışmalara da konu olacak, hükümet ve Kürt sorunu başta olmak üzere bir dizi operasyonal hareketlilik gündeme gelecek, medya destekli “kamuoyu” mühendisliği ve provokasyonlarına hız verilerek; laiklik, şovenizm, “ulusal birlik” vb. ekseninde bu politikalara kitle zemini sağlanmaya, gerici kitle manipülasyonları ve mobilizasyonları yaratılmaya çalışılacaktır.

Şu çok iyi görülmelidir: İç ve dış dinamikler ve politikalar diyalektik bir bütündür. İşbirlikçi burjuvazi binbir manipülasyon, provokasyon ve entrika ile içteki toplumsal-siyasal dayanak ve desteklerini genişletmeden ve bunu sınırlayan güç ve dinamikleri elimine etmeden, dışarda da emperyalizm ve siyonizm güdümünde ve onların gücünü de artıracak, bir askeri bölge gücü ve lojistiği olmaya soyunamaz. Burada emperyalist savaş karşıtı hareket ve mitingin sınırlı gücüne karşın çok daha geniş bir “kamuoyu” desteği ve meşruluğuyla 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinde rolü, yeterli ve esinleyici bir örnektir.

Öyleyse bu kez çok daha çetrefilli olan süreçte, komünistlerin ve sınıf bilinçli işçilerin zorlu misyonu da bellidir. Kitleleri içinden, her günkü ısrarlı ve süreklileşmiş çalışmayla, siyasal gerçeklerle aydınlatmak, işbirlikçi kamuoyu mühendisliği, manipülasyonu ve provokasyonları boşa çıkarmak, kitleleri burjuva-gerici hezeyanlara karşı kendi, gerçek, bağımsız sınıf çıkarları temelinde harekete geçirmenin dayanak ve olanaklarını yaratmak…


Ufuk Çizgisi, Sayı: 30, 17 Ocak 2006