Perşembe, 6 Mart 2008 (18 yıl 2 ay önce)
Merhaba dostlar. Ben bir ev hanımıyım eşim ise tersanede kaynak işçisi olarak çalışıyor. Tersanede 24 saat iş bırakma eylemini duyduğumda o kadar çok sevindim ki ben de kesinlikle orada olacağım dedim. Ve çarşamba (27 şubat) günü sabah 6.30'da kalktım, oğlumu da kaldırdım hep birlikte tersaneye gittik.
Biz gittiğimizde eylem başlamıştı ama yine de yanıbaşımızda polislerin işçilere saldırdığını gözaltıları gördüm. Eşim kararsızdı, çocuğum küçük olduğu için beni eve göndermek istedi. Tabii kabul etmedim. Ben hiç bir koşulda gitmem istersen sen git dedim. O da ikna oldu tamam dedi.
Biz her gün ölüyoruz
Bu greve kesinlikle gitmemiz gerekiyordu. Çünkü tersanede öyle ölümler oluyor ki tersanede kaza olmuş dediklerinde korkuyorum eşimin başına gelir diye. Her sabah eşimi işe gönderirken acaba akşama dönecek mi kaygısıyla yaşıyorum.
Tersanede işçiler bir gün ölüyor ama biz işçi eşleri, aileleri her gün bu kaygıyla ölüp ölüp diriliyoruz. Mesala bir komşumun oğlu tersanede yanarak öldü. Karısı, oğlu, annesi öyle perişan oldular ki. Böyle ölümlere dur demenin zamanı geldi artık. Her an her dakika korkuyla yaşamaktansa buna dur demek gerek.
Coşkumuz yarım kaldı, 8 Mart'ta tamamlayalım
Tersanedeki eylem benim için bunlardan kaynaklı önemliydi. Eylem yerinde Tersane İşçi Kurulu pankartımızın arkasında yerimizi aldık. Sloganlar attık, halaylar çektik. Oradaki tersane işçileri coşkulandıkça biz de coşkulandık.
Ama yine de bir tek şey eksikti. Orada bulunan tersane işçilerinin eşleri, çocukları. Böyle günlerde birbirimize destek vermeliyiz. Güçlü olmalıyız ki sesimizi duyuralım. Bunun için de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde hepimiz alanlarda olalım.