Havaalanında 8 Mart

Atatürk Havaalanı'nda 8 Mart etkinliği Novamed'e atfedildi. Afganistan'a ders verildi(!)

KADIN
Cumartesi, 8 Mart 2008 (18 yıl 2 ay önce)

Birleşik Taşımacılık Sendikası olarak İstanbul Atatürk Havaalanı'nda 7 Mart Cuma günü Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir etkinlik gerçekleştirdik. DHMİ'den memurların ve havaalanından işçilerin katıldığı etkinliğimizi Novamed grevcilerine adadık. 60 kişinin katıldığı etkinliğimiz, DHMİ'de çalışan bir memur arkadaşın Nazım Hikmet'in "Hoş geldin" şiirini okuması ile başladı. Ardından giriş konuşması yapıldı:

İzliyorsunuzdur Tuzla'da yanıbaşımızda işçiler ölüyor... Trafik kazaları kadar, töre cinayetleri kadar alışıldık bir şey oldu artık bizim için... İki dakika TV'ye bakıp vah vah deyip geçiyorduk ilk başta... Fakat kader deyip geçemeyeceğimiz bir sayıya ulaştı artık ölümler... Tersanelerde elektrik çarpası, yüksekten düşme, cisim çarpması... bir iki üç beş derken... insan...

Ne oluyor yahu demeden geldi beklenen açıklama: "İşçiler eğitimsiz"... Ölen işçiler cahilliğinden ölüyormuş yani... ortadaki kabloya bakmıyor... ardındaki denizi görmüyor... yük düşerken altından kaçmıyor... Eskiden 'İşçiler dikkatsiz' derlerdi; şimdi çağ atladık Avrupa yollarındayız ya artık 'işçiler eğitimsiz' deniyor...

Cahil işte!
Bilmediğimiz şeyler değil dedik anlatacaklarımız... Ama birileri çıkıp sormalı artık değil mi?

Patron gerekli tedbirleri almadığı için suçlu değil, müfettişler rüşvet alıp denetlemediği için suçlu değil, günde 13-15 saat aralıksız çalıştıran şirket suçlu değil, kapasitesinin çok çok üstünde iş yükü ile boğuşmak zorunda kalan işçi öldüğü için suçlu öyle mi? Seyirci kalanlar değil de çalışanlar suçlu öyle mi? Onların da işi zor, her ölene bir bahane bulmak... kolay olmasa gerek...

Gönül isterdi ki bugün oturup bunca insan bir araya gelmişken güzel şeylerden bahsedelim... sohbet edelim... Ölmüşük, nasıl olsa varsın haberimiz olmasın!

Yine gazetelerde geçtiğimiz günlerde bir haber vardı: 23 yaşında bir genç çocuk Afganistan'da idamla yargılanıyor... "Çok ağır bir suç" işlemiş çünkü... öyle tecavüz, adam öldürme, malzemeden çalıp onlarca insanın ölümüne sebep olma, adam kaçırma falan değil, çok çok ağır bir suç... Gazetecilik öğrencisi olan bu çocuk tutmuş internetten kadın hakları ile ilgili bir metin indirip sınıf arkadaşına vermiş... Bakınız siz şu densize... bakınız şu soysuza... Nene gerek senin kadın hakları falan... Hem de kadınların çalışma hakları...

Gerçi burada henüz böyle bir suça ceza verilmiyor. Bizde başka çözüm yolları bulunuyor... Biz buradan Afganistan'a seslenmek istiyoruz... Hayır idama gerek yok, çok daha öncesinden bu işi halledebilirsiniz... Maksat kadının toplumda yok sayılması ise bakın biz Türkiye'de bu mevzuyu nasıl hallettik:

• Saçı uzun aklı kısa gibi bir söz icat edin. Kadınlar yıllar boyunca bu sözü yalanlamak için çabalayıp dursunlar.
• Gençliği popçu ve topçu olmaktan başka hiçbir şey beceremeyecek bir güruha çevirin. Bırakın onlar maçlarda, internette oyalansın... Kitapların giderek daha az okunmasını, insanların giderek daha çok batıllıkla ilgilenmesini, töre cinayetlerinin artmasını sağlayın ve bunları normalleştirin.
• Türkiye'de tespit edilmiştir ki bazı programlar izlendikçe zeka seviyesinde belli bir düşüş sağlamaktadır. Tüm kızlar TV'lerdeki gözetleme şovlarını, popstarları izlesin... Mesela bizde bir ara çok revaçta idi Güzel ve Dahi diye bir şov... Bir kız, bir erkek yarışmacı tahmin edin güzel olmaya çalışan kim dahi olan kim? Kızlara sadece "güzel" olmanın önemli olduğunu öğretin ve eşine uygun bir ev hanımı olması için yetiştirin. Bir beyni olduğunu ve onu kullanabileceğini, böylece emeği ile halkına, ailesine yararlı bir birey olabileceğini farketmesin.
• Bildiğimiz kadarı ile sizde de durum bizden çok farklı değil ama bir yandan "Menekşeler okula", "papatyalar sınıfa" gibi başlıkları olan kampanyalar düzenlerken bu okuyan menekşeler ve papatyaların ne kadar okursa okusun iş bulamadıkları bir ülke haline gelin. Arada kaza ile iş bulan, çalışan falan çıkarsa şunları uygulayın:
• Hiçbir patron çıkıp da ben işçilerime güzel insanca şartlar hazırlayayım diye bakmaz; karına bakar zaten. Siz kamuda da kreş falan yapmayın, olanları da kaldırın. Böylece kadınlar çocuklarının bakımını sağlayamadıkları için evde oturmak zorunda kalacaktır. Çocuk bakımı konusunda yardım, destek alabileceği bir yer olmadığı için dizini kırıp evinde oturacaktır.
• Var sayalım eskaza en kısa zamanda bu sosyal hakları gaspedecek bir IMF borçlanmasına girin. Dünya Bankası olsun, Soros vakıfları olsun, canla başla size yardım edeceklerdir zaten. Türkiye bu konuda 1980 sonrası inanılmaz bir başarı göstermiştir. Çok sıkarsa kreş yardımı falan diye çocuğun mama parasına bile denk gelmeyecek bir miktar da verirsin kişi başı yeter.
• Baktınız ki bir teyze anneanne falan çocuğun bakımını üstlenecek bir akraba buldu, ısrarla çalışmak istiyor... Sözü lafı dinlenen birilerine mümkünse yaşlıca, sakallıca ortaçağdan fırlamış birine 'çalışan kadın kocasını aldatır' falan diye açıklamalar yaptırın.. Bizim ülkemizde denenmiş, başarısı kanıtlanmıştır...
• Zaten ev işleri, çocuk bakımı, aile sorumlulukları, yaşlıların bakımı derken pek bir halleri kalmaz ama bir kadın işyerinde başarılı ve deneyimli mi, hemen ayağını kaydırın. Asla kadın yönetici bulundurmayın. Alimallah kötü örnek olur.
• Erkek erkeğe koskoca bir memleket yönetiliyor, bir işyeri mi yönetilemeyecek canım? Ha itiraz olursa diye bir iki kadın vekil koyarsınız, mümkünse kadın bakanı falan gibi yeter. Maksat zaten dostlar alışverişte görsün.
• Türkiye'de işsiz her 10 kişiden 7'si kadın ama bize yetmez, biz yüzde 100 başarı sağlama yolunda ilerliyoruz... Siz de durmayın doğum izinlerini kaldırın, süt izinlerini indirin, emzirme ödeneklerini düşürün... Çalışan kadının anne olma hakkını elinden alın. Hayır kısırlaştırmayın canım, gitsin evinde otursun, doğursun.
• Türkiye'de işçi kadınlar ortalama erkeklerin yarısı kadar ücret almaktadırlar.
• Ülkeyi açlık sınırının altında tutun ki işsizlik artsın. Sonra üniversitelerde çıkıp kadınlar çalışmasın, böylece işsizlik sona erer diyen sivri akıllılar yetiştirin.
• Bunların hiçbiri olmadı mı? O zaman bırakın güvencesiz, sigortasız işlerde çalışsınlar. Taşeronlaşın, kamu hizmetlerini özelleştirin, insanlar yarın ne yiyeceklerinin derdine düşsün... Türkiye'de tekstil üretiminin yüzde 23'ünün, gıda sektörünün, yüzde 72'sinin temizlik sektörünün, yüzde 30'unun yani kayıt dışı sektörlerin çoğunluğunun kadın olması boşuna değil ya...
• Sosyal güvenlik yasa tasarısı hazırlayın ki dillere destan... Ne iş, ne sağlık güvencesi kalsın. Hem bu arada erkek işçilerin masraflarından da kurtulursunuz... Etkinliğin devamında ayrıntıları ile değineceğiz. Size de bir CD yapıp yollarız.
• Özellikle kadın çalışanların sendikalaşmasına izin vermeyin, aman sendika da ne yapıyor ki canım deyin, dedirtin... İnanan olacaktır. Sendikal bilincin bir hak kavgası olduğunu unutturun. Siz iyisi mi kendi denetiminizde olmayan hiçbir sendikaya da izin vermeyin. Her ne kadar bilinçli kadın emekçiler hala olsa da... Gerçi bu biraz uzun bir süreç... Biz 80'den beri uğraşa uğraşa bunların soyunu tüketemedik...
Şaka bir yana keşke bugün burada şenlikler şölenler için bir araya gelmiş olsa idik. 8 Mart'ın ikinci bir sevgililer günü olmadığını anlatmak için... Israrla diyoruz ki 8 Mart 'kadın günü' değil, Emekçi Kadınlar Günü'dür...

Çünkü tekstil işçisi kadınlar yanarak ölüyor... Tarım işçisi kadınlar traktörle taşınırken can veriyor... Kölelik şartlarında kadın ve çocuk emeği sömürülüyor. Demiştik bilmediğimiz şeyler değil bunlar... Hepimizin bildiği şeyler fakat biz burada söyleyecek sözü olanlar olarak bir araya geldik... Bir şeyler yolunda gitmediği için bir araya geldik... Söyleyecek sözümüz var... Yüreğinizi yüreğimizin yanına, sesinizi sesimize katmak için hoş geldiniz...

Kadının yeri hala inekten sonra


Nazım Hikmet'in "Kadınlarımız" şiiri, saydam gösterisi eşliğinde okundu. Ardından Sosyal Güvenlik yasasının özellikle de işçi emekçi kadınları nasıl etkilediğine ilişkin hazırladığımız slayt gösterimi başladı. İlk slayttaki inek resmini görenler şaşırıp bu nereye bağlanacak diye beklerken, bu yasa ile kadın doğum parasının 58 YTL ama inek doğum parasının 104 YTL olacağının vurgulanması kahkaha ve tepkilerle karşılandı. Sonrasında yasanın getirdiği diğer saldırıları işledik ve bunlarla ilgili yorumlar yaptık.

Novamed'e inanamadık


Bir arkadaşımız Novamed grevine değinerek "Geçen seneki etkinliğimizi Bursa'da yanan işçi kadınlara ithaf etmiştik, bu sene de grevleri ile yolumuza ışık tutan Novamed direnişçilerine ithaf ediyoruz. Şimdi yaşadıklarını, mücadelelerini kendi ağızlarından dinleyelim" dedi ve Novamed belgeselini gösterdik. Belgeselde işçilerin Novamed'de yaşadıkları sorunlar, serbest bölgelerdeki kötü çalışma koşulları, bu sorunlara karşı nasıl biraraya gelip örgütlendikleri ve grev sürecinde nasıl bir dayanışma sergiledikleri, bütün bu sürecin yaşamlarını, ilişkilerini nasıl etkilediği anlatılıyordu.

Etkinlik boyunca katılımcıları en çok etkileyen şey bu belgesel oldu. Çoğu yaşanan bu sorunlara inanamıyorlardı, hatta bir ara kadın işçilerden biri fabrikada maske takmanın yasak olduğunu çünkü patronların işçilerin ağız maskesi altından gizli gizli örgütleneceklerini düşündüklerini söylediğinde salondan cık cık cık sesleri yükseldi. "İnanamıyorum" diyenler oldu. Belgesel bitiminde arkadaş tekrar çıkıp, grevin kazanımla bittiğini ve işçi sınıfının bu grevden de öğrendiği çok şey olduğunu; sermayenin uluslararası saldırılarına karşı mücadelemizi de uluslararası boyutlarda yürütmemiz gerektiğine değindi.

Ufkumuzu genişletecek bir adım attık


Etkinliğimizi, işçi emekçi kadınların eylem fotoğraflarından oluşan saydam gösterisi eşliğinde okunan 'Ekmek ve gül' şiiriyle bitirdik.

Etkinliğimiz, hedeflerimiz doğrultusunda attığımız bir adım oldu. Alandaki örgütlü-örgütsüz tüm işçi ve emekçileri, kendi parçasında boğulmaktan çıkarıp ortak kesenler içinde birleştirmek; sınıfın gündemine dair farkındalık ve tutum oluşturmak...