İlk Komünistler..

Karadeniz/Onbeş kere açtı göğüsünü,/Onbeş kere örtüldü. /Onbeşlerin hepsi/Bir komünist gibi öldü.

GÜNCEL
Pazartesi, 23 Ocak 2006 (20 yıl 9 ay önce)

...
Karadeniz
Onbeş kere açtı göğüsünü,
Onbeş kere örtüldü.
Onbeşlerin hepsi
Bir komünist gibi öldü.

N. Hikmet

Türkiye proletaryasının ilk komünist önderlerinden Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı, 28-29 Ocak 1921'de Kemalist burjuvazi tarafından alçakça katledildiler. Türkiyeli 15 Bolşevik, Kemalizmin ajanlarıyla boğuşa boğuşa Karadeniz'e gömüldüler.

Fransa'da eğitim gören Mustafa Suphi'nin siyasal yaşamı, dönemin burjuva akımlarının etkisinde, hatta antisosyalist bir Osmanlı aydını kimliği ile başladı. Bir süre sonra, emperyalizme bağımlılığa ve gerici istibdat yönetimine karşı 1905 Rus Devrimi'nin estirdiği özgürlük rüzgarlarının verdiği esinin etkisiyle kurulan partilerden birisine, Osmanlı Sosyalist Fırkası'na üye oldu. Ancak 2. Enternasyonalist yanlısı partinin İttihat ve Terakki ile uzlaşmacı, oportünist politikalarına tepki göstererek ayrıldı. İttihat ve Terakki yönetimine yönelttiği eleştiriler nedeniyle sürüldüğü Sinop'tan 1914'te kaçtı. Esir düştüğü Rusya'da Bolşevik oldu. Rusya'da esir düşen Rus askerleri arasında sosyalist propaganda yaptı. M. Suphi'nin örgütlediği Türk savaş esirleri (Kızıl Alay) Türkiye'ye dönerek ulusal kurtuluş savaşına katıldılar, askerler arasında sosyalist fikirleri yaymaya giriştiler. M. Suphi, Ekim Devrimi ve idealleriyle kısa sürede ve hızlı bir bütünleşme sağladı, propagandacı ve örgütçü özellikleriyle öne çıktı. 3. Enternasyonal'in Müslüman halklara yönelik yayınlarının yöneticisi oldu. Bunlardan Türkçe yayınlanan “Yeni Dünya”nın Türkiye'ye gizlice sokulup dağıtılmasını sağladı. 3. Enternasyonal'de Türkiyeli komünistlerin temsilcisi oldu.

10 Eylul 1920'de Bakü'de yapılan kongreyle Anadolu ve yurtdışındaki Türkiyeli komünistler TKP çatışı altında birleşti. Türkiye'nin emperyalist işgalden kurtarılmasını acil görev olarak belirleyen TKP Kongresi, bu mücadelede Kemalist burjuvazinin yedeğine düşmemek, sınıf mücadelesine ara vermeksizin işçi sınıfı önderliğinde sosyalizme doğru yürümek, emperyalizmin işbirlikçisi sınıflara karşı işçi-köylü ittifakının kurulması, feodalizmin tasfiyesi, şovenizm ve ulusal zulme karşı mücadele, gençlik ve kadın kollarının kurulması gibi kararlar aldı. Kongre Mustafa Suphi'yi TKP Genel Başkanlığı'na, Etham Nejat'ı da Genel Sekreterliğe getirdi.

Kemalist burjuvazi, Türkiyeli komünistlerin gelişip güçlenmeye aday etkinliğinden ürküntüye kapıldı. Türkiye işçi sınıfı o dönemde henüz son derece cılızdı. Bununla birlikte Sosyalist Ekim Devrimi'nin etkisini ve bunun hızlandırdığı ilk komünist işçi, aydın çevrelerinin doğuşunu gözlemleyen Kemalist burjuvazi, ulusal savaş içerisinde komünistlerin etkinlik kazanması, emekçi köylülüğün toprak talebini yükseltmesi, ulusal kurtuluş savaşını kapitalistlere ve toprak ağalarına karşı mücadeleye dönüştürme tehlikesi ile karşı karşıya gelmek istemiyordu. O, bir yandan iç savaşı sürdürmesine ve içinde bulunduğu yıkıma rağmen Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı'na silah yardımı yapan Sovyetler Birliği ile iyi geçinmeye çalışıyordu. Hatta hem kitleleri aldatmak, Sovyetleri “dostluğuna” ikna etmek için sahte bir “komünist partisi”ni kendi kadrolarına kurdurdu, üstüne üstlük bu partiye 3. Enternasyonal'e üyelik başvurusu bile yaptırdı! Öte yandan burjuva sınıf karakterine uygun olarak bizzat savaşın içinde emperyalistlerle el altından kurduğu, geleceğe dönük ilişkilerde, Türkiye'nin bağımsızlığını kazandığında Sovyetler gibi emperyalist zinciri kırmayacağının garantisini veriyordu.

Mustafa Suphi ve yoldaşları, Ulusal Kurtuluş Savaşı'na katılmak üzere Türkiye'ye gelme kararı aldılar. Bu, ülkemiz solunda daha sonradan yaygınlaşan mülteciliğin aksine zor ve fırtınalı bir dönemde mücadelenin başında bulunmak, fiilen önderlik etmek ve etkinliğini geliştirmek gibi devrimci bir niyetten kaynaklanıyordu. Bazı çevrelerde Mustafa Suphilerin tavrının, gerek kendilerinin gerekse de Moskova ve 3. Enternasyonal'in Kemalizme olan güveninden kaynaklandığı söylenir. Oysa aksine, hem Mustafa Suphi ve yoldaşları ülkeye dönüşün oluşturduğu riskin farkındaydılar, hem de 3. Enternasyonal, Kemalizmin milli burjuva karakteri ve zayıf antiemperyalizmi nedeniyle güvenilmezliğini ortaya koymuştu. Bununla birlikte Mustafa Suphi ve yoldaşlarının tavrının, sonuçlarıyla düşünüldüğünde, belirli bir tedbirsizliği içerdiği de ortadadır. Zira, Kemalizm, döndüklerinde komünistleri katletmek üzere bir plan hazırlamıştı. Planın ilk adımı, Mustafa Kemal'in TKP'ye mektup yazarak TBMM'ye bir heyet göndermesi çağrısı ile başladı. Suphi ve yoldaşları pekçok zorluğu aşarak Türkiye'ye geldiler. Sınırı geçtikleri andan itibaren çeşitli yerleşim merkezlerinde, Mustafa Kemal'in emriyle Kazım Karabekir'in tertiplediği sözde halk gösterileri ve saldırılarla karşılandılar. Böylece, Erzurum yoluyla Ankara'ya gitmek yerine Trabzon üzerinden Batum'a doğru yöneltildiler. Bu arada Kemalizmin ajanları tarafından bir motora bindirildiler. Ve onbeş Türkiyeli komünist (M. Suphi, E. Nejat, Hilmioğlu Hakkı, Nazmi, İsmail, Çitoğlu ve ötekiler) denizin ortasında katledildiler.

Mustafa Suphi ve yoldaşlarının ölümü, Türkiye proletaryasının devrimci tarihinde bir dönemi kapatır. Böylelikle yeni doğmuş öncü müfreze, aldığı ağır darbe sonucu yokedildi. TKP, bundan sonra sağa saptı, Kemalist burjuvazinin kuyruğuna takıldı. Kitlelerden kopuk, bürokratik revizyonist bir partiye dönüşen TKP, Kemalizme sosyalizmin yolunu açma misyonunu yükledi, onun Kürt ulusuna yönelttiği katliamlara alkış tuttu. TKP, Kruşçevci revizyonistlerin iktidarı gaspetmesiyle kendisine siyasi kimliğine uygun, yörüngesine girebileceği bir “büyük parti” buldu. Adı en rezil tasfiyecilik, mültecilik, Sovyet sosyal emperyalizmine uşaklık ve onun tarafından beslenme, Sovyet revizyonizminin hınk deyiciliği ile anılan TKP, revizyonizmin çöküşü ile birlikte Türkiye egemen sınıflarının çıkarlarıyla her yönden bütünleşmiş bir düzen partisine dönüştü.

Ülkemizde Mustafa Suphilerin ölümünden sonra revizyonizmin on yıllar süren egemenliği, Türkiye proletaryasının örgütlenme ve mücadele tarihinde giderilmeyecek ve tahribatı günümüze dek uzanan bir kayıptır. Revizyonizmin ve oportünizmin her türüne karşı uzlaşmaz bir mücadale yürüten komünistler, Suphi ve yoldaşlarının TKP'sinin devrimci mirasını sahiplenir ve savunur.