Salı, 24 Ocak 2006 (20 yıl 9 ay önce)
Yeter artık!
Biz konuşalım, biz olalım, birlikte olalım... Söz Alınterinin Kurultayı'nda buluşalım...
Kimimiz meslek lisesinde, kimimiz meslek yüksekokulunda… Ne farkeder ki, sonuçta iyi kötü bir mesleğimiz olsun, işsiz kalmayalım, hayatımız kurtulsun diye; aynı amaçlar doğrultusunda, aynı şeyleri düşünerek gelmedik mi buralara…
Binbir zorlukla okullarımızı bitirmeye çalışıyoruz şimdi.. Birçok şeye katlanarak, dişimizi sıka sıka, sabrede sabrede.. Sanki okullarımız bittikten sonra diplomalarımızı ellerimize tutuşturup göndermeyeceklermiş gibi, sanki diplomalarımızla işsiz kalmayacakmışız gibi..
Biz tercih etmedik oysa bu okulları. Hangimiz iyi bir üniversiteye gitmek istemedik ki; şöyle rahat rahat, dertsiz tasasız… Ama yaşam zaten çok pahalı, iyi bir eğitimin de yolu biz işçi ve emekçi çocuklarına çoktan kapatılmamış mıydı? Aile bütçemiz yetmedi dershaneye gitmeye, özel dersler almaya… Elimiz mahkum, canımız sıkıla sıkıla kabul ettik bu okulları. Zaten üniversiteyi kazansak dahi günden güne yükselen harç paralarını, diğer giderlerimizi kim ödeyebilecekti ki? Babamız mı, annemiz mi; amcamız, dayımız, halamız, teyzemiz mi… kim bu kadar soyguna dayanabilir…
Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni
Okullarımızın gerçekten bir okul olduğunu düşünenimiz var mı? Yani biz eğitim mi görüyoruz? Yoksa staj adı altında çalıştırılıyor muyuz? Yani öğrenci miyiz, işçi mi?
HANGİSİ?
Cevabı çok basit aslında: Ne öğrenciyiz diyebiliyoruz kendimize, ne de işçi..
Öğrenci değiliz; çünkü haftanın 3-4 günü atölyelerde-işyerlerinde pestilimiz çıkana kadar çalıştırılıyoruz. Hem de ne çalışma! Normal bir işçinin yaptığını yapıyoruz ama, karşılığında bize kırıntı veriliyor. Asgari ücretin dahi altında para sıkıştırıyorlar cebimize, ne bu sus payı mı? Yol, yemek, diğer harcamalarımız… hangisine yetiyor.. Hiçbir hakkımız da yok üstelik; ne sigorta, ne sendika, ne toplu iş sözleşmesi, ne de başka birşey… Küfür, taciz, dayak, aşağılanma da cabası…
SABIR…
Bunun adına da
staj diyorlar utanmadan. Neymiş: eğitimin bir parçasıymış bu. İyi de biz bunun eğitim kısmını hiç göremedik; nerede eğitim, gören var mı? Hayır bu çalışmalar eğitimin bir parçası değil; bu olsa olsa sömürüdür, alınterimiz üzerinden para kazanmadır.
Üniversiteye gidenlerimiz de aynı sorunla karşı karşıya değil mi? Ders dışı zamanlarda birçok arkadaşımız çalışmak zorunda kalıyor. Masrafları karşılamak için; sözde burs karşılığında, okulun yemekhanesinde, kantininde, tuvaletinde ya da bir cafede tam gün çalışmak veya sokaklarda anketörlük yapmak zorunda kalıyorlar. Bunlara katlanıyoruz; aşağılanmaya, horgörülmeye sesimizi çıkartmıyoruz ama, mezun olan milyonlarca öğrenci gibi bizi de
diplomalı işsizlik bekliyor.
BU KÖLELİK DÜZENİDİR…
Milyarlarca lira kazanıyorlar bizim ürettiğimiz ürünlerden. Peki nereye gidiyor bu paralar? Kim cebine indiriyor ürettiğimiz o kadar malın parasını? Kim olacak: okul yönetimi, okullarımıza üşüşen şirketler ve devletin ta kendisi.. Birileri daha da zenginleşirken, biz daha da yoksullaşıyoruz; haklarımız her geçen gün daha fazla elimizden alınıyor.
NEREYE KADAR!
Biz eğitimle okulun iç içe olmasını, meslek öğrenmeyi istiyoruz; ama emekgücümüzün sömürülmesine, bedenlerimizden milyarlarca lira kazanılmasına, bunun hesabını yapan, oturup bizi şirketlere nasıl pazarlayacağını düşünen işgüzar okul yönetimlerine, sömürücü şirketlere karşıyız. Meslek lisesi, meslek yüksekokulu adı altında okullarımızın bir ticarethaneye dönüşmesini istemiyoruz.
Biz okul istiyoruz, parasız eğitim istiyoruz… Sömürülmek değil, öğrenci olmak istiyoruz.
Üzerimizden elde ettikleri karlar yetmiyormuş gibi bir de eğitim giderlerini de bizlere ödettiriyorlar. Eğitimi her yönüyle paralı yaptılar. Kayıt parası, harç parası, diploma-karne parası; okulun yok masa-sıra, kömür bilmem ne parası… hepsini bizden çıkartıyorlar.
BİR KEZ DAHA SABIR…
Fabrikalarda anne ve babalarımız, okullarda bizler…
Fabrikalarda, işyerlerinde anne ve babalarımız, abi ve ablalarımız nasıl çalışıp sömürülüyorsa; biz de atölyelerde-işyerlerinde staj adı altında öyle sömürülüyoruz. Hiçbir farkımız yok birbirimizden. Biz de atölyelerde üretim yapıyoruz, onlar da fabrika ve işyerlerinde… Onlar da ücretli köle, biz de… Gün boyu üç kuruş için köle gibi çalışıp akşam yorgun argın eve gelmiyor muyuz her birimiz? Çalışmak istemiyorsa anne ve babamız, koşullar ağırsa, parası azsa, ya da sendika veya sigorta hakkını talep etmişse, patron hemen kapıyı gösteriyor:
“İşine gelmiyorsa DEFOL!”. Bizim için de aynısı geçerli değil mi:
“Okulun kurallarına uymayacaksan, seni sömürmemize izin vermezsen, kayıt parasını vermeyeceksen DEFOL!”. Dışarda binlerce kişi var bu okulda okumak veya bu işte çalışmak isteyen diyorlar bize…
SEN DEFOL!
Hangi birimiz okul ve çalışma dışında kendimize zaman ayırabiliyoruz, sosyal-kültürel faaliyetlerde bulunabiliyoruz? Arkadaşlarımızla şöyle bir haftasonu sinemaya gidebiliyor muyuz mesela? Hayatlarımız ne kadar monoton değil mi? Okul-iş-ev, iş-okul-ev, okul-iş-ev, iş-okul-ev, ev-iş-okul…
YETEEEEEEER!
SÖZ ALINTERİNİN KURULTAYI’NA SEN DE KATIL…
Bugün sorunlarımızı oturup konuşmaya ihtiyacımız var. Haklarımızı alacağımız
öğrenci sendikasına ihtiyacımız var. Rekabete, birbirimizin kuyusunu kazmaya, birbirimizin üzerine basarak yükselmeye değil; işçi sınıfıyla omuz omuza mücadele vermeye, dayanışmaya ihtiyacımız var.
Devrimci Sendikal Birlik (DSB) çalışanı işçilerin de içinde bulunduğu bir grup öncü işçi, biz öğrencileri sorunlarımızı birlikte tartışacağımız, çözüm yollarını birlikte bulacağımız, kendi örgütlülüklerimizi ve mücadele hattımızı birlikte yaratacağımız
SÖZ ALINTERİNİN KURULTAYI çalışmasına çağırıyor. Şimdi nasıl ki aynı kaderi paylaşıyorsak, nasıl ki sınıfın bir yarısı da bizlersek; diğer işçilerle, emekçilerle kurultay çalışmasını birlikte yapalım…
Bulunduğumuz her okulda, işyerinde, atölyede, diğer öğrenci arkadaşlarımızla bir araya gelip
Kurultay Hazırlık Komitelerimizi (KHK) kuralım. Geniş toplantılar yaparak sorunlarımızı tartışalım. Çözüm önerilerimizi oluşturalım. Bizimle aynı şartlarda eğitim gören, çalışan, sömürülen arkadaşlarımıza ulaşalım. Kurultayımızı annelerimize, babalarımıza, abilerimize, ablalarımıza anlatalım; onları da katalım çalışmalarımıza, kurultayımıza onlar da gelsin… Bu; çalışan, sömürülen, hakkını arayan herkesin kurultayı…
BİZİM KURULTAYIMIZ.. ÇÖZÜM KURULTAYI!..
Konuşup tartıştığımız; çözüm üretmeye çalıştığımız konuları kurultaya taşıyalım ve orada bulunan diğer işçilerle birlikte karara bağlayalım. Bizim mücadelemiz onların mücadelesi, onların mücadelesi bizim mücadelemiz olsun; daha güçlü olalım.
YETER ARTIK BİZ KONUŞALIM, BİZ OLALIM, BİRLİKTE OLALIM…
Geleceğin işçi sınıfını temsil edecek olan biz meslek liselerinde ve meslek yüksekokullarında okuyan öğrenci işçiler olarak; bir araya gelmenin, paylaşmanın, birlikte üretmenin, dayanışmanın, geleceğimize dair kararlar almanın, tüm bunlar için mücadele etmenin sonsuz hazzını yaşayacağız kurultayda. Bizler geleceğimizi ve özgürlüğümüzü kazanmak için adım atacağız. Peki sen, sen ne yapacaksın? Biz Mart ayında, diğer öğrenci ve işçi kardeşlerimizle birlikte İstanbul’da olacağız, peki sen?
- Köle Değil Öğrenciyiz!
- Çalışan Öğrencilere Sendika/Sigorta Hakkı!
- Staj Sömürüsüne Son!
- Diplomalı İşsiz Olmayacağız!
- Herkese İş, Herkese Çalışma Hakkı!
- Kölece Yaşama, Kölece Çalışmaya, Kölece Eğitime Hayır!
Kaynak: www.sozalinterinin.org