Mahpusluktan kürek mahkumluğuna

Eskişehir Açık Cezaevi'nin mahkum işçileri, kapitalizmin baskı aygıtının adliye ve ceza infaz kurumlarının demirbaşlarını üretiyorlar. Dışarı çıkamadık, çünkü hep dışardaydık. İçeri giremedik, çünkü hep içerdeydik.

GÜNCEL
Çarşamba, 25 Ocak 2006 (20 yıl 8 ay önce)

“Bir çırçır fabrikasında çalışan işçi yalnız pamuk ipliği mi üretiyor?” diye sorar Marx, “Hayır” der, “...sermaye üretiyor. Kendi iş gücüne komuta etmeye yarayacak değerleri üretiyor.” Kendini insanlıktan çıkaracak güçleri, kendi maddi ve manevi yoksunlaşmasını üretiyor. Kendi emeği ve emek ürünleri kendi bilinç ve iradesinden bağımsız işleyen yasalara tabi olan işçi, sermayeyi, devleti, sendika ağalarını, dini, ...yani kendi bağımlılık ve köleleşmesini; yalnızlığını, güçsüzlüğünü ve korkularını üretiyor. Kendi tüm yetenek ve becerileri, gücü, toplumsal emek biçiminde “başkalarının” tasarrufuna geçtiğinden, kendine, toplumsal varlığına ve gücüne güvensizliği üretiyor. Emeği ve emek ürünleri ile birlikte bütün yaşamı, hatta duygu ve düşünceleri üzerinde bile iktidarsızlaşmayı (bağımsızlaşmayı) üretiyor.

Bu durum şu an en uç şekilde Eskişehir Açık Cezaevi'nde yaşanıyor. Eskişehir Açık Cezaevi'nin mahkum işçileri kendilerini mahkum eden kapitalizmin faşist devlet aygıtının çeşitli kentlerdeki adliye ve ceza infaz kurumlarının demirbaşlarını üretiyorlar. Ve patronların en büyük örgütü olan kollektif kapitalist devletin kasasına muazzam bir kaynak aktarıyorlar. Eskişehir “Cezaevi Fabrikası”, 2005 yılında 3 milyon TYL net kar elde etti.

Yaklaşık 10 yıldır açık cezaevi statüsünde bulunan Eskişehir Açık Cezaevi'nin 120 mahkum işçisi, Atatürk büstünden tabelalara, oturma gruplarından masa ve sandalyeye kadar çeşitli mobilya ve demir-çelik çalışma grupları üretiyor. Mahkumlar tarafından üretilen büro takımlarıyla çeşitli kentlerdeki adliyelerde görevli hakim ve savcıların odaları donatılıyor.

Cezaevinin geçen yıl 5,2 milyon YTL ciro yapmasını sağlayan mahkum işçilere aynı yıl içinde sadece 43 bin YTL dağıtıldı. Yani koca bir yıl boyunca mahkum başına ortalama 358 milyon. Bir aylık asgari ücretten dahi daha düşük bir rakam. Üretimin diğer bir gider kalemi olan SSK primleri için de aynı yıl toplam 48 bin YTL ödendi.

Yeni Ceza ve Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un, tasarı halinde bulunan, zorunlu çalışma, tek tip elbise saldırısı ile birlikte devrimci tutsakların teslim alınamayan iradesine çarpmıştı. Fakat faşist devlet, zorunlu çalışmayı “meslek öğrenme ve dışarıya alıştırma” demogajileriyle adli mahkumlarda hayata geçirdi. Her saldırının olduğu gibi bunun da “patent hakkı” emperyalistlere aittir. ABD'de özelleştirilen cezaevlerine, kapasiteleri izin verdiği ölçüde yakalanan yoksul siyahlar, göçmenler vb. hiçbir şuçlama ile karşılaşmadan ya da uyduruk gerekçelerle doldulurarak, Amerikan mali oligarşisine “kürek mahkumluğu” üzerinden muazzam bir artı-değer sömürüsü elde ettiriliyor. Türkiye işbirlikçi sermayesinin izleyeceği yolda budur. Yakında cezaevleri de özelleştirildikten sonra 120 mahkum işçinin bulunduğu fakat, 250 kişilik kapasitesi olan Eskişehir Açık Cezaevi'nin atıl kapasitesi de yoksul Kürt ve Türk emekçiler, işsiz varoş gençliği vb. ile doldurulur.

Türkiye cezaevleri patronlar ve faşist devletleri için çok yönlü faydaların sağlanacağı bir işleve oturtuluyor. Cezaevleri bir yandan devrimci tutsaklar ve hatta zamanla her türlü muhalefet odağının izolasyon işkencesi temelinde zamana yayılmış kansız öldürme ve kişiliksizleştirme planın uygulama alanları olurken; öte yandan ise Nazizmin çalışma kamplarına dönüştürülerek hem artı-değer sömürüsü azamileştiriliyor, hem de dışarıda ücretlerin bastırılmasının zemini hazırlanıyor.

Sözün bittiği yerde eylem başlamazsa! Faşizmde sınır, sınıf mücadelesinde statüko yoktur. Sınıfsal zenginleşmenin sınırsız olduğu sistemde sınıfsal-kitlesel yoksunlaşmanın, sermaye-iktidar güç yoğunlaşmasının sınırsız olduğu koşullarda baskı ve zulmün sınırı yoktur. Örgütsüzlük kabul edilmişse sıra bireysel hücreleşmededir. İçerde-dışarda hücreler örülmüşse sıradaki toplumsal ve bireysel atomizasyondur. Sömürü kanıksanmışsa yoksulluk kitleselleşir, yoksulluğa alışılmışsa sırada açlık vardır.

F tipi fabrikaların geleceği F tipi cezaevlerinin geleceği ile aynı kaderi paylaşıyor. Dışarı çıkamadık, çünkü hep dışardaydık. İçeri giremedik, çünkü hep içerdeydik.