Tüm birlikler çöktü!

İşgal ordusundan savaş karşıtlığıyla ayrılan iki eski askerle yapılan röportaj:

DÜNYA
Perşembe, 10 Nisan 2008 (18 yıl 4 ay önce)

Junge Welt, 22 Mart 2008, alınteri.net Çeviri Grubu*

İrak ABD askerClinton Hicks ve Chris Capps, ikiniz de çok genç yaşlarda Irak savaşında yer aldınız. ABD ordusuna katılma nedenlerinizden bahsedebilir misiniz?

Clifton Hicks:
Dürüstçe söyleyeyim… Ben daha küçük bir çocukken orduya katılmak istedim. Bu ailemizde gelenek gibi bir şey. Büyükbabam askerdi, babam da, amcam da, yani hepsi… Ben askere ülkemi korumak düşüncesiyle gittim. 11 Eylül 2001 olaylarından sonra bunun yurtsever bir eylem olduğunu zannettim. İyi bir şey yapacağımı, dünyanın birazcık düzeltilmesine yardımcı olacağımı düşündüm. Bunun dışında bir de savaşı tatmak istedim; tanklara binmek, çatışmalar yaşamak… Daha 17 yaşındayken askere başvurdum. Reşit olmadığım için kaydımı annem yaptı. Yoğun bir eğitimden geçirildim. Dört ay temel eğitim aldım, bir ay tatil yaptıktan sonra da Almanya‘ya tayin edildim. İki hafta sonra da birliğimle birlikte Bağdat’taydım. Nisan 2003‘de…

Geriye dönük düşününce şunu söylemem gerek; ben aptal herifin biriydim. Aşırı sağcı, milliyetçiydim. Amerika’nın hep haklı ve yenilmez olduğuna inandım. El-Kaide’ye karşı savaşmak ve hepsini öldürmek istedim. Uçakları Dünya Ticaret Merkezi’nin kulelerinde patlatanları… Irak savaşına katıldığımda ne yaptığımı gerçekten düşünmedim. Tüm aile gitmemem için yalvardı, kendileri şahsen askerlik yapanlar da dahil! Ama ben yine de gittim.

Cris Capps: Ben daha sonra yüksekokula gidebilmek için başvuru yaptım. O zaman 20 yaşındaydım ve New Jersey’deki küçük kasabamız Hackettstown’da sırf zaman geçirmek için pizza dağıtım işinde çalışıyordum. Hayatım boyunca bu küçücük kasabada yaşamak istemiyordum. Bana göre buradan tek çıkış yolu askerlikti. 2004‘ün ilkbaharında orduya yedek olarak katıldım. Ülkemin aslında bir savaş tarafı olduğunu biliyordum, ama görmemezlikten geldim. Sadece, "Yaşadığım can sıkıcı yerden nasıl kurtulabilirim"i düşünüyordum. Sonunda yurtdışında görev alıp alamayacağımı sordum. Çünkü hem dünyayı görmek istiyordum, hem de daha fazla maaş veriliyordu. Ordunun Güney Kore’de ihtiyacı olmadığı için, Almanya’ya tayin ettirildim. Ben daha oraya varmadan, birliğim Irak’a gönderildi. Yani Kasım 2005’den Eylül 2006 sonuna kadar Irak’ta kaldım.

Savaşın ortasında olmayı şimdi nasıl hatırlıyorsunuz?

Capps:
İlk olarak büyük bir şok yaşadım. Büyük bir çölün ortasına ineceğimi düşünmüştüm. Buna karşın uçaktan inince kendimi bir Disneyland‘da hissettim. İnanılmazdı! Hurma ağaçları, göller vardı ve büyük bir saray… Bir zamanlar Saddam Hüseyin‘in olmalıydı. Fast food yemek satan bir ok lokanta vardı. Tıpkı Starbbucks, Subways, Pizza-Hut… gibi. Ve Kamp Victory‘a hoş geldin! Burası tüm Irak’ın en “güvenlikli“ yerlerinden biridir. Halliburton ve KBR orada büyük yatırımlar yapmışlar. Şiddet askeri duvarın önünde olup bitiyordu. Bomba ve silah sesleri duyuluyordu, duvarların ardından yükselen dumanlar görünüyordu. Fakat bu dışardaydı! Kamp Victory’dekilerin çoğunluğu bunu kanıksamış.

Clifton Hicks, daha ergenlik yaşını bitirmeden Irak’ın başkentinde kocaman bir tankla dolaşmak nasıl bir duyguydu?

Hicks:
Korkunçtu! Her şeyden önce masum insanları öldürmekten korktum. Irak’a son derece iyiniyetlerle gitmiştim. İyi bir asker olmak ve iyilik yapmak istiyordum. Gerçekte sürekli stres altındaydım. Öncesinden tahmin ettiklerimden tamamiyle farklıydı her şey. Tanktayken bana bir şey olacağından pek korkmadım. Iraklıların başlangıçta M1-Abramsı vurmak için yeterli teknolojik imkanları yoktu. Fakat sivilleri ezmemek için dikkatimi olağanüstü düzeyde yoğunlaştırmak zorundaydım. Iraklılar cellat gibi araba kullanıyorlar, aniden yoluna çıkıveriyorlar. Bu onlar için çok tehlikeliydi.

"Lanet olsun! Burada bir şeyler ters gidiyor!" düşüncesine ilk ne zaman kapıldınız?

Hicks:
Tanklarımızla devriye geziyorduk. Önümüzdeki bir gruba saldırılıyordu. Bir patlama oldu ve onlara ateş açıldı. Öbür tarafta, bir evin bulunduğu yönden de silah sesleri geliyordu. Önümdeki konvoyda bulunanlar her yere rastgele ateş açtılar. Evlere doğru onlara yardıma koştuk. Kapıları tekmeleyerek eve girdik. Kendimizi bir düğünün ortasında bulduk. İçerde dans eden, kutlama yapan kocaman bir aile vardı. Ve biz gelinceye kadar buradaki üç sivil kurşunlanmıştı. Bir adam ve kız yaralanmış, çok genç bir kız da yerde yatıyordu, ölmüştü. Iraklılar büyük ihtimalle damda havaya ateş etmişlerdi. Bu onların düğünlerinde bir gelenek. Askerler de bunun düşmanca bir saldırı olduğunu zannedip saldırmışlardı. Irak’ta böyle şeyler hemen hemen her gün oluyordu.

Benim gözüme diken gibi batan ise bu olay değildi! Çünkü bu bir hataydı, bilerek yapılmadığı açıktı. Asıl ondan sonra olanlar beni şoke etti. Amirlerimize telefon ettik ve: "Bir sivil öldürdük, iki tane de yaraladık. İlk yardımı yaptık. Şimdi ne yapmalıyız?" dedik. Cevap, "Her şey tamamdır. Görevinize devam edin" oldu. Hepsi bu kadardı! Arapçada, "özür dileriz" ne demek, onu bile bilmiyorduk. Öylece gittik… Ondan sonra kendi kendime, "Iraklıları kurtarmak ve ülkelerini tekrar inşa etmelerine yardım etmek ne demek?" sorusunu sordum. Ve bu adamların bundan sonra bize karşı mücadele etmek için, bu gece gidip silahlanacaklarından emindim!

Capps: Çok şükür, ben böyle şeylere rastlamadım. Kamp Victory’da telsiz- teknikçi olarak çalıştım, altyapı kurmaya yardım ettim sürekli. Bir gün yakınlardaki bir dış nokta tarafından komünikasyon sisteminin tamir edilmesi için çağrıldık. Bu işleri yaparken, Kamp Victory’nın ana karargahı ile Ebu Garip arasındaki telefon ve internet kablosunu değiştirdiğimi farkettim. Daha önce Irak’ta ne yaptığıma dair hiç düşünmemiştim aslında. Şimdi bu altyapının ne için kullanıldığını düşünmeye başladım. Ebu Garip fotoğrafları tüm dünyaya yayıldı ve onları ben de gördüm. Orada ne olduğunu herkes biliyordu.

ABD birliklerinin Irak toplumuna yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Irak ev baskınıCapps:
Çoğu asker topluma ilgisiz. Kin, nefret gibi bir şey yok. Topluma boşvermişlikle bakıyorlar.

Hicks: Sık sık erkekleri (rastgele) düşman olarak tutukladık. Çünkü asıl arananları bulamadık. Göreve gönderilirken bir tutuklu ile dönmek zorundaydık hep. Mücadele edecek yaştaki Iraklılarla karşılaşmayı bekliyorduk. Az buçuk tehlikeli görüneni bağlayıp araca atıyorduk. Bu insanlar sonuçta Ebu Garip’e ulaşıyordu. Hiçbir şey yapmadıkları halde! Tek suçları Irak’ta doğmaktı! Iraklı bir savaşçının tutuklandığına sadece bir sefer tanık oldum. Yanına bombalar almıştı ve birkaçımızı havaya uçurmak istemişti. Onu görmek istedim. Çünkü daha önce gerçekten hiç düşman görmedim. Bu yüzden esir aracının kapısına vurdum, açıldı. Tutukluya işkence edildiği için vücudunun morarmış olduğunu gördüm. Ben ona, "Ebu Garip’e geleceksin, orada seni öldürürüz" dedim. Bu bir psikolojik oyundu. Böyle şeyler her gün olurdu.

Bir seferinde birinin bir tank tarafından yanlışlıkla ezildiğine tanık oldum. Askerler yola devam ettiler, olaya karışmak istemediler. Daha sonra benim birliğim ilgilenmek durumunda kaldı. Hiç kimse sivil insanların ölümünün sorumluluğunu almak istemiyordu.

ABD ordusunu terk etmeye ne zaman karar verdiniz?

Hicks:
Birliğim içinde 12 ay mücadele verdim. Lanet olası her gün aynı yararsız devriyeye gittik. Ben de tüm öbürleri gibi sadece görevin sonunu düşündüm. Nisan 2004‘te yine Almanya’da olacaktım, büyük bir bira içecek, Frankfurt’ta sosis yiyecek ve kadınlarla alem yapıp eğlenecektim! Ondan sonra da ABD’deki ailem ve arkadaşlarımı görecektim!

Birliğim belirlendi: Kuveyt’teki bir köprübaşı! Oradan Almanya’ya dönecektik. Nisan 2004’tü. Şimdiye kadarki en kanlı aylardan ikincisiydi. Bunu televizyondan öğrendik ve son anda bu boktan kurtulduğumuzu söyleyerek şakalaştık. Sonra Irak’a geri gönderileceğimizi duyduk. Sonuçta resmi olarak da iletildi.

Savaştan kurtulduğumuzu düşünürken, tekrar döneceğimizi öğrenmenin bizlerde nasıl bir duygu yarattığını tahmin edebilirsiniz! Kuveyt’te her yerde milli muhafız kızlar vardı. Boş zamanlarda şort ve topla dolaşıyorlardı. İçilen esrarın kokusunu her yerden alabiliyordunuz. Herkes sarhoştu, her yerde parti vardı. Tekno, Rock and Roll, kovboy filmleri... herkes kendi için bir şeyler bulabilirdi. Kocaman alışveriş merkezleri, lokantalar vardı… Ve sana Irak’a geri gideceğini söylüyorlar! Bu savaşın akılsızlık olduğunu hepimiz biliyorduk ve görevimizi de tamamlamıştık! İkinci Dünya Savaşı’ndan beri bir ABD askeri 12 aydan fazla görevde kalıyordu ilk defa!

Yine de Irak’a dönmeniz gerekiyordu…

Hicks:
Evet! Irak’a dönünce sokak kenarlarında yakılmış tanklar gördük. Aslında M1-Abramslar tahrip edilemez diye biliniyordu. Siperlerde cenazeler ve ölü hayvanlar vardı. ABD ordusu, bu mükemmel makina benim için dağılmıştı. Ben ordunun hasta olduğunu, işlerini iyi şekilde yapmadığını farkettim. Kafam gitti, kafayı yedim, başkaları da. O zamana kadar aileme yazdığım e-maillerde hep neşeli şeylerden bahsederdim, iyi olduğumu söylerdim. Fakat artık içimde ne varsa hepsini yazıyordum. Yazdıklarımın kontrol altında olduğunu da biliyordum. Ama hiç umrumda değildi! Ordunun bizi, ölmek için buraya gönderdiğini yazdım.Üstlerime amirlerime hakaret ettim. Bir sabah beni uyandırdılar. Silahlarım elimden alındı. Ben aileme dönmek için ayağıma ateş açacağımı yazmıştım. Ordu benim başka bir arkadaşımı ya da amirimi vurabileceğimden korkmuş! Ceza yedim; 20 saat çalışıp, 4 saat uyuyacaktım! Birliğim sonuçta Almanya’ya "tatile" gönderildi! Burada Irak’a dönüş için yine eğitim gördük. Bu eğitim sırasında ordunun beni tüketeceğini daha net anladım. Görevimi dolduruncaya ya da ölünceye kadar Irak’a dönmek zorunluluğu ile karşı karşıya bırakıldım.

Sonuçta ordudan nasıl çıktınız?

Hicks:
Artık ne savaşmak ne de öldürmek istediğimi açıkladım. Eğitime katılmayı ve silah taşımayı reddettim. Büyük bir inceleme yaptırıldı. Sonuçta yüz arası, namussuz ordudan çıkartıldım!

Capps: Böyle bir karar almak kolay bir şey değil. Ordu çok büyük bir makinedir. Asli hedefi askerlerin ruhunu kontrol altında tutmaktır! Orduya karşı hareket etmek hayatınızı allak bullak edecek sonuçlara yol açar. ABD hükümetinin anlattıklarının hiçbirinin doğru olmadığını Irak’ta yaşananlar yüzünden herkes biliyor. Fakat karşı çıkmaya herkes cesaret edemiyor. Emirleri dinlemeyince cezaevine gireceksin! Ki bu en küçük endişedir. Kim “yüzkarası” olarak ordudan çıkarılmışsa, ABD’de iş bulamaz artık! Ama sonuçta bütün bunlar benim için önemli değildi. Ben artık ahlaki anlamda kesinlikle devam edemiyecektim. Ve olacakların hepsini göze alarak, tavrımı koydum!

Ailenizden destek gördünüz mü?

Hicks:
Ailem bana çok yardım etti. Doğru olanı yaptığımı biliyorlardı ve benimle gurur duydular. Ben de gurur duyuyorum. "Ordudan nasıl çıkarım" diye dalga geçenler olmasına rağmen! Ben biliyorum ki, hayatımda yaptıklarımın en namuslusu budur! Yarın ölsem, hayatımda yaptıklarımdan geriye bir şeyler kaldığından emin olabilirim: Orduya karşı geldim!

Sadece ABD-ordusundan çıkmadınız, "Iraq Veterans Against the War"da (Irak’ta savaşan savaş karşıtı eski askerler örgütü) da faaliyet yürütüyorsunuz. Sizi buna yönelten nedenler nelerdir?

Hicks:
Ben kesinlikle devam etmek zorundayım. Üç arkadaşımı Irak’ta kaybettim. ABD ordusunda halen arkadaşlarım var ve onların da öleceklerini biliyorum. Ordudan çıkıp, başka bir şey yapmasak yüreksiz, cesaretsiz olurduk. Ama korkak değiliz. Onun için ne düşündüğümüzü yüksek sesle söylememiz gerek.

Capps: Ben ABD ordusundan çıkmak isteyen askerlere elimden geldiği kadar yardım etmek istiyorum. Olabileceği kadar … Onlara destek gerekiyor. Askerler desteksiz ve tecrübesiz! Orduya karşı çıktıklarında kendilerini Mannheim‘deki askeri cezaevinde bulacaklar.

Irak direnişABD ordusundaki moral durum nasıl? Gerçekten ne kadar memnuniyetsiz asker var?

Hicks:
İkimiz gibi birçok kişi var. Birliğimin morali Irak’tan döndükten sonra o kadar yerlerdeydi ki onu terhis etmek zorunda kaldılar. Almanya’ya gönderilen ve buradan Irak’a gönderilecek olan askerler oranın gerçekte nasıl bir yer olduğunu bizden öğreniyorlar. Bu onlar için savaş alanına tayin edilmeden önce gerçekçi bir yaklaşım oluşturuyor.

Irak’ta bulunan bir asker savaşa karşı ne yapabilir?

Hicks:
Bir emri açık biçimde reddedemezsin. Bu durumda savaş mahkemesine götürülürsün. Yine de subaylara, onlardan nefret ettiğimi ve savaşı yanlış bulduğumu ima ederim, onların işini son derece zorlaştırabilirim. Bu bir çeşit pasif ve saldırgan direniştir.

Araçlarımızı sabote etmedik, ama amirlerimize destek vermediğimizi onlara gösterdik. Ve bunu çok iyi anladılar. Sonuçta; Iraklı askerlere ve beni öldürmeye çalışan direnişçilere yanımda olan bazı adamlardan daha çok fazla saygım vardı. Iraklılar aileleri ve ülkelerinin hakkı için emek sarf ediyorlardı. ABD askerleri ise buna karşı savaş sürdürürüyordu!

Kasım'da yapılacak ABD Başkanlık seçimlerinin Irak savaşını etkilemesini bekliyor musunuz?

Capps:
Dürüstçe hayır. Demokratlardan Hillary Clinton’un savaş tacirlerinden aldığı para, Cumhuriyetçilerin adayı John McCain’in aldığından daha fazla. Ne Clinton, ne Barack Obama 2013‘e kadar tüm askerleri Irak’tan çekeceklerine dair söz vermek istemiyorlar. Yani seçimi Demokratlar da kazansa bir şey değişmeyecek!

Hicks: Politikacılardan kimse açık ve dürüst değil. Evet birlikleri geri çekeceğiz demiyorlar. Bir politikaci net ve yüksek sesle; “evet“ demiyorsa, bu “hayır“ dediği anlamına gelir. Benim şahsen adaylara hiçbir güvenim yok. Bir Demokrat, bir Cumhuriyetçi, bir kadın ya da siyah birinin başkan olması sonucu değiştirmeyecek!


*Rüdiger Göbel ve Jan Schapira tarafından yapılan bu röportaj Almanya’da çıkan Junge Welt gazetesinin 22 Mart 2008 tarihli sayısında yayınlandı.