Plaza de Mayo Anaları..

30 yıllık mücadeleleri, Arjantin faşizmin kaybettiği 30 bin evlatları içindi. Asla unutmadılar, asla affetmediler..

GÜNCEL
Perşembe, 2 Şubat 2006 (20 yıl 8 ay önce)

Plaza de Mayo Anaları, 25 Ocak gecesi Buenos Aires'te geleneksel 24 saatlik yürüyüşlerine son kez başladılar. Yaşları 74 ile 93 arasında değişen analara son kararını verdiren de ilerleyen yaşları oldu. Ama faşizm gibi yaşlılık da 28 yıllık direnişi bitiremedi: Analar, 24 saatlik yürüyüşlere son karıyla birlikte, Perşembe günleri yaptıkları eylemleri son anne kalana dek sürdürme kararını da aldılar.

Okyanusun Örtemediği..
30 bin kayıbın çoğu CIA yetiştirmesi cunta şefleri ve işkence uzmanları tarafından bugüne kadar 365 tanesi ortaya çıkan ama kaç 365 tane daha olduğu bilinmeyen gizli toplama kamplarında işkence ile katledildi, işkencede ölmeyenler ise uçaklardan okyanusa atıldı. Kayıpların sorgularda, işkence tezgahlarında, kamplarda doğan çocukları ise işkencecilere evlatlık olarak verildi. Bugün 22-29 yaşlarında olan bu çocuklar, babalarının, annelerinin katillerine, "baba-anne" diyerek büyüdüler.

14 Beyaz Başörtüsü
Plaza de Mayo Anneleri, Arjantin‘de 1976-1983 arasında hüküm süren askeri faşist cunta rejimi boyunca kaybedilen 30 bin çocukları için yürüyüşlerine, 13 Nisan 1977 günü cunta merkezine 100 metre uzaklıktaki Plaza de Mayo meydanında başlamışlardı. 14 kişiydiler. 14 beyaz baş örtülü kadın, bu tarihten sonra her Perşembe günü öğlen saatlerinde meydanda toplanmaya ve ortadaki piramidin çevresinde ikişer ikişer tur atmaya başladı. İkinci hafta 25'e çıkan annelerin sayısı, ‘77 sonlarına doğru ise 300'ü buldu.

Plazo de Mayo anaları

Tarih 13 Nisan 1977, Yer Arjantin..
İşkenceler, gözaltılar, kayıplar birbirini izliyor. Korku ve tedirginlik sarmış dört yanı. Tam bir kabus ortamı. Postalların gölgesinde esir alınmış Arjantin halkı. Silahlar doğrultulmuş üstüne. Her tarafın karanlığa kestiği cunta yılları.

Kimi Arjantin'in uzak dağ köylerinden, kimi varoşlarından çıkıp gelen 14 kadın, 13 Nisan günü Plaza de Mayo Meydanı'nda ilk kez bir yürüyüş düzenler. Ellerinde kayıp çocuklarının resimleri, yüzlerinde öfke ve keder... Analar hükümet yetkililerinden, morglarda, mezarlarda arayıp bulamadıkları çocuklarının akibetini sormaktadır: “Söyleyin çocuklarımız nerede?” Cevap hep aynıdır: “Oğlun biriyle kaçtı?”, “Kızın terörist arkadaşları tarafından öldürüldü”.

Okyanus Bunu Duysun Derinliklerin..
Hükümet yetkilileri önceleri anaları hiç umursamaz, iddiaları her seferinde duymamazlıktan gelirler. 14 anadan yaşı 60'ını çoktan geçmiş ak saçlı Azucena De Vicenti diğerlerine dönerek, “Olmamız gereken yer bulası değil, Plazo de Mayo! Günün birinde sayımız artınca Başbakanlık Sarayı Casa Rosada'ya gidip, kayıp çocuklarımızı Başkan'dan soracağız” der. Böylece her Perşembe, Plazo de Mayo Meydanı 14 inatçı ananın yürüyüşüne tanık olur. İkinci buluşmada sayıları 20'ye, Aralık '77'de de 300 kişiye ulaşır. Bunlardan ileride harekete başkan olacak olan Hebe Bonatini'nin, fabrika işçisi kocası ve iki oğlu, başkan yardımcısı Adela Antohelatz'in siyasi davalara bakan avukat oğlu da kayıplar arasındadır.

Perşembenin Delileri..
Gösteriler üç ay boyunca sürer. Analar yılmaz, zulmün karanlığını yarabilmek için çalmadık kapı bırakmazlar. Haziran 1977'de kayıp yakınlarının yargıç karşısına canlı çıkarılması için 159 başvuruda bulunurlar. Arjantin hükümeti anaların bu talebi ve ısrarlı tutumları karşısında onlara “Perşembenin Delileri” adını takar.

Plazo de Mayo anaları

Analar da kaybedildi!
Kısa zamanda önceleri küçümsenerek bakılan analar da Arjantin faşizminin hışmına uğrar. 5 Ekim 1977'de Başkanlık Sarayı önünde toplanan ve topladıkları 24 bin imzayı teslim etmek isteyen 300 ana önce polisin saldırısına uğrar, ardından tutuklanır, daha sonra da serbest bırakılırlar. Ve bu sadece bir başlangıçtır! Artık onlarda devletin kayıplar listesine alınmıştır. 8 Aralık'ta 9 kadın, insan hakları gününü kutlamak için evlerinden çıkarken kaçırılır.

Anaların lideri Azucena De Vicentide bu operasyona bağlı olarak önce tutuklanır, ardından o da kaybedilir.

Asla Unutmayacağız!
İnsan hakları örgütlerinin sağduyu ve ılımlılık çağrıları da anaları inatçı, kararlı tutumlarından caydırmaz. Tepeden tırnağa acı ve öfke doludurlar. Aralık 1977'de basına şu açıklamayı yaparlar:

“Bu kadınları bizi susturmak için kaçırdılar, ama başarılı olamadılar. Bizden korkuyorlar. Arjantin'e kazandırdığımız kötü imajdan korkuyorlar. Cuntacıların yaymak istediklerinin aksine dünyaya Arjantin'in kanlı yüzünü gösterdiğimiz için korkuyorlar. Çocuklarımızı, eşlerimizi, babalarımızı istiyoruz. Gerçeklerin açıklanmasını istiyoruz”.

Asla Affetmeyeceğiz!
Dünya kupası için aynı meydanda yapılan geçit töreninde analar ellerinde pankartlarıyla yabancı kameraların, gazetecilerin karşısına çıkarlar: “Çocuklarımızdan, torunlarımızdan, babalarımızdan haber alamıyoruz”. Hükümet öfkeden kudurur. Misilleme olarak Kayıp Yakınları Komisyonu'nu savunan avukatları kaçırır ve yok eder. Kadınların Başkanlık Sarayı'na gelerek toplanmaları da yasaklanır. Ama bunlar bile korku duvarını bir kez yıkmış olan anaları durdurmaya yetmez.

Plazo de Mayo anaları

Kilitlenme, Israr, Süreklilik..
Analar bu sefer kiliselerde toplanmaya başladılar. Ama mücadele kiliselere hapsolmadı ve kayıpların sesi her yerde faşist cuntanın karşısına dikilmeye devam etti. Anneler, 1980 Ağustos’unda bu kez 2 bin kişiyle yeniden Plaza de Mayo’da meydan okudular cuntaya. Cuntanın 1982'de Falkland Savaşı‘nı fırsat bilerek, kaybedilen devrimcileri “hain”, annelerini de “hain anneleri” olarak damgalama girişimi de başarısızlıkla sonuçlandı.

Nehirler Denize Ulaştı...
Usul usul, dirençle akan su, yolunu bulmuş, kitlelerle buluşmayı başarmıştı! 7 Kasım 1981'de düzenlenen “Barış, Emek ve İş” yürüyüşüne katılan 50 bin kişi, anneleri destekleyen sloganlar haykırdı. ‘82 Şubat’ında Başkanlık Sarayı’nın önünde düzenlenen yürüyüşe ilk kez sendikalar da katıldı. Mart ayında ise annelerin başını çektiği “Askeri Diktatörlük Sonuna Yaklaştı” sloganıyla yapılan gösteriye 15 bin kişi katıldı.

Anaların mücadelesi, olağan üstü halin kaldırırarak sözde demokrasiye geçildiği 20 Ekim 1983 yılına kadar aralıksız sürdü. Onbinlerce kayıp ailesinin, gerçeklerin ve suçluların açığa çıkarılması için verdikleri mücadele durmak bilmedi: Geride bırakılan 65 kayıba, yüzlerce gözaltıya ve işkencelere rağmen...

Arjantin halkının acıları “Plaza de Maya Hareketi”ni yarattı. Anaların hareketi sadece Arjantin'le de sınırlı kalmadı, onlar Arjantin faşizmin kabusu, dünyanın neresinde olursa olsun barbarlığa karşı verilen mücadelenin esin kaynağı oldular.

Plazo de Mayo anaları

Plaza de Mayo Analarının Gösterdiği...
Plaza de Mayo Annelerinin 28 yıllık direnişi, siyasal-toplumsal mücadeleler tarihinin sayfalarına devredilecek “ajitatif bir öykü” değildir! Annelerin onyıllara yayılmış bu direnişinden, bir eyleme sınır tanımaksızın kilitlenmeyi; tarihsel bir meşruiyete sahip talep doğrultusunda gösterilen ısrar ve süreklilikle büyük nehirlere ulaşmayı öğrenmeliyiz. Örgütlü devrimci eylemcilerin birbiri ardına imha edildiği bir süreçte, anneler nezdinde bir halkın mücadelenin kazanım ve mevzilerine sıkı sıkıya sarılmasından dersler çıkarmalı; emekçi kitlelerin asla sökülüp atılamayacak potansiyellerinin bilinci ve umudu ile donanmalıyız.

Faşist cunta onlara “Perşembenin Delileri” adını takmıştı; Plaza de Mayo anneleri cuntayı deviren halk hareketinin fitilini tutuşturdular. Yalnızca bir daha asla göremeyeceklerini bildikleri çocukları için değil; bu kavgayı kendi devrimci varoluşları ile birleştiren ve onda simgeleştiren emekçi kadınların “deliliği”ni emekçilere taşımalıyız: Asla unutma, asla bağışlama!

Plaza de Mayo'dan Galatasaray'a..
Mayo Anaları ellerinde dövizler, kayıp evlatlarının fotoğraflarıyla dikildiler karşısına cuntanın. Plaza del Mayo her Perşembe kapılarını ak saçlı analara açtı. Aynı Galatasaray‘da olduğu gibi. Anaların meydanlardaki dili ortaktı. Türkçe, İspanyolca, Baskça…. fark etmiyordu. “Evladımı sağ aldınız, sağ istiyoruz” direnişin ortak dilidir birlikte atan! Nemli gözlerle zalimin zulmüne duyulan nefret, farklı kıtalarda olsa da zulme karşı verilen mücadele evrensel olup, zifiri karanlığı aydınlatan anaların öfkesi olacaktı bu meydanlarda. Marşın imgesinde denildiği gibi: “Bu meydanda cengimiz var. Faşistlere hıncımız var. Yiğit olan meydana gelsin!.

Sokaklar meydanlara, meydanlar iktidara giden yolun dönemecidir. Meydanların sessizliğini bozacağımız, bayraklarımızla, pankartlarımızla, marşlarımızla yeniden hayat vereceğimiz günler yine gelecek.