30 yıllık mücadeleleri, Arjantin faşizmin kaybettiği 30 bin evlatları içindi. Asla unutmadılar, asla affetmediler..
Plaza de Mayo Anaları, 25 Ocak gecesi Buenos Aires'te geleneksel 24 saatlik yürüyüşlerine son kez başladılar. Yaşları 74 ile 93 arasında değişen analara son kararını verdiren de ilerleyen yaşları oldu. Ama faşizm gibi yaşlılık da 28 yıllık direnişi bitiremedi: Analar, 24 saatlik yürüyüşlere son karıyla birlikte, Perşembe günleri yaptıkları eylemleri son anne kalana dek sürdürme kararını da aldılar.
Okyanusun Örtemediği..
30 bin kayıbın çoğu CIA yetiştirmesi cunta şefleri ve işkence uzmanları tarafından bugüne kadar 365 tanesi ortaya çıkan ama kaç 365 tane daha olduğu bilinmeyen gizli toplama kamplarında işkence ile katledildi, işkencede ölmeyenler ise uçaklardan okyanusa atıldı. Kayıpların sorgularda, işkence tezgahlarında, kamplarda doğan çocukları ise işkencecilere evlatlık olarak verildi. Bugün 22-29 yaşlarında olan bu çocuklar, babalarının, annelerinin katillerine, "baba-anne" diyerek büyüdüler.
14 Beyaz Başörtüsü
Plaza de Mayo Anneleri, Arjantin‘de 1976-1983 arasında hüküm süren askeri faşist cunta rejimi boyunca kaybedilen 30 bin çocukları için yürüyüşlerine, 13 Nisan 1977 günü cunta merkezine 100 metre uzaklıktaki Plaza de Mayo meydanında başlamışlardı. 14 kişiydiler. 14 beyaz baş örtülü kadın, bu tarihten sonra her Perşembe günü öğlen saatlerinde meydanda toplanmaya ve ortadaki piramidin çevresinde ikişer ikişer tur atmaya başladı. İkinci hafta 25'e çıkan annelerin sayısı, ‘77 sonlarına doğru ise 300'ü buldu.

Tarih 13 Nisan 1977, Yer Arjantin..
İşkenceler, gözaltılar, kayıplar birbirini izliyor. Korku ve tedirginlik sarmış dört yanı. Tam bir kabus ortamı. Postalların gölgesinde esir alınmış Arjantin halkı. Silahlar doğrultulmuş üstüne. Her tarafın karanlığa kestiği cunta yılları.
Kimi Arjantin'in uzak dağ köylerinden, kimi varoşlarından çıkıp gelen 14 kadın, 13 Nisan günü Plaza de Mayo Meydanı'nda ilk kez bir yürüyüş düzenler. Ellerinde kayıp çocuklarının resimleri, yüzlerinde öfke ve keder... Analar hükümet yetkililerinden, morglarda, mezarlarda arayıp bulamadıkları çocuklarının akibetini sormaktadır: “Söyleyin çocuklarımız nerede?” Cevap hep aynıdır: “Oğlun biriyle kaçtı?”, “Kızın terörist arkadaşları tarafından öldürüldü”.
Okyanus Bunu Duysun Derinliklerin..
Hükümet yetkilileri önceleri anaları hiç umursamaz, iddiaları her seferinde duymamazlıktan gelirler. 14 anadan yaşı 60'ını çoktan geçmiş ak saçlı Azucena De Vicenti diğerlerine dönerek, “Olmamız gereken yer bulası değil, Plazo de Mayo! Günün birinde sayımız artınca Başbakanlık Sarayı Casa Rosada'ya gidip, kayıp çocuklarımızı Başkan'dan soracağız” der. Böylece her Perşembe, Plazo de Mayo Meydanı 14 inatçı ananın yürüyüşüne tanık olur. İkinci buluşmada sayıları 20'ye, Aralık '77'de de 300 kişiye ulaşır. Bunlardan ileride harekete başkan olacak olan Hebe Bonatini'nin, fabrika işçisi kocası ve iki oğlu, başkan yardımcısı Adela Antohelatz'in siyasi davalara bakan avukat oğlu da kayıplar arasındadır.
Perşembenin Delileri..
Gösteriler üç ay boyunca sürer. Analar yılmaz, zulmün karanlığını yarabilmek için çalmadık kapı bırakmazlar. Haziran 1977'de kayıp yakınlarının yargıç karşısına canlı çıkarılması için 159 başvuruda bulunurlar. Arjantin hükümeti anaların bu talebi ve ısrarlı tutumları karşısında onlara “Perşembenin Delileri” adını takar.

Analar da kaybedildi!
Kısa zamanda önceleri küçümsenerek bakılan analar da Arjantin faşizminin hışmına uğrar. 5 Ekim 1977'de Başkanlık Sarayı önünde toplanan ve topladıkları 24 bin imzayı teslim etmek isteyen 300 ana önce polisin saldırısına uğrar, ardından tutuklanır, daha sonra da serbest bırakılırlar. Ve bu sadece bir başlangıçtır! Artık onlarda devletin kayıplar listesine alınmıştır. 8 Aralık'ta 9 kadın, insan hakları gününü kutlamak için evlerinden çıkarken kaçırılır.
Anaların lideri Azucena De Vicentide bu operasyona bağlı olarak önce tutuklanır, ardından o da kaybedilir.
Asla Unutmayacağız!
İnsan hakları örgütlerinin sağduyu ve ılımlılık çağrıları da anaları inatçı, kararlı tutumlarından caydırmaz. Tepeden tırnağa acı ve öfke doludurlar. Aralık 1977'de basına şu açıklamayı yaparlar:
“Bu kadınları bizi susturmak için kaçırdılar, ama başarılı olamadılar. Bizden korkuyorlar. Arjantin'e kazandırdığımız kötü imajdan korkuyorlar. Cuntacıların yaymak istediklerinin aksine dünyaya Arjantin'in kanlı yüzünü gösterdiğimiz için korkuyorlar. Çocuklarımızı, eşlerimizi, babalarımızı istiyoruz. Gerçeklerin açıklanmasını istiyoruz”.

