Kürdistan'da tutuklamalar ve operasyonlar hız kazandı..

GÜNCEL
Perşembe, 2 Şubat 2006 (20 yıl 8 ay önce)

Genelkurmay'ın bir gazeteci üzerinden verdiği “Polis, Öcalan posterleriyle gösteri yapanlara batıda başka, doğuda başka davranıyor; batıda müdahale ediyor, doğuda etmiyor” mesajı alındı ve Kürdistan'da tutuklamalara hız kazandırdı.

Muş'ta 1 Şubat'ta düzenlenen bir eylemde gözaltına alınan 4 kişiden 55 yaşındaki Makbule Kandemir ile Kerem Çıtanak bugün “örgüt propagandası” yapmak iddiasından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Iğdır'ın Hakveyis köyünde de Abdullah Öcalan gündemli refarandum çalışması için imza toplayan 3 kişi gözaltına alındı. Alınanların "PKK'ye yardım-yataklık" iddiası ile savcılığa çıkarılacağı bildirildi.

Mardin'in Derik İlçesi'nde de gerillaya yönelik askeri operasyon başlatıldı.

Eylemlerde Başladı..
Bu arada Öcalan'ın tutuklandığı tarih olan 15 Şubat'a doğru eylemler de başladı. Dün gece Şırnak'ın Gazipaşa ve Yeşilyurt Mahalleleri'nde, Silopi ilçesi'nde ve Cizre'nin Nur ve Cudi Mahalleleri'nde eylemler yapıldı.

Öcalan'ın Aile Görüşü Yarım Saate İndirildi!
İmralı Cezaevi‘nde 7 yıldır bir hücrede tecrit altında tutulan Abdullah Öcalan‘a verilen 20 günlük hücre cezasından sonra şimdi de yakınları ile görüşme süresi bir saatten yarım saate indirildi.

Zaten ikide bir bozulan “koster yüzünden” ailesi ve hatta avukatları ile de aylarca görüşmesi fiili olarak engellenen Öcalan, koster bozuk olamadığı zamanlarda da artık, yarım saat görüş yapabilecek.

Öcalan, yıllardır ağır tecrit koşullarında, 10 metrekarelik kapalı bir hücrede tutuluyor. Her gün bir saat, hücresinden biraz daha genişçe olan havalandırmaya çıkarılıyor. Dünya ile tek iletişim aracı olarak kendisine verilen radyonun, TRT-FM frekansı dışındaki tüm kanalları kapatılmış.

Rehin Politikası..
Öcalan İmralı’da rehin olarak tutuluyor. Bir rehineye nasıl davranılıyorsa devlet de Öcalan’a öyle davranıyor. Yeri geldiğinde Kandil‘deki kongrelere raporlar göndermesine, kamuoyuna açıklamalar yapmasına “göz yumabiliyor”. Bazen de aylarca dünya ile iletişimi kesilebiliyor. Bunları belirleyen Marmara Denizi’ndeki hava değil, politik havadır kuşkusuz. Rejimin politik ihtiyaç ve beklentileridir. Kürt kitlelerine karşı faşist terör sopası daha etkin kullanılacaksa, daha güçlü pozisyonlar kazanılacaksa Marmara’da fırtına başlar(!), gerilim yükseltilir; Öcalan’ın dünya ile bağları aylarca kesilir. Demokrasicilik oyunlarıyla liberal tasfiyecilik derinleştirilmek istendiğinde ise ortam yumuşatılır; bunun için Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesi yetiyor. Rejimin bilinçli bir politikayla yarattığı bu kısır ve tasfiyeci döngüde Kürt halk kitlelerinin umutları kırılıp mücadele kazanımları heba olurken faşist rejimin kazançlı çıktığı ortada.

Bunda Kürt reformist hareketinin payı da görülmelidir. Düzene entegre olmayı hedefleyen tasfiyeci reformist çizgisiyle PKK bugün “Öcalan’a muamele savaş ve barış gerekçesidir” diyerek, bu döngünün bir parçası olmuş; Öcalan üzerine kurulmuş politik-pratik tutumuyla inisiyatifi Öcalan’a muamele edenlerin eline vermiş, PKK’nin yönlendirilmesine, istenilen zemine çekilmesine izin vermiş oluyor. Bu tercih Kürt halkının kanıyla yarattığı devrimci birikimlerin toprağa gömülmesi, binlerce Kürt gencinin henüz kurumamış kanlarıyla kazanılan mevzilerin faşist rejimin siyasi manevralarına alet edilmesinden başka bir anlama gelmez.

İmralı’daki tecrit işkencesine karşı mücadele verilmelidir. Bu insanlık dışı muameleye sessiz kalınamaz. Bu noktada en başta faşizmin rehin politikası boşa çıkartılmalıdır. İmralı’daki tecritin kırılması rehin politikasının işlevsizleştirilmesiyle mümkündür. Rehin politikasının kırılmasının yolu da rehin politikasının bir santaj politikası olarak kullanılmasını engellemekten; bir bütün olarak Kürt halkının temel mücadele taleplerini dik, net, daha yüksek sesle ve açık bir dille ifade etmesinden geçer. Öcalan kartının rejimin elinden alınabilmesi, kartları açık oynamayı göze alan ve zorlayan mücadelenin yükseltilmesi yoluyla mümkün olacaktır.