Lübnan aslında Ortadoğu!

Lübnan'daki iç savaş havası hükümetin geri adım atmasıyla yatıştı, şimdilik...

DÜNYA
Pazar, 11 Mayıs 2008 (18 yıl 3 ay önce)

Bir taraftan Irak’ta Şii Sadr Güçleri’ne karşı başlatılan tasfiye amaçlı operasyonlar, Sünni güçlerle oluşturulmaya çalışılan "denge", Güney Kürdistan ve Türkiye arasında açılmaya çalışılan yeni sayfa, Filistin konusunda ABD deyneği ile yürütülen görüşmeler, Suriye-İsrail arasında Golan Tepeleri konusunda Türkiye’nin arabuluculuğunda yapılan görüşmeler... Diğer taraftan, ABD’nin Körfez‘e yolladığı savaş gemileri, son dönemlerde Irak konusunda daha fazla "İran’ın parmağı var" açıklamaları yapması, aynı söylemi Suriye için de dillendirmesi... Tüm bunlar içinde Lübnan’da uzunca bir süredir (Kasım ayından beri) yapılamayan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin her ertelenişi üzerinde başta ABD olmak üzere bilcümle ittifaklarının, "Bir iç savaştan korkuyoruz" açıklamaları yapmaları, ABD’nin Lübnan açıklarına savaş gemisi yollaması... Ardı ardına sıraladığımız tüm bu gelişmelerden ABD’nin GOP eksenli adımlarında yeni bir evrenin alt yapısını oluşturmaya çalıştığı anlaşılıyor. Bu planın en önemli boyutu İran’ın çevrelenmesidir. Lübnan’daki Hizbullah’ın zayıflatılması, Suriye’nin uygulanan basınçla İran ekseninden koparılması, Filistin’de kargaların güleceği "çözüm" formülleri ile bir dengenin oluşturulmaya çalışılması, sadece Hamas değil, buna uyum sağlamakta ayak direyen herkesin tasfiyesi, bu planın temel taşlarını oluşturuyor. ABD Ortadoğu’da görüntüde de olsa oluşturacağı bir denge ile girişeceği yeni saldırganlık hamleleri için elini güçlendirmeye çalışıyor.

Tüm bu karmaşa içinde Sedirler Ülkesi Lübnan son birkaç günde iç içe geçen iki önemli gelişmeye sahne oldu! Bir yandan işçi ve emekçilerin vazgeçilmez mücadele silahı olan genel grev, genel direnişin dili bu sefer kendi öz talepleri için konuştu. Hemen ardından, (daha doğrusu iç içe geçecek şekilde) çeşitli mezhepsel ve etnik farklılıklara dayanan siyasal haritada uzunca bir süredir yaşanan yarılma, bir kopuşa dönüşerek, "yeni bir iç savaşa mı?" sorularını sorduracak gelişmeler yaşandı.

Emperyalist güçlerin Lübnan’daki kukla hükümeti, Hizbullah’ın savaşta İsrail’e karşı kullanmak üzere kurduğunu iddia ettiği özel haberleşme sisteminin kaldırılması ve Beyrut’taki Hizbullah yanlısı havalimanı sorumlusunun görevden alınması kararını aldı. Bu gelişme emperyalistler ve bölge gericilikleri tarafından defalarca tekrarlanan, "iç savaştan korkuyoruz" tekerlemesini gerçeğe dönüştürecek provokatif bir niteliğe sahip. Nitekim Hizbullah lideri Hasan Nasrallah kararı, "Hükümet bize savaş ilan etti" açıklaması ile karşıladı. Hemen ardından da kararın geri alınması için 3 gündür yaşanan ve en son Batı Beyrut’un Hizbullah denetimine geçmesine evrilen çatışma süreci başlamış oldu.

Hizbullah emperyalizmin kuklası durumundaki hükümet güçlerine ait TV’leri, gazeteleri susturdu, binalarına dönük saldırılar düzenledi, bazılarını abluka altına aldı... Sokaklarda Hizbullah ve muhalafetin diğer bileşenlerinin silahlı güçleri ile hükümetteki partilerin silahlı güçleri arasında çatışmalar yaşandı. Emperyalistler, "Ordu çatırdayabilir ve o zaman süreç kanlı bir iç savaşa evrilebilir" derlerken, en son ordu da Hizbullah’ın taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini ifade eden açıklamalar yaptı.

Amaç ne?


Hükümet güçlerinin Hizbullah’a dönük son kararları sembolik görünse de, stratejik anlamlar taşıyor. Hizbullah’a ciddi bir istihbari yetenek kazandıran haberleşme ağı, 2006’da İsrail’le yaşanan 35 günlük savaşta kilit bir role sahipti. O savaşta İsrail’e unutulması güç bir askeri yenilgi yaşatan Hizbullah’ın böylesi bir güçten kolay kolay vazgeçmeyeceği ortadadır. Yanı sıra havalimanı komutanının görevden alınması da öyle. Böylesine stratejik bir noktadaki gücünü doğal olarak kaybetmek istemeyecektir. Fakat sorun bunların da ötesinde anlamlar taşımaktadır. Keza Hizbullah’ın bu denli stratejik noktalarda etkisizleştirilmeye çalışılması tek başına Lübnan içindeki dengelerle ilgili bir durum değildir. Bunlar daha geniş bir bölgesel hamlenin ön belirtileridir. Nitekim Hizbullah da bunu böyle anladığı için, "savaş ilanı" olarak tanımlayıp, İran ve Suriye ile olası bir iletişim kopukluğunu engellemek için Batı Beyrut’u denetim altına alacak bir hamle yaptı. Bu hamle ile ülkenin İran’a ve Suriye’ye açılan yollarını, limanı denetim altına alarak konumunun altını bir kez daha çizdi.

Hizbullah tüm bu günler boyunca ciddi bir direnişle de karşılaşmadı. Hükümet partilerinin silahlı güçleri ile yer yer çatışmalar olsa da, bu geniş milis güçlerinin katıldığı çatışmalara dönüşmedi. Ve Batı Beyrut’u neredeyse engelsiz bir tarzda ele geçirdi.

Hizbullah’ın gücü mü sınandı?


Son gelişmeler ordunun müdahalesi ile şimdilik durdu. Ordu, Hizbullah’ın telekominikasyon şebekesindeki faaliyetlerine ordu gözetiminde devam edebileceği, hava limanı komutanının görevden alınması kararını ise askıya aldığını açıkladı. Hükümet güçleri de Hizbullah da ordunun müdahalesini tanıdılar. Hizbullah silahlı güçlerini geri çekmeye başladı.

Bu açıdan son provokatif kararların Hizbullah’ın gücünün sınanmasının yanı sıra, asıl olarak Lübnan’ın nabzının alınmasında da önemli veriler sunduğunu söyleyebiliriz. Lübnan halkının olduğu gibi, Lübnan ordusunun da nabzı alınmış oldu. Gelişmelerin fitilini çekenler bu hesapları yaptı mı bilinmez ama ortaya çıkan sonuçları değerlendirecekleri muhakkak. Aslında hesap edilmesi güç boyutlar da kazanabilecek olan bir süreç şimdilik taraflar açısından bir çeşit tatbikat karakteri kazanarak noktalanacak gibi görünüyor. Emperyalist güçlerin de, Lübnan’ın kukla hükümetinin de bir daha böylesi bir hamleden önce daha geniş bir hazırlık yapacakları kesin. BBC muhabirinin de belirttiği gibi, "Bu sefer hükümet erken adım atmış"tı!

Sonra?!


Lübnan’da benzer provokasyonların ateşlediği yeni bir iç savaş yaşanıp yaşanmayacağını kestirmek mümkün değildir. Keza Lübnan’ın etnik ve mezhepsel haritası, tarihsel hafızası ve bunun oluşturduğu korkunç birikimin kendisi en küçük bir kıvılcımın bir iç savaşa dönüşmesi potansiyeli taşıyor zaten. Fakat son genel grevde de açığa çıktığı gibi o mezhepsel ve etnik haritanın da üstüne çıkan bir sınıfsal eksenin oluşması da hiç de uzak bir ihtimal değildir! Lübnanlı emekçiler mezhebi, etnik kökeni ne olursa olsun sonuçta aynı yokluğu, yoksunluğu yaşama paydasında buluşuyorlar. Asgari ücretle yaşamaya çalışanların hepsi 200 dolarlık ücretleri ile, yükselen temel tüketim malları arasındaki uçurumun yarattığı sınıfsal atmosferi solumakta! Ve bu atmosfer çeşitli aktörlerin siyasal amaçları doğrultusunda orasından burasından çekiştirilse de son genel grevde de açığa çıktığı gibi dönem dönem baskın çıkarak varlığını daha güçlü hissettirebiliyor da. Hizbullah’a dönük son hamleye, Hizbullah’ın verdiği karşılığın beklenen bir iç savaşı ateşlememesi de bir yönü ile bu gerçekten besleniyor diyebiliriz.

Fakat Lübnan gibi bir ülkede sınıf ve emekçilerin kendi öz çıkarları temelinde nefes alıp vermeleri hiç kolay değil. Keza Lübnan hiçbir zaman sadece Lübnan olmadı. Tarihinin o denli kanlı iç savaşlara sahne olması da bundandır. Bugün ise bu daha fazla böyle! Bu küçücük ülke gelinen noktada emperyalizmin bölgesel planlarının ve dalaşlarının toplaştığı belli başlı üslerden biri. Emperyalistlerin-bölge gericiliklerinin ve hemen yanı başındaki İsrail barbarlığının at koşturduğu, kendi istedikleri dengelerin oluşması için orasından burasından çekiştirdikleri bir oyun alanı. Bu açıdan da Lübnan önümüzdeki dönemin siyasal nabzının atacağı önemli üslerden biri olmaya devam edecek.